Berlin'den İstanbul'a gelenler


Hep hatırlanan tat: Ali Muhiddin Hacı Bekir Halide Edib Adıvar’dan Madonna’ya kadar pek çok ünlü ismin anılarında yer eden Ali Muhiddin Hacı Bekir , üstlendiği 42. İstanbul Film Festivali Tema Sponsorluğu ile sanata destek olmaya devam ediyor. Nedir? 1777 yılında İstanbul’un Bahçekapı semtinde küçük bir dükkânda başlayan yolculuğuna önce Osmanlı sarayında, sonra da dünyanın dört bir yanında devam eden Ali Muhiddin Hacı Bekir ; ilk günkü hâliyle koruduğu özgün reçeteler ve doğal ürünlerle tüm dünyanın hayran olduğu şeker ve lokumlar üretiyor. Kimi zaman ünlü ressamların imzalarıyla süslü kutularıyla, kimi zaman dünyaca ünlü eserlerle bezenen dükkân duvarlarıyla sanata ve sanatçıya verdiği değeri her daim gösteren Ali Muhiddin Hacı Bekir ; bu yıl 42. İstanbul Film Festivali ’nin Antidepresan bölümüne konuk olarak festival katılımcılarına duyusal bir şölen yaşatmaya hazırlanıyor. 246 yıllık tecrübesiyle İstanbul’un gastronomi tarihine tanıklık eden Ali Muhiddin Hacı Bekir’i buradan ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Potsdamer Platz'da bir kafe, 2022 kışı. Berlin Film Festivali'nin son günleri. Almanya'da Türkçe duymak pek haber değeri taşımadığından yemeğimi bitirene kadar iki yan masadaki Türkçe cümlelerin kaynağının kim olduğuna dönüp bakmıyorum. Ne zaman ki aramızdaki masada oturanlar yemeğini bitirip kalkıyor, ses tanıdık gelmeye başlıyor ve gülüyorum: "Müge, n'aber?"
Festival tatlı tesadüfler, buluşmalar anlamına geliyor yine. Rabiye Kurnaz'ın tribünlere oynayışından, Aşk, Mark ve Ölüm'ün kusursuzluğundan, o gece Altın Ayı'yı kazanacak Alcarràs'tan konuşuyoruz ayaküstü. Festival ruhunun bir parçası olmuş o konuşmalarda hep olduğu gibi "Neler izledin?"ler, "Beğendin mi?"ler havada uçuşurken ikimiz de farklı bir filme yetişme derdindeyiz; hızlıca ayrılıyoruz.
Üç yıldır büyük bir heyecanla takip ettiğim Berlin Film Festivali'ne bu yıl ne yazık ki gidemedim. (Buraya bürokrasinin hayallerin önündeki en büyük engel oluşu, sınırların saçmalığı ve seyahat özgürlüğü ile ilgili bir şeyler yazdığımı farz edin.) Bu sene festival sırasında Berlin'de değil, festival sonrasında İstanbul'da buluşabiliyoruz aynı sohbet için. Yüreğim buruk ama sorum belli: "Berlin'den İstanbul'a gelenlerden hangilerini izledin?" diyorum, "Hangilerini beğendin, hangilerini izlemeliyim?" Eminim bu soruların yanıtları seni de ilgilendiriyor.
Ben soruyorum, İstanbul Modern Sinema film küratörü ve sinema yazarı Müge Turan yorumluyor. Heyecanla sorduğum ilk soru "Yeni Petzold nasıldı?" oluyor. Senaryo ödüllü Music, oyunbaz ikili Bad Living - Living Bad, Encounters bölümünün galibi Here ve benim için önemli bir keşif olabileceğine inandığım 20,000 Species of Bees.
Afire | Yön: Christian Petzold
Petzold’un son birkaç filmi gibi bu da kaderin ağına takılan bir aşk hikâyesi, felaket ile romantizmi çiftleştiren modern bir melodram. “Elementler” üçlemesinin ikinci filmi ve merkezinde ateş var, ama Undine gibi tarihe referans vermek yerine bugünde geçiyor. Edebiyat için yanan sanatçılar, iklim krizi sonucu daha da yakında hissettiğimiz yangınlar bir arada. Hem sanat üretimi hem de bu üretimin her şeyi tüketen felaketler karşısındaki abes hali. Bir yandan tam bir Petzold filmi, ama bir yandan da daha tuhaf ve komik.
Music | Yön: Angela Schanelec
Music | Kaynak: İKSV
Schanelec’in onuncu filmi antik bir metin olan Sofokles trajedisinin postmodern yorumu. Sıcak bir Yunan adasında başlayıp gri Berlin sokaklarında bitiyor. Otomobil kazaları, doğan bebekler, ensest, körlük, sırlar ve sırların açığa çıktığında başa gelen felaketler kronolojik bir zaman çizelgesinde değil de bilmece gibi bir döngüde anlatılıyor. Uzlaşmaz bir biçimci olan yönetmen yine izleyenden yüksek ilgi ve dikkat bekliyor. Her ne kadar ışık geçirmeyen, duygu erişimine kapalı gibi dursa da filmin fevkaladeliğinden etkilenmemek mümkün değil. Üstelik bu kez müziğe de sığınabiliyoruz.
Bad Living | Yön: João Canijo
Bad Living | Kaynak: İKSV
Portekiz'den João Canijo’nun eski muhteşemliğinin izlerini hâlen taşıyan bir otele neredeyse mahkûm üç kuşak kadını anlatıyor. Ama filmin asıl ana karakteri labirent gibi büyük ve modern bu otel. Görüntü yönetmeni Leonor Teles’in bol pencere ve ayna yansımalı güzel çekimleri, renk ve bitti bitecek hissi veren ışık kullanımı filmin izleme keyfi veren tarafı. Bir de kadın kadına kaldıklarında ancak kötü bir enerji çıkarmış gibi aşırı depresif bir ruh hâli var. Sadece anne ve kızları değil çalışanların arasında da dolanıyor bu mutsuz enerji. Sıcaklıktan yoksun belki de otelin fotoğrafına fazla gönlünü kaptırmış, kendini fazla ciddiye alan bir yönetmenin filmi. Filmin siyam ikizi olan Living Bad’i izlemedim. Belki otel işletenleri kadar mutsuz değildir müşteriler.
20.000 Species of Bees | Yön: Estibaliz Urresola Solaguren
20.000 Species of Bees | Kaynak: İKSV
Bask yönetmenden bir ilk film. Trans bir çocuğun kendi içinde farklı ritim ve dinamikleri olan kalabalık bir ailede kendine yer bulma, kendi olma çabası. Yönetmen bütün karakterlerine şefkatle ve yumuşak yaklaşıyor: Çocuğun cinsiyet kimliğindeki kriz kadar annesinin sanatçı kimliğindeki krize de bakıyor. Filmin başrolündeki sekiz yaşındaki Sofia Otero filmin en büyük gücü.
Here | Yön: Bas Devos
Here | Kaynak: İKSV
Bas Devos da ince ve hassas bir dilde anlatıyor hikâyesini. İki ana karakterden biri olan Romen inşaat işçisi Stefan, yıllık izni için memleketine dönmeden önce buzdolabında kalan sebzelerle çorba yapıp onu tanıdıklarına dağıtıyor. Stefan, yürüyüşe çıktığı bir gecede teyzesine Çin yemeği restoranında yardım eden briyolog (yosun uzmanı) genç kadın Shuxiu ile tanışıyor. Here, sinemanın gözünü çok iyi kullanan bir film: Kamera bazen yanından geçerken veya üzerine bastığımız için görmediğimiz şeyleri öne çıkarıyor, bazen de rastlantısallık için durmamız gerektiğini fısıldıyor. Sinemanın anlatıdan bağımsız anlarını iyi yakalayarak insanın ve doğanın huzur barındırabileceğine inanarak çıkıyoruz filmden.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Festivalin Galalar bölümünde öne çıkanlar; Berlin'den İstanbul'a gelen filmler ve festivalden önce küçük bir okuma, izleme ve dinleme listesi.
29 Mar 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
14–20 Eylül tarihleri arasında düzenlenen ve medya sponsorları arasında yer aldığımız Ayvalık Uluslararası Film Festivali’ne; değişen alışkanlıkları, süren samimiyeti ve bu yılın filmleri üzerinden baktık.

