Bir ikilemin tam ortasında: Tarım ve İklim


Yöresel lezzetler birkaç tık uzakta: Ekremoğlu Günün birinde peynir, zeytin, zeytinyağı, tarhana siparişinizi internetten verebileceğiniz; gidip yerinden satın almaya fırsat bulamayacağınız yöresel ve katkısız ürünlere birkaç dakikada koltuğunuzdan erişebileceğiniz aklınıza gelir miydi? Bugünün Pareto bülteninin konuğu tüm bu yöresel ürünleri kaliteden ödün vermeden üreten, e-ticaretin gücüyle Türkiye’ye ulaştıran, alışveriş deneyimini her geçen gün geliştiren ve Pareto okurlarına PARETO koduyla %10 indirim sunan bir marka: Ekremoğlu. Ekremoğlu: 1996’dan bu yana yalnızca şirden mayası kullanarak ürettiği tamamen katkısız peynirlerin yanı sıra zeytin, zeytinyağı, yöresel ürünler kategorilerinde sunduğu alternatiflerle kahvaltıların vazgeçilmezi olan Ekremoğlu, internet mağazasıyla kaliteli ürünlerini Türkiye’nin dört bir yanına ulaştırıyor. Neden önemli? İnternet mağazasını Türkiye’deki müşterileri Ekremoğlu kalitesiyle buluşturmanın en önemli yolu olarak gören Ekremoğlu; altyapısını bu yıl değiştirerek alışveriş deneyimini en üst düzeye çıkarıyor. İyzico ve BKM ödeme seçenekleri sayesinde ödeme yapmayı kolay, hızlı ve güvenli hâle getiren Ekremoğlu; gelecekte Google Pay, Apple Pay gibi ödeme alternatiflerini kullanıma sunmayı ve hatta yasal koşullar uyarınca uzun vadede kripto parayla ödeme seçeneği eklemeyi planlıyor. Ekremoğlu'nun tüm ürünlerini keşfetmek, PARETO koduyla %10 indirim ve 224,99₺ üzeri alışverişlerde ücretsiz kargo fırsatından yararlanmak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Bu yaz tüm dünya, bilim kurgu filmlerinde izlerken bile hayrete düştüğümüz birçok felakete sahne oldu. Yangınlar, seller, mevsim normallerinin üstünde seyreden hava koşulları ve sıcaklık nedeniyle artık yaşanamaz duruma gelen bölgeler… İklim değişikliğinin yıkıcı etkisini tam anlamıyla hissettiğimiz bir yazla vedalaşırken tarım sektörü için de çanlar çalmaya başladı. İklim krizi üzerinde yoğun etkisi olduğu bilinen sektör, iklim değişikliğinden de fazlasıyla etkileneceği için ürkütücü senaryolarla karşı karşıya...
İklim değişikliğinin tarıma etkisi
İklim değişikliğiyle tarım sektörünün iki boyutlu bir ilişkisi var. Tarım, bir yandan hızla değişen iklim koşulları yüzünden ciddi bir zarara uğrarken bir yandan da iklim değişikliğini körükleyen sektörlerin başında geliyor. İlk olarak iklim değişikliğinin tarıma etkilerine gelecek olursak; yağış düzenlerinde meydana gelen değişiklikler, artan sıcaklıklar, uzun ve sık kuraklıklar ve seller; mahsul verimini, başlıca hububatların besin kalitesini ve hayvancılık faaliyetlerinin verimliliğini düşürüyor. Mevcut tarımsal üretimi korumak ve dünya çapındaki gıda talebini karşılamak için üretim ve kaliteyi artıracak yatırımların önemi her geçen gün artıyor.
Cornell Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, iklim değişikliği 1960’lardan bu yana küresel tarımsal üretimin %21 oranında azalmasına neden oldu. Bu, 2013 yılında verimlilik artışında duraklama tuşuna basmak ve o zamandan beri herhangi bir gelişme yaşamamakla eşdeğer. Öte yandan, değişen iklim koşulları neticesinde tarımsal üretimin her geçen gün daha büyük zorluklarla yüzleşmesi ve dünyanın birçok bölgesinde verimliliğin düşmesi bekleniyor.
Tarımın iklim değişikliğine etkisi
Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'ne (IPCC) göre, sera gazındaki artışın temel nedenleri arasında fosil yakıtlar, arazi kullanımı ve tarım yer alıyor. En kirletici endüstrilerden biri olan tarım, ormanlar, meralar ve çayırlar gibi tarım dışı arazilerin tarım arazilerine dönüştürülmesi yoluyla iklim değişikliğine neden oluyor. Bunların yanı sıra sektör, pirinç ekimi ile metan salımı, gübre üretimi ile nitröz oksit salımı ve özellikle büyükbaş hayvancılıktan kaynaklı metan üretimi ile doğrudan sera gazı emisyonlarına katkıda bulunuyor.
2010 yılında tarım, ormancılık ve arazi kullanımının küresel yıllık emisyonların %20-25'ine katkıda bulunduğu tahmin ediliyordu. Avrupa Birliği, 2020'de yayımlanan bir raporla gıda ekosisteminin toplam sera gazı emisyonlarının %37’sine katkıda bulunduğunu ve bu rakamın nüfus artışı ve beslenme değişikliği nedeniyle 2050’ye kadar %30-40 oranında artacağını açıkladı.
İkilemi nasıl çözeriz?
ABD merkezli yayın kuruluşu Nature Food’da yayımlanan bir çalışma, küresel sera gazı emisyonlarının üçte birinden fazlasının gıda üretimi, dağıtımı ve tüketiminden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Rapora göre, tarımın iklim değişikliğine olumsuz etkisini azaltmak için sürdürülebilir teknoloji yatırımlarının artırılması ve tüm sektörün yenilikçi çözümlerle baştan şekillendirilmesi gerekiyor. Tarımdan kaynaklanan emisyonları azaltmak için alınması gereken önlemler 3 ana noktada birleşiyor:
- Tarım sektöründe teknoloji kullanımını artırmak
- Yoğun et içeren beslenmeden uzaklaşmak
- Gıda zinciri boyunca israfı azaltmak
Uzmanlar ne diyor?
Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve İklim ve Temiz Hava Koalisyonu tarafından yakın zamanda yapılan bir değerlendirme, tarımla ilgili metan emisyonlarının azaltılmasının iklim değişikliğine karşı mücadelede kilit rol oynayacağını ortaya koyuyor.
UNEP Sürdürülebilir Gıda Sistemleri ve Tarım Programı sorumlusu James Lomax, “İşe, tarımsal ekim ve hayvancılık üretimine yönelik yaklaşımlarımızı yeniden düşünerek başlamamız gerekiyor,” diyor. Bunun için ise yeni teknolojilerden yararlanmayı, bitki açısından zengin beslenmeye geçmeyi ve alternatif protein kaynaklarını benimsemeyi öneriyor.
BAE İklim Değişikliği Özel Elçisi Hana AlHashimi ise tarımda sürdürülebilir çözümler için verimi en üst düzeye çıkarabilecek, kaynakları optimize edebilecek ve karbon emisyonlarını azaltabilecek teknolojiler geliştirmenin gerekliliğini vurguluyor. Hashimi, “Su pompalamadan soğutmaya kadar gıda değer zincirinin her segmentinde yenilenebilir enerjinin hidrokarbon enerjisinin yerini aldığını görmek istiyoruz,” diyor ve ekliyor "Minimum miktarda toprak ve su gerektiren gıdalar geliştirmeliyiz.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İklim krizi mi tarımı olumsuz etkiliyor? Yoksa tarım faaliyetleri ve arazi kullanımı mı iklim krizini körüklüyor? Elektrikli araçlar, ulaşım sektöründen kaynaklanan emisyonları azaltabilir mi? Elektrikli araçlar, yeterince "yeşil" mi?
17 Eyl 2021

