Bilinç akışıyla Galata Kulesi'yle anılan bir isme: Aram Tahtacıyan

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Bilinç akışı serimize hoş geldiniz! Hikâyesi ve dönüşümü bitmeyen İstanbul’un öncü olmuş yapı ve kişiliklerini ele alacağımız notlardan ilki, haftanın gündeminden. Galata Kulesi’ndeki izinsiz yıkım görüntüleri, tarihi ve tarihî eserlerin bizde bıraktığı kolektif duyguları hatırlattı. Bir de sadece kuleyi… Düşünmeye başlayınca durmak mümkün olmuyor kimi zaman. Bu esnada bilinç akışı bizi Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşamış mimar Aram Tahtacıyan’a götürdü. Ve daha nicelerine…
- Aram Tahtacıyan, 1894 yılında doğar. 17. yüzyılda Paris’te kurulan güzel sanatlar okulu École des Beaux-Arts eğitim görür ve ardından ülkeye geri döner. Eğitiminden övünerek bahsettiği ve hatta ilan verirken “École des Beaux-Arts mezunu” ibaresi kullandığı belirtilir. Bu okuldan mezun olan bir başka isim ise Mimar Kemaleddin Bey ile Türkiye’nin kimlik inşası için çalışan mimar Vedat Tek’tir. Vedat Tek’in işleri arasında Nişantaşı’ndaki birçok konağını, Haydarpaşa Vapur İskelesi’ni ve İkinci TBMM Binası’nı sayabiliriz. Aram Tahtacıyan’a dönersek, İstanbul’a geldikten sonra çeşitli yapılarla imzasını atar; fakat hiçbiri Galata Kulesi’ne yapmak istedikleri gibi dikkat çekmez. Dönemin İçişleri Bakanlığı’na denk gelen makama verdiği dilekçeyle 1908 yılında Galata Kulesi’ne demir konstrüksiyonlardan bir seyir terası eklemek ister. Bunu yazılı olarak “Kule-i mezkurenin ahşap kısmının hedmiyle, demirden bazı ilaveler yani askı bahçeler, teraslar ve localar inşası hususunun tarafıma terk ve tahsisini istirham eylerim.” sözleriyle iletir. Haliç, Boğaziçi seyrini sağlayacak eklentiyle kule en az biraz daha yükselecektir. Tahtacıyan’a göre bu tasarım ihtiyacı doğuran kulenin ahşap bölümlerinin defalarca yanmasıdır ve bu ihtiyacın karşılanması için devletten maddi olarak bir kuruş bile destek istememektedir, tabii 30 yıllığına kulenin işletmesinin verilmesi şartıyla. Hatta gelirlerin %20’sini de vereceğini taahhüt eder. İlginçtir ki kendisinden övgüyle bahsedilen bir yazının sonunda red cevabı verilir. Red cevabı 31 Mart Vakası’ndan sonra kaleme alınır. Kim bilir, belki de bir mimar için tarihin talihsiz anlarından biridir. Nitekim gerçekleştiremediği bir projeyle ön plana çıkan birinin tarihe yaptığı katkı bu kadar mıdır? Tahtacıyan için cevap verirsek elbette hayır.

- Hıdivyal Palas: Daha önce İstanbul’un hiç kalamadığımız otellerinden Tokatlıyan’dan bahsetmiştik. Bu sefer İstiklal Caddesi’nde yer alan Hıdivyal Palas’ı selamlayalım. Tahtacıyan'ın imzasını taşıyan ve şu an altında Lebon Pastanesi'yle esnaf lokantası Armada’nın bulunduğu yapı, yaklaşık 180 yıl önce Hotel d'Angleterre olarak kapılarını açar, 1897’de kapatır ve yıkıma uğrar. Hotel d'Angleterre kervansaraylara alışık olan Osmanlı İmparatorluğu’nun konaklama ihtiyacını dönüştüren yapılarından biri. Çünkü, caddedeki tek otel olduğu 50 yıllık süre zarfında yerli-yabancı birçok konuğun yazılı olarak buradan bahsetmesinin de sonucunda Büyük Londra Oteli ve Pera Palas kısa aralıklarla caddede açılır.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kadıköy'ü nasıl bilirdiniz? Hiç bir turşu dükkânına girip bir bardak turşu suyu istediniz mi? Peki ya bizimle İstanbul'un köylerine gelir miydiniz?
16 Ağu 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...