Bazen insanın ihtiyacı, acısına bir cevap bulmak değil, o acının içinde bütünüyle yalnız olmadığını bilmektir. Belki kitapların yapabileceği şey de tam burada başlıyor. Acıyı dindirmek değil, çünkü bazı acılar dindirilemeyebilir. Bir kaybı anlamlandırmak ya da ona teselli olacak birkaç güzel cümle bulmak da değil; yalnızca insanın acısının yanında sessizce bulunmak.

Arkas Sanat ve Centre Pompidou işbirliğinin ilk sergisi “Lumina: Renk ve Işık Sanatı”, 26 Eylül’de Lucien Arkas Sanat Merkezi’nde açılıyor. Beş yıllık işbirliği kapsamında düzenlenecek 10 serginin ilkini ve bu uzun soluklu buluşmayı Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası ve Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon’dan dinledik.

“Verilere dayalı gerçek, muhasebeciler içindir” diyen ve sadece nesnel gerçeği beyazperdeye yansıtmakla yetinen sinema anlayışını aşağılayan Werner Herzog'un çektiği tüm filmlerde, kurgu ve belgesel iç içe geçer. Her bir film projesi, lideri Herzog olan ekibin görevidir ve görev yerine getirilecektir. Görev süresince tüm ekip “dışarıdan gangsterler gibi görünüp, içlerinde papaz cübbesi giymiş azizler gibi” adanmış olacaktır.

Filozof Jonathan Barnes'ın kızı ve İngiliz yazar Julian Barnes'ın yeğeni Camilla Barnes, ilk romanı "Her Zamanki O Öldürme Arzusu"nda İngiltere'den Fransa'ya göç etmiş bir ailenin üç kuşaklık öyküsünü anlatırken zarif ve alabildiğine mizahi bir dil kullanıyor. Barnes’la, bu güçlü edebiyat ve felsefe geleneğinin içinde kendi sesini bulmayı, İngiltere’den Fransa’ya göçü, aile içindeki iktidar ilişkilerini, kuşak çatışmalarını ve yaş almayı konuştuk.




