Bir "hareketli görüntü" hayranı: Fatma Çolakoğlu

"Programlamanın çevrimiçi seyirciye ulaşma gayreti bize pek çok şey öğretti."
Bir "hareketli görüntü" hayranı: Fatma Çolakoğlu

12 Ekim - Beymen - Duende
Beymen ile birlikte

Beymen , Volume Up ile müziğin sesini açıyor Beymen Volume Up Son, ki, üç, dört! İddialı olmaktan çekinmeyenlerin vazgeçilmezi Beymen , 2022-2023 sonbahar/kış kampanyası Volume Up ’ta moda ve rock’n roll ruhunu spot ışıkları altında bir araya getiriyor. Volume Up: Yaşamın her ânının izlenmeye değer bir performans olduğundan hareketle bizi içimizdeki ışığı sergilemeye çağıran Volume Up sahnesi, glam rock stilini yüksek modayla buluşturuyor. Mücevher renklerinin öne çıktığı parlak renk paleti, retro baskılardan ekoseye uzanan desenlerle ve denim, deri gibi klasiklere eşlik eden ışıltılı ve teknik dokularla süslenmiş parçalarla buluşuyor. Neler var? 15-16 Ekim ’de Beymen Zorlu Center ’da doremusic iş birliği ile kurulacak Volume Up Talent Stage , kendi sesini bulmak isteyenlere bir sahne fırsatı sunuyor. Aynı tarihlerde NARS’ın birbirinden yetenekli makyaj uzmanlarının içimizdeki rock star ’ı ortaya çıkaracağı Rock Star Make Up konsepti, 12.00-20.00 saatleri arasında ücretsiz ve rezervasyonsuz misafirlerini bekliyor. Dahası: Volume Up'ın ritmiyle rock müziğin tarihi Beymen.com deneyim alanında keşfedilmeyi bekliyor. Duende ’nin hazırladığı , rock tarihinde önemli yeri olan şehirlerden New York , Manchester ve Berlin ’e özel çalma listeleri, dönemin ikonik videoları ve daha fazlası Beymen.com ’un yüksek teknolojili ürünleri ile dinleyecilerle buluşuyor. Seda Erciyes ve Cem Pilevneli ’nin rock anthem ’lerden I Love Rock’n Roll ’u yeniden yorumlayarak sesi yükselttiği kampanyayı incelemek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Fatma'yı keşfetmek. Babasının BBC Türkçe servisindeki görevi nedeniyle çocukluğu Londra'da geçmiş Fatma'nın. Sinemaya dair ilk ipuçlarını İngiliz televizyonları izleyerek, orada sinemaya giderek almaya başladığını, kendisine iz bırakan ilk filmlerin E.T. the Extra-Terrestrial, The Sound of Music ve The Wizard of Oz gibi Hollywood klasikleri olduğunu söylüyor: "Dokuz yaşında büyük bir sinema yönetmeni olacağıma kanaat getirerek büyük bir Steven Spielberg hayranlığına yelken açıyorum." Bu hayranlığı 1987'de annesi ve babasının boşanmasına bağlıyor: "Spielberg'ün de özellikle boşanmış aileleri işliyor olması ve onların böyle sıra dışı maceralar içinde yer alıyor olması bende duygusal bir bağ yarattı." Avrupa sinemasınıysa ergenlik döneminde keşfetmeye başlamış.

Sinema saplantısı. Sinemayla hep saplantılı bir ilişkisi olduğunu söylüyor Fatma. 11-12 yaşındayken, hazırlık sınıfındaki hocası, Fatma'nın tüm ödevlerinin bir şekilde sinemaya bağlanmasıyla bu saplantıyı fark etmiş ve önce Antrakt, sonra da Tempo dergisinde sinema bulmacaları hazırlamasına önayak olmuş. Emerson College'da sinema, Goldsmiths College'da tiyatro eğitimi, ardından film küratörlüğü ve film programlama gelmiş. Fatma, mesleğini "kavramsal çerçevede bir derdi olmak" olarak tanımlıyor ve gülerek eklemeyi de ihmal etmiyor: "şimdi dert de demeyelim ama...

Fatma mesleğinin biraz da hayatı filmler üzerinden anlamlandırmaya çalışmak olduğunu ekliyor. “Sinemanın en etkili araçlardan olduğunu düşünüyorum hâlâ. Ve dijitale geçiş, streaming platformlarının artması, televizyon dizilerinin ya da dizi formatının artması [söz konusu olsa da] sinemanın geleceğinin çok daha uzun vadede devam edeceğine inanıyorum. Çünkü hep bir hikâye peşindeyiz aslında. Var olduğumuz hayatı bir şekilde anlamlandırmaya çalışıyoruz, ya da ben hâlâ anlamlandırmaya çalışıyorum."

Fatma Çolakoğlu Salt Galata'nın merdivenlerinde | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Birkaç adım geriden. 2014, belki 2013. O güne kadar Pera Müzesi'nin birkaç sergi açılışından yüzüne aşina olduğum Fatma'yla, müze ve çalıştığım yayının ortak bir projesi için ilk kez bir iş toplantısında bir araya geliyor, ilk kez filmlerden konuşuyorum. 2016'nın son günlerinde, bir başka sergi açılışında yanıma geliyor ve birlikte çalışma ihitmalimiz için ağzımı yokluyor. Müzenin film departmanı Pera Film'de bir yıl boyunca programlama asistanı olarak çalışıyorum. Bu işin yaratıcılık kadar yazışma yeteneği de gerektirdiğini, sinema bilgisi kadar pazarlık becerisi de gerektirdiğini öğreniyorum o yıl. Pera Film'de Balkan sinemasından köpek filmlerine, Nordik sinemadan büyüme hikâyelerine sekiz program yapıyoruz birlikte. Sonra ayrılıyor yollarımız; o Salt'a, ben Chicago'ya. 

İstanbul Modern Sinema, Pera Film, Salt. 2005'te İstanbul Modern Sinema'yı başlattıklarında İstanbul'da alternatif film izlemenin çok az yolu olduğunu, genelde festivallerin beklendiğini hatırlatıyor. Kariyerine baktığımda, bugün İstanbul'da alternatif film izlemeyi yıl boyunca mümkün kılan birçok kuruma elinin ve emeğinin değdiğini görüyorum Fatma'nın: “Üç kurum bir nevi sinematek anlamında bir programlama yapıyor. Müze statüsünde olan İstanbul Modern ve Pera Müzesi biraz daha farklı ritim ve içeriklerle seyirciye ulaşırken Salt'ta belli birtakım seriler ve ek programlamalarla bu film programını yönetiyoruz ve geliştiriyoruz.

"Normal dediğin nedir ki?" Şu an Araştırma ve Programlar Direktörü olarak görev aldığı Salt'la ilgili olarak, “Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema, sinema anlamındaki bütün beklentilerimizi ters köşe yapan bir mekân olarak hayal edilmiş." diyor Fatma. "Sinemanın o koltukları rahat ve geniş, o popcorn deneyimi gibi popüler sinemanın getirdiği izleme koşulları burada çok daha komünal ve kolektif bir izleme deneyimi sunuyor.

Göreve geldikten kısa bir süre sonra hayatlarımıza çıkagelen pandemi, bu kolektif ve komünal deneyimi biraz sekteye uğratmış olsa da o koşulların getirdikleri de olmuş. “Biraz Pandora’nın kutusu gibiydi COVID. Programlamanın çevrimiçi seyirciye ulaşma gayretiyle kafamızın içinden ve hep İstanbul ve mekân odaklı düşünmekten çıkmak gibi pek çok şeyi öğretti” Salt'ın bu sezon "normalleşerek" fiziksel film gösterimlerine devam ederken hibrit bir formatla çevrimiçi gösterimlerini de sürdüreceğini hatırlatıyor Fatma.

Video sanatı. Yıllar içinde yalnızca film gösterim programlarının değil, video sanatı sergilerinde de küratör olarak çalışan Fatma, en son Salt'ın Bilinmeyene Doğru: Varşova Modern Sanat Müzesi Video ve Film Koleksiyonu'ndan Bir Seçki sergisini Sebastian Cichocki’yle programladı. Video sanatı ve sinema arasındaki çizginin kendisi için gittikçe grileştiğini söylüyor. Daha önce Christian Marclay'in The Clock'unun da adının geçtiği sohbetimiz, bu kez bir sanatçı ve bir sinemacı olarak Steve McQueen'in çok yönlülüğüne uğruyor.

Fatma ve Emre, Salt Galata koridorlarında Julia Ducournau hakkında konuşmaya hazırlanıyorlar. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Fatma'yla keşfetmek. Konuşacağımız yönetmeni seçerken Julia Ducournau için bana "Zor mu olur yoksa?" diye sorduğunu hatırlatıyorum Fatma’nın. Tüketim toplumundan objelerle olan saplantılarımıza kadar birçok konuyu işleyen Altın Palmiye ödüllü Julie Ducournau sineması için “Neden zor, çünkü cinsellik ve şiddet ağırlıklı. Bir süredir görmediğimiz yeni bir korku literatürü alanı açabilecek potansiyelde olduğunu düşünüyorum.” diyor. Korku sinemasıyla ilgili yaklaşımları ters yüz edişinden, dehşet anını göstermeden sana gözünü kapattıran şiddet sahnelerinden, tasvir ettigi beklenmedik insan ilişkilerinden konuşuyoruz: “Ana karakterlerin motivasyonlarıyla, o gerginlikle, en ürkünç şeyin her daim insan olduğunu bize anlatıyor.”