YAZARLAR

İrem Özbay
Writer @ Pareto

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Shein, Londra ve New York’taki halka arz girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından bu hafta nihayet Hong Kong borsasında halka açıldı. Birkaç yıl önce hızlı modanın yükselen yıldızı olarak görülen şirket, yatırımcıların karşısına zirve döneminden çok daha farklı bir tabloyla çıktı. Analistlere göre bu tablo, şirketi 100 milyar dolar değerlemeye taşıyan ekonomik koşulların artık ortadan kalktığını da kanıtladı.

Bir çalışanı değerli kılan yalnızca görev tanımında yazanları yerine getirmesi değil; aksaklıkları fark etmesi, sahiplenmesi ve çözümün parçası olmak istemesi de aynı zamanda. Çalışma arkadaşını, müşterisini, itibarını ve geleceğini dert edinen çalışanlar kurumları ileri taşıyor. Ancak dert edinmek yalnızca kişinin tercihi değil; bu çalışanlar sorgulama, fikir belirtme ve sorumluluk alma alanı buldukları ölçüde kurumun gelişimine gerçek bir katkı sunabiliyorlar.

Yapay zeka, artık yazılımı ucuzlatmanın ötesinde, hizmet sektörünün ekonomisini de değiştiriyor. Yeni nesil “AI-native” ajanslar, müşteriye bir araç verip işi ona bırakmak yerine operasyonun tamamını üstleniyor ve ajans hizmetini platform fiyatına sunuyor.

Yıllarca raporlar, hedefler ve uyum kriterleri üzerinden ele alınan sürdürülebilirlik, 2026’nın çoklu kriz ortamında kabuk değiştiriyor. Çevresel ve sosyal riskler büyürken, şirketlerin sürdürülebilirliği ana iş kollarından ayrı, ikincil bir alan olarak görmesi giderek daha işlevsiz hâle geliyor. Yeni dönemin sorusu artık ne kadar sürdürülebilir göründüğümüz değil, sürdürülebilirliği finansal performansa, büyümeye ve organizasyonel dayanıklılığa ne kadar entegre edebildiğimiz.

Güvenin ve itibarın göstergelerini, güven ve itibarın kendisiyle karıştırdığımızda her şeyi “parasını bastırarak” çözebileceğimizi düşünüyoruz. Oysa göstergeleri satın almak kolay, güvenin kendisini satın almak ise mümkün değil. Çünkü sahici güven; strateji, sabır, emek ve zamana yayılan bir tutarlılık gerektiriyor. Kestirmeler ise yalnızca sahnedeki kağıttan kaplanı parlatıyor; işler ters gittiğinde o kaplan kimseyi korumuyor.




