Bir ikilemin tam ortasında: Tarım ve İklim


Yöresel lezzetler birkaç tık uzakta: Ekremoğlu
Günün birinde peynir, zeytin, zeytinyağı, tarhana siparişinizi internetten verebileceğiniz; gidip yerinden satın almaya fırsat bulamayacağınız yöresel ve katkısız ürünlere birkaç dakikada koltuğunuzdan erişebileceğiniz aklınıza gelir…
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Bu yaz tüm dünya, bilim kurgu filmlerinde izlerken bile hayrete düştüğümüz birçok felakete sahne oldu. Yangınlar, seller, mevsim normallerinin üstünde seyreden hava koşulları ve sıcaklık nedeniyle artık yaşanamaz duruma gelen bölgeler… İklim değişikliğinin yıkıcı etkisini tam anlamıyla hissettiğimiz bir yazla vedalaşırken tarım sektörü için de çanlar çalmaya başladı. İklim krizi üzerinde yoğun etkisi olduğu bilinen sektör, iklim değişikliğinden de fazlasıyla etkileneceği için ürkütücü senaryolarla karşı karşıya...
İklim değişikliğinin tarıma etkisi
İklim değişikliğiyle tarım sektörünün iki boyutlu bir ilişkisi var. Tarım, bir yandan hızla değişen iklim koşulları yüzünden ciddi bir zarara uğrarken bir yandan da iklim değişikliğini körükleyen sektörlerin başında geliyor. İlk olarak iklim değişikliğinin tarıma etkilerine gelecek olursak; yağış düzenlerinde meydana gelen değişiklikler, artan sıcaklıklar, uzun ve sık kuraklıklar ve seller; mahsul verimini, başlıca hububatların besin kalitesini ve hayvancılık faaliyetlerinin verimliliğini düşürüyor. Mevcut tarımsal üretimi korumak ve dünya çapındaki gıda talebini karşılamak için üretim ve kaliteyi artıracak yatırımların önemi her geçen gün artıyor.
Cornell Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, iklim değişikliği 1960’lardan bu yana küresel tarımsal üretimin %21 oranında azalmasına neden oldu. Bu, 2013 yılında verimlilik artışında duraklama tuşuna basmak ve o zamandan beri herhangi bir gelişme yaşamamakla eşdeğer. Öte yandan, değişen iklim koşulları neticesinde tarımsal üretimin her geçen gün daha büyük zorluklarla yüzleşmesi ve dünyanın birçok bölgesinde verimliliğin düşmesi bekleniyor.
Tarımın iklim değişikliğine etkisi
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'ne (IPCC) göre, sera gazındaki artışın temel nedenleri arasında fosil yakıtlar, arazi kullanımı ve tarım yer alıyor. En kirletici endüstrilerden biri olan tarım, ormanlar, meralar ve çayırlar gibi tarım dışı arazilerin tarım arazilerine dönüştürülmesi yoluyla iklim değişikliğine neden oluyor. Bunların yanı sıra sektör, pirinç ekimi ile metan salımı, gübre üretimi ile nitröz oksit salımı ve özellikle büyükbaş hayvancılıktan kaynaklı metan üretimi ile doğrudan sera gazı emisyonlarına katkıda bulunuyor.
2010 yılında tarım, ormancılık ve arazi kullanımının küresel yıllık emisyonların %20-25'ine katkıda bulunduğu tahmin ediliyordu. Avrupa Birliği, 2020'de yayımlanan bir raporla gıda ekosisteminin toplam sera gazı emisyonlarının %37’sine katkıda bulunduğunu ve bu rakamın nüfus artışı ve beslenme değişikliği nedeniyle 2050’ye kadar %30-40 oranında artacağını açıkladı.
İkilemi nasıl çözeriz?
ABD merkezli yayın kuruluşu Nature Food’da yayımlanan bir çalışma, küresel sera gazı emisyonlarının üçte birinden fazlasının gıda üretimi, dağıtımı ve tüketiminden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Rapora göre, tarımın iklim değişikliğine olumsuz etkisini azaltmak için sürdürülebilir teknoloji yatırımlarının artırılması ve tüm sektörün yenilikçi çözümlerle baştan şekillendirilmesi gerekiyor. Tarımdan kaynaklanan emisyonları azaltmak için alınması gereken önlemler 3 ana noktada birleşiyor:
- Tarım sektöründe teknoloji kullanımını artırmak
- Yoğun et içeren beslenmeden uzaklaşmak
- Gıda zinciri boyunca israfı azaltmak
Uzmanlar ne diyor?
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve İklim ve Temiz Hava Koalisyonu tarafından yakın zamanda yapılan bir değerlendirme, tarımla ilgili metan emisyonlarının azaltılmasının iklim değişikliğine karşı mücadelede kilit rol oynayacağını ortaya koyuyor.
UNEP Sürdürülebilir Gıda Sistemleri ve Tarım Programı sorumlusu James Lomax, “İşe, tarımsal ekim ve hayvancılık üretimine yönelik yaklaşımlarımızı yeniden düşünerek başlamamız gerekiyor,” diyor. Bunun için ise yeni teknolojilerden yararlanmayı, bitki açısından zengin beslenmeye geçmeyi ve alternatif protein kaynaklarını benimsemeyi öneriyor.
BAE İklim Değişikliği Özel Elçisi Hana AlHashimi ise tarımda sürdürülebilir çözümler için verimi en üst düzeye çıkarabilecek, kaynakları optimize edebilecek ve karbon emisyonlarını azaltabilecek teknolojiler geliştirmenin gerekliliğini vurguluyor. Hashimi, “Su pompalamadan soğutmaya kadar gıda değer zincirinin her segmentinde yenilenebilir enerjinin hidrokarbon enerjisinin yerini aldığını görmek istiyoruz,” diyor ve ekliyor "Minimum miktarda toprak ve su gerektiren gıdalar geliştirmeliyiz.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İklim krizi mi tarımı olumsuz etkiliyor? Yoksa tarım faaliyetleri ve arazi kullanımı mı iklim krizini körüklüyor? Elektrikli araçlar, ulaşım sektöründen kaynaklanan emisyonları azaltabilir mi? Elektrikli araçlar, yeterince "yeşil" mi?
17 Eyl 2021

