Bir Kentsel Dönüşüm Mekânı: Hapishane


Baharın enerjisini ölçmek mümkün desek?
Enerjiniz arttıkça ölçmesi kolaylaşsın. Toprağa düşen son cemreyle birlikte baharın gelişi sonunda resmiyet kazandı.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Bu hafta, bir düşünürden başlayarak kentsel dönüşümün farklı bir mekânsal tezahürünü konuşalım isterim. Muhabbetimizin başı belli: Düşünür, sosyal teorist Michel Foucault Hapishanenin Doğuşu'nda bir mekânın fonksiyonel dönüşümünü tanımlar. Eserinde, işkence ve idamın kamusal alanda uygulanması veya göz korkutma amaçlı kamuoyuna anlatılması üzerinden tanımlı ceza sisteminin, fiziksel acıdan ziyade ruhun cezasına evrildiği modern hapishane sistemini irdeleyen Foucault, bu konuda kültürlerin farklı dokunuşlarını da sorgulatabilir okuyana. Bir de şehrin bunun için hangi uygulamalara maruz kaldığını...
Bu pazarki muhabbetimiz Foucault'yla başlasa da bu yazının ondan oldukça uzakta durduğunun; ülkenin çay-çorba içilerek başlayan doğaçlamayla resmî arası süreçlerini ve "incınmış" bireylerini içerdiğinin farkındayım. O sebeple önce dönüşümün amacı neydi bu coğrafya için onu hatırlayalım... Kent bilimci Ruşen Keleş’e göre kentsel dönüşümün üç amacı var: “Birincisi, yoksulluk yuvalarının temizlenmesi (slumclearence); ikincisi kent öbeklerinin ana kentlerin öteki kesimleri ve yöre kentlerle aralarındaki ekonomik canlılığa ilişkin ayrımları gidermek üzere bu kesimlerin yenilenmesi; üçüncüsü de kent öbeklerinin yönetiminden ve planlanmasından sorumlu olan belediyelerin teknik kapasite ve imkânlarının ölçek olarak tanımlanması."
İstanbul'da buna örnek olabilecek bir dönüşüm hikâyesi var mı? Elbette! Örneğin; Bayrampaşa Cezaevi, ilk aklına gelecekler mekânlardan biri. 1956'da inşası başlayan cezaevi, yaşanan aksilikler sebebiyle 12 yıl sonra açılıyor ve hatta açıldığında Sultanahmet Cezaevi'ndeki tutuklular buraya taşınıyor; 2000'lerde ise kötü imajı sebebiyle modern sistemde yer alamayacağına karar verilerek kapatılıyor.
İmajı(mız) düzeliyor mu? Tam olarak değil. Çünkü bu sefer de deprem olasılığı alarm veriyor. Yani, ilçenin %30'unun yüksek riskli yapılardan oluşması, tahliyesi tamamlanan yapının bir tesis olarak da değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. Yıkım kararı sonrasındaki birkaç yıl projelendirilmesi ve arazinin kurumlar arası devriyle geçiyor. Yaşayan kentin hızlı değişen gündemlerinin de bir sonucu olarak alanın toplu konut, hastane, okul, cami vb. yapılar için değerlendirilmesine karar verildiğinde otorite sağlayıcılar tarafından hayata geçirilen bir kompleksin çoktan unutularak başka tartışmalara konu olduğunu görüyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul'dan sevgilerle: Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı'nda bir gün İstanbul'un hidrografik hafızası, kentsel dönüşüm mekânı olarak hapishane, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin imar planları.
14 Mar 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




