Bir Pop Yalnızlığı: Jessy Lanza

Jessy Lanza’nın analog merakıyla süslediği ve caz geçmişinden yüz bularak dışa vurduğu pop duyarlılığına kulak vererek hayatına sızmaya çalıştım.
Bir Pop Yalnızlığı: Jessy Lanza

Jam Session - Duende - 27 Mart
Jam Session ile birlikte

Jam Session sahnesi Büyük Ev Ablukada’yla açılıyor

İrlanda ruhunu İstanbul’un en güzel sahnelerine taşıyan ve şehrin iki yakasını alternatif sahnenin öne çıkan isimleriyle bir araya getiren The Irish Spirit Jam Session’ın geri döndüğünü geçtiğimiz hafta duyurmuştuk. Şimdi sıra geldi, hem…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

“Direksiyonu sağa kırdı. Lastiğin altındaki çakıl taşları bir anda esir kaldığı parmaklıkları kemirmeye başlamış gibi sesler çıkardı. Daha fazla camın arkasından bakamazdı batan güneşe. O anın bir tekrarı yoktu. Bugün uyandığında olduğu kişi de daha önce hiç yaşamamıştı zaten. Sanki gizemli bir haritayı çözmüş ve nihayetinde varması gereken yere ulaşmış gibiydi. Halbuki tek yaptığı, her zaman olduğu gibi kötü bir haber aldıktan sonra yola çıkmaktı. Neresi olduğuna bakmadan ve gözünü ufuktan ayırmadan gidebildiği kadar uzağa gitmekti. Bir yerde tekrar kendisine varacağını anladığında, asla veda etmemesi gerektiğini de öğrendi.”

Bu yazdıklarımı 26 Nisan’da açıklanacak Oscar ödüllerinde En İyi Film dalında aday olan Chloé Zhao yönetmenliğindeki Nomadland’de Frances McDormand’ın oyunculuk olarak adlandırmak istemediğim muazzam performansıyla hayat verdiği Fern karakterinin zihninden okuyabilirsiniz. Ya da New York’ta kira sözleşmesini yenilemeyip eşyalarını depoya koyduktan sonra çıktığı uzun turnenin daha başında pandemi yüzünden geri dönen ve otoparkta onu bekleyen karavanıyla birlikte tüm dünya kaosun içindeyken kendini en güvende hissettiği yere, yani yollara sığınan Jessy Lanza’nın hayatından da bakabilirsiniz. Ben Nomandland’ı, tekrar izleyeceğim o güzel güne bırakıp hikâyenin tamamını dinlemek için Jessy Lanza’nın yanına oturdum. Onun analog merakıyla süslediği ve caz geçmişinden yüz bularak dışa vurduğu pop duyarlılığına kulak vererek hayatına sızmaya çalıştım. 

Jessy Lanza

Miras kalan synthsