Bir perspektif ve uygulama olarak kent bahçeciliği


Gezegen için olumlu bir etki: Samsung Galaxy Z Flip5 ve Z Fold5
Çevre bilinciyle tasarlanan Galaxy Z Flip5 ve Galaxy Z Fold5 Samsung , çevre vizyonu doğrultusunda ilerleme kaydetmeye ve Cihaz Deneyimi Bölümü için 2030 yılı sonuna kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşmak dahil olmak üzere hedeflerini…
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Ekonomist Ernst Friedrich Schumacher’ın büyük ölçekli, yoğun enerji tüketen ve karmaşık teknolojilerin çevresel zararlarına bir yanıt olarak önerdiği "uygun teknoloji" kavramının ortaya çıkışının üzerinden 61 yıl geçtiğinden daha önce detaylıca bahsetmiştik. Schumacher, orijinal dilinde 1973 yılında yayımladığı Küçük Güzeldir: Önceliği İnsana Veren Bir Ekonomi Anlayışı başlıklı çalışmasında sunmuş olduğu fikirler, modern sürdürülebilir kalkınma ve yeşil teknoloji hareketlerinin temelini oluşturdu.
Araştırmacılara göre, "uygun teknoloji" öncelikle insanlara ve çevreye zarar vermeyen, yerel kaynakları ve yetenekleri etkili bir şekilde kullanabilen, hem bireylerin hem de toplulukların kontrolü altında bulunan bir alanı ifade ediyordu. Bu yaklaşımın amacı, teknolojiyi sadece daha verimli hâle getirmek değil, aynı zamanda toplumun genel refahını artırmak ve çevre sağlığını korumaktı.
Uygun teknoloji ve bahçe işleri: Bu perspektiften yaklaşılabilecek alanlarda biri de bahçecilikle ilgilenmek. Dolayısıyla bu yazı, Atlantic’te yayımlanan Don’t overthink gardening (Bahçe işleri üzerine aşırı düşünmeye gerek yok) başlıklı makaleden ilhamla, bahçe işlerinin sınırlı zaman ve alanla dahi insanlar ve çevre için derin faydalar sağlayabileceği üzerine düşünüyor. Temelde, bahçecilik bizi doğayla bağlıyor ve çevreye daha derin bir takdir duymamıza yardımcı oluyor—somut avantajlarını sayarken kısıtlı imkânları göz önünde bulundurmak da mümkün.

E.F. Schumacher, 1950’lerde, endüstriyelleşmemiş dünyanın ihtiyaçları ve potansiyellerine cevaben uygun teknoloji hareketini başlatmıştı. Buna “ara teknoloji” ismini vermişti; arada, yani dünyanın Güney’inin geleneksel yerel teknolojileriyle endüstriyel devletlerin enerji ve sermaye yoğun teknolojilerinin arasında.
— John Michael Greer
İdeal koşulları beklemek yerine kent bahçeciliğine odaklanmak
Bahçe işlerini sınırlı zaman ve alan içinde bahçeciliği ve sürdürülebilirlik çabalarını yürütme pratiği olarak ele almak, küçük ölçekli bahçecilikte kişisel deneyimlerin önemini ortaya çıkarıyor. Mesela bir apartman dairesinde yaşarken domates, biber, marul yeşillikleri ve otlar gibi çeşitli bitkilerin başarılı bir şekilde yetiştirilebiliyor. Ayrıca, tohumdan bitki yetiştirme ve onları iç mekânlarda büyütme konularında tüyolar da yaygın. Hatta, küçük bahçecilik çabaları bile yiyecek taşımanın yol açtığı karbon emisyonlarını azaltabiliyor ve bireyleri mevsimsel ritmlere yeniden bağlayabiliyor.
Yazar Paige Curtis’in paylaşımlarından yola çıkarak kent bahçeciliği için üç temel ilke mevcut:
Alanını sahiplen: Saksı bahçeciliğini benimserken eldeki sınırlı mekâna uygun bitkileri seçmek önemli. Mesela yeşillikler, küçük alanlara uygunlukları nedeniyle tavsiye ediliyor.
Artıklara sarıl: Yiyecek artıklarını kullanarak yeni bitkiler yetiştirmek teşvik edilebilir. Kök uçlarından yararlanarak sebzeleri yeniden yetiştirmek ve mutfaktan çıkan atıkları kompost yapmak yapılabileceklerden birkaçı. Bu yöntemler, gıda israfını azaltmanın ve alışverişlerinizin ömrünü uzatmanın basit bir yolu.
Ambalaj atığını azalt: Kendi ürünlerini yetiştirmek, ambalaj atığını ve besin taşımacılığının yol açtığı karbon ayak izini azaltabilir. Sonuçta çoğu ürün tüketicilere ulaşmadan önce uzun mesafeler kat ediyor.
Bu yaklaşımlara göre pratik kent bahçeciliği, ideal koşulları beklemek yerine daha sürdürülebilir bir yaşam sürmenin bir yolu olduğunu vurguluyor. Küçük ölçekli bahçecilik çabalarının nasıl daha doğa-dostu bir yaşam tarzına katkıda bulunabileceğini, gıda üretimi ve atıkla ilgili çevresel etkiyi hafifletebileceğini ifade ediyor.

Zaman ve alan sınırlamalarını aşmanın faydaları
Uygun teknoloji perspektifiyle ilerlemek, bahçeciliğe bakış açısıyla beraber sürdürülebilir bir gelecek kurmanın birçok alanına yayılıyor. Sonuç olarak balkonlar, teraslar ve hatta pencere kenarları, bir dizi saksı bitkisi, ot ve sebze barındırabiliyor. Dolayısıyla, sürdürülebilir gıda üretimi, (örneğin küçük bir parsel veya saksıda yetiştirilen yeşillikler) taze, organik ürünler sunabiliyor ve yüksek karbon ayak izine sahip mağazadan alınan ürünlerin gereksinimini azaltabiliyor. Yani bu yaklaşımla küçük adımların daha sürdürülebilir bir geleceğe önemli bir katkıda bulunabileceği vurgulanıyor.
Biyoçeşitlilik ve habitat oluşturma: Bahçeler, boyutları ne olursa olsun, yerel vahşi yaşam için vahalar hâline gelebiliyor. Yerel bitki türlerini dikmek ve sığınak ve yiyecek kaynakları sağlamak, hatta mütevazı bahçe alanları da biyoçeşitliliği koruma ve daha sağlıklı bir ekosistem oluşturmanın katkısını mümkün kılabiliyor.
Dikey bahçecilik: Dikey bahçeler, bitkileri duvarlarda veya kamışlar üzerinde yetiştirerek sınırlı alanın en iyi şekilde kullanılmasını sağlıyor. Bu yaklaşım, mekân verimliliğini en üst düzeye çıkararak bahçe tasarımında yaratıcılığa olanak tanıyor.
Bakımı kolay bitkilerle ilerlemek: Düşük bakım gerektiren, kuraklığa dayanıklı bitkileri seçmek bahçe bakımı için gerekli olan zamanı azaltmaya yardımcı olabiliyor. Ayrıca yerel bitkiler genellikle yerel iklim için uygun olup daha az bakım gerektiriyor.
Topluluk bahçeleri: Özel dış mekâna erişimi olmayanlar için topluluk bahçeleri, sürdürülebilir bahçecilik uygulamalarına katılma fırsatı sunuyor. Bu alanlar, ortak kaynakları, bilgi alışverişini ve topluluk duygusunu teşvik ediyor. Bu noktada bir örnek, Yeryüzü Derneği’nin Kent Bahçeleri projesi olabilir.
Bu uğraşlar geniş bir perspektiften ele alınınca herhangi bir biçimde bahçecilik yapmanın hâlâ değerli bir uğraş olduğu görülebiliyor. Birçok kişi için, geniş, kendi kendine yeten bir bahçe hayali her zaman sınırlı zaman ve alanla uyuşmayabilir. Dolayısıyla bu yaklaşım, sürdürülebilirliğin ruhunu yansıtıyor; bireyleri çevreyle bağlayarak kendi kendine yetme konusunda teşvik ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Uygun teknoloji perspektifiyle kent bahçeciliği mümkün mü?
15 Eyl 2023

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi, Türkiye için sadece uluslararası bir zirveye ev sahipliği yapma meselesi değil. İklim finansmanı, adil geçiş, emisyon azaltımı ve çoktaraflı işbirliği başlıklarında somut ilerleme sağlanması, Türkiye'nin küresel iklim diplomasisindeki rolünün de önemli bir göstergesi olacak. COP31’in başarısını, açıklanan taahhütlerin sayısı değil, ülkelerin somut kararlar alıp bunları uygulamaya dönüştürme kapasitesi belirleyecek.

COP31’e günler kala, iklim diplomasisinin en önemli gündem maddelerinden biri yine finansman. Yeni düzenlemelerle birlikte Türkiye’de özel sektörün iklim finansmanında daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekecek gibi görünüyor.

COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.