YAZARLAR

İrem Özbay
Writer @ Pareto

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ray-Ban ve Oakley gibi popüler markaların çatı şirketi EssilorLuxottica, son dönemlerde ticari performansından çok kurucu ailenin içinde yaşanan iktidar mücadelesiyle gündeme geliyor. Şirket, yönetime duyulan güvensizlik nedeniyle son bir yılda %40’ın üzerinde değer kaybederken yatırımcılar, aile içindeki anlaşmazlıkların akıllı gözlük pazarının da büyüdüğü bir dönemde EssilorLuxottica'nın geleceğini nasıl etkileyeceğini sorguluyor.

Ekim ayında düzenlenen SAP Executive Summit Türkiye’de, “Kazanmanın Anatomisi” başlıklı oturumda Formula 1’in iki efsane pilotu David Coulthard ve Mika Häkkinen konuşmacıydı. Coulthard ve Häkkinen’i dinlemek, yarışları takip ederken düşündürdükleri bazı konuları iş dünyası açısından yeniden değerlendirmemize vesile oldu. Özellikle de teknolojiye yapılan yatırımlarla insanın gelişimine ayrılan emek arasındaki ilişkiyi…

Verileri anlık hava tahmini gibi düşünebiliriz, stratejiyi ise iklim bilgisi gibi... Yağan her yaz yağmurunda mont giymeye kalkan, kış güneşine aldanıp hemen tişörte dönen bir marka ancak hasta olur. Pazarlama ve iletişim dünyasının ihtiyacı olan, anlık sağanaklara göre her çeyrekte gardırop değiştirmek değil, mevsimin genel yönünü okuyup rotasında sağlam durabilmek.

Bir dönem önlenemez yükselişiyle teknoloji girişimleri kadar hızlı değerlenen Netflix, son dönemlerde geleneksel bir medya şirketini andıran performansıyla yatırımcılarını hayal kırıklığına uğratıyor. Platformun hit içerik üretimindeki yavaşlama, henüz belirgin biçimde bilançoya yansımamış olsa da içerik izleme alışkanlıkları ve piyasa değerine ilişkin metrikler, Netflix’in ağır ağır irtifa kaybettiğine işaret ediyor.

"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.