Ergenlik. Ducournau filmlerinden ve body horror alt türünden yola çıkarak değişimin zor ya da korkunç bir şey olup olmadığı üzerine tartışmaya başlıyoruz: “Cronenberg’in hikâyelerinde o bedensel ve kafadaki değişim kontrol edemediğin bir şey hâline geliyor. Kontrol edemediğimiz her şey zaten ürkünçtür.” Ducournau’nun da Cronenberg’in izinden gittiğini hatırlatarak, “İnsanın kendi bedeniyle ilgili birtakım değişimler geçirmesi ve başka bir şeye dönüşme ihtimalinin olması, hayatındaki o değişimleri nasıl ele aldığına dair çok güzel bir gösterge veya araç oluyor.” diyor Fatma. Ergenliğe asla geri dönmek istemeyeceğine dair kararı net ama “18 yaşından sonra herkese yetişkin diyoruz ama yetişkinlik bir devinim gibi.” diye de ekliyor. “70 yaşında da ergen olabilirsin.”

Diyor ki...

“Dünyanın pek çok farklı yerinden, popüler olsun bağımsız olsun deneysel olsun pek çok hikâye başka şeyler tarif edebiliyor, anlatabiliyor, ulaşıyor size. Programlama yaklaşımı da bence biraz buradan çıkıyor. Bir şekilde yaşadığımız bu dünyanın nasıl anlamlandırılabileceğine dair ipuçları arıyoruz ve sinema burada harika bir ilaç bence.”


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🎬 Keşif Sineması #2.3: Fatma Çolakoğlu

Fatma Çolakoğlu'yla film programlama, video sanatı ve "body horror" üzerine. | Keşif: Julia Ducournau

12 Eki 2022

Beymen ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

'Yalvaç'ın yazarı Selda Uygur: Biraz cesaretle baktığımızda taşın bile bir ruha sahip olduğunu görürüz

Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.

Soner Can

·

04 Eyl 2026

'Yalvaç'ın yazarı Selda Uygur: Biraz cesaretle baktığımızda taşın bile bir ruha sahip olduğunu görürüz
DuendeDuende

HİKAYE

'Annie Bot': Kusursuz bir sevgilinin isyanı

Uzun ve yıpratıcı bir boşanma sürecinin ardından bir boşluğa düşen Doug, duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılayacak bir robot satın alıyor. Ödüllü yazar Sierra Greer’in kurguladığı korkutucu derecede gerçekçi bilimkurgu hikayesi burada başlıyor. Sierra Greer, Annie’nin hikayesi üzerinden itaat, rıza ve özgürlük gibi meseleleri kurcalıyor.

Şeyma Ye

·

02 Eyl 2026

'Annie Bot': Kusursuz bir sevgilinin isyanı
DuendeDuende

HİKAYE

'İçimdeki Kalabalık'ın yazarı Gamze Güller: İç içe matruşkalar gibi kadınlar

Gamze Güller, uzun bir aradan sonra yeniden basılan ödüllü ilk öykü kitabı "İçimdeki Kalabalık"ta yalnızlık, korku ve tıkanmışlıklara vurgu yapıyor. Her kadın kendi içinde birçok kadını barındırıyor. Her birinin farklı yüzleri var; iç içe geçmiş matruşkalar gibi. Acı, sevinç, korku, yalnızlık ve tıkanmışlıkları hep bir bedenin içinde. Yani hepsinin içinde bir kalabalık var.

Soner Can

·

31 Ağu 2026

'İçimdeki Kalabalık'ın yazarı Gamze Güller: İç içe matruşkalar gibi kadınlar
DuendeDuende

HİKAYE

Garth Jennings: "Umarım bu belgeseli izleyen herkes Pulp’a âşık olur"

Garth Jennings’ın yönettiği "Pulp: Son Bir Şarkı Daha" (Pulp: What Do You Do for an Encore?), 24 Eylül’de MUBI’de. Belgesel, grubun “More” turnesindeki en büyük arena konserini, geçmişte daha önce hiç görülmemiş arşiv görüntüleriyle buluşturuyor. Belgeselin anlatıcısı ise vokal Jarvis Cocker. Yönetmen Garth Jennings ile Zoom’da biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

31 Ağu 2026

Garth Jennings: "Umarım bu belgeseli izleyen herkes Pulp’a âşık olur"
DuendeDuende

HİKAYE

'The Dog Stars': Post-apokaliptik dünyada yası kişiselleştirmeye hakkımız var mı?

Ridley Scott, "The Dog Stars"ta salgın sonrası bir dünyada yas, yalnızlık ve umuda dair güçlü fikirlerin peşine düşüyor; fakat bu fikirleri taşıyabilecek inandırıcı bir dünya yaratmakta zorlanıyor.

Emre Eminoğlu

·

31 Ağu 2026

'The Dog Stars': Post-apokaliptik dünyada yası kişiselleştirmeye hakkımız var mı?