Bir Kentsel Dönüşüm Mekânı: Hapishane

Şehirde fiziksel acının ruhun cezasına evrildiği hapishaneler, bize neler söylüyor?
Bir Kentsel Dönüşüm Mekânı: Hapishane

Samsung-14mart
Samsung ile birlikte

Baharın enerjisini ölçmek mümkün desek? Enerjiniz arttıkça ölçmesi kolaylaşsın. Toprağa düşen son cemreyle birlikte baharın gelişi sonunda resmiyet kazandı. Isınan havaların, renklerini iyiden iyiye gösteren bahar tonlarının hâkim olduğu bir mevsim başlamış bulunmakta. Güneşle bütünleşmek, daha çok açık hava aktivitesinde bulunmak, baharla birlikte gelen güzel enerjilerle istediğimiz şeylerin başında geliyor. Pandemiyle birlikte oluşan rutinleri kırmak, hareketi artırmak, düzensizlik içinde kendimize yeni bir düzen yaratmak belki de şu sıralar en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden. Peki, yeni gelen baharın güzel enerjisiyle daha çok hareket etmek ve bu arada kendinizi takip edebilmek kulağa nasıl geliyor? Samsung’un giyilebilir teknoloji ürünleri, günlük hayatınıza tam bu noktada kolayca adapte olup baharı daha enerjik karşılamanızı sağlıyor. Gelin, Galaxy Watch3 akıllı saat ve Galaxy Fit2 akıllı bilekliği yakından keşfedelim. Galaxy Watch3 : Şimdiye kadarki en gelişmiş Galaxy akıllı saat ile hem sağlığınız hem aktiviteleriniz üst düzey takipte. Yenilenen ince ve küçük tasarımı ile Galaxy Watch3 üstelik çok daha hafif. Zarif duruşu ve inceltilmiş ekranı ile görünüşünüzü tamamlarken, egzersiz alışkanlıklarınız bir üst seviyeye taşınır. Galaxy Watch3 kanınızdaki SpO2 seviyesini ölçmek için kırmızı LED ve mor ötesi ışıklardan faydalanır. Dahili oksijen seviyesi ölçme özelliği ile daha rahat nefes alıp verin. Galaxy Fit2 : Galaxy Fit2, tüm gün takabileceğiniz bir şekle sahip olup, kayışındaki benzersiz oluklar sayesinde ter birikmesini önler. 1.1 inç tam renkli AMOLED ekranı tek bir bakışla ihtiyacınız olan tüm bilgilere ulaşmanızı sağlar. Tam anlamıyla gerçek bir egzersiz takipçisi olan bu cihaz, konforunuzu ve tarzınızı yeni bir seviyeye taşımaya hazır.

Daha fazlasını öğren

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Bu hafta, bir düşünürden başlayarak kentsel dönüşümün farklı bir mekânsal tezahürünü konuşalım isterim. Muhabbetimizin başı belli: Düşünür, sosyal teorist Michel Foucault Hapishanenin Doğuşu'nda bir mekânın fonksiyonel dönüşümünü tanımlar. Eserinde, işkence ve idamın kamusal alanda uygulanması veya göz korkutma amaçlı kamuoyuna anlatılması üzerinden tanımlı ceza sisteminin, fiziksel acıdan ziyade ruhun cezasına evrildiği modern hapishane sistemini irdeleyen Foucault, bu konuda kültürlerin farklı dokunuşlarını da sorgulatabilir okuyana. Bir de şehrin bunun için hangi uygulamalara maruz kaldığını... 

Bu pazarki muhabbetimiz Foucault'yla başlasa da bu yazının ondan oldukça uzakta durduğunun; ülkenin çay-çorba içilerek başlayan doğaçlamayla resmî arası süreçlerini ve "incınmış" bireylerini içerdiğinin farkındayım. O sebeple önce dönüşümün amacı neydi bu coğrafya için onu hatırlayalım... Kent bilimci Ruşen Keleş’e göre kentsel dönüşümün üç amacı var: “Birincisi, yoksulluk yuvalarının temizlenmesi (slumclearence); ikincisi kent öbeklerinin ana kentlerin öteki kesimleri ve yöre kentlerle aralarındaki ekonomik canlılığa ilişkin ayrımları gidermek üzere bu kesimlerin yenilenmesi; üçüncüsü de kent öbeklerinin yönetiminden ve planlanmasından sorumlu olan belediyelerin teknik kapasite ve imkânlarının ölçek olarak tanımlanması."

İstanbul'da buna örnek olabilecek bir dönüşüm hikâyesi var mı? Elbette! Örneğin; Bayrampaşa Cezaevi, ilk aklına gelecekler mekânlardan biri. 1956'da inşası başlayan cezaevi, yaşanan aksilikler sebebiyle 12 yıl sonra açılıyor ve hatta açıldığında Sultanahmet Cezaevi'ndeki tutuklular buraya taşınıyor; 2000'lerde ise kötü imajı sebebiyle modern sistemde yer alamayacağına karar verilerek kapatılıyor. 

İmajı(mız) düzeliyor mu? Tam olarak değil. Çünkü bu sefer de deprem olasılığı alarm veriyor. Yani, ilçenin %30'unun yüksek riskli yapılardan oluşması, tahliyesi tamamlanan yapının bir tesis olarak da değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. Yıkım kararı sonrasındaki birkaç yıl projelendirilmesi ve arazinin kurumlar arası devriyle geçiyor. Yaşayan kentin hızlı değişen gündemlerinin de bir sonucu olarak alanın toplu konut, hastane, okul, cami vb. yapılar için değerlendirilmesine karar verildiğinde otorite sağlayıcılar tarafından hayata geçirilen bir kompleksin çoktan unutularak başka tartışmalara konu olduğunu görüyoruz.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

İsim, şehir, kadın

İstanbul'dan sevgilerle: Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı'nda bir gün İstanbul'un hidrografik hafızası, kentsel dönüşüm mekânı olarak hapishane, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin imar planları.

14 Mar 2021

Samsung ile birlikte
İllüstrasyon: Gülşah Pelin Arı

YAZARLAR

Ege Dikencik

1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?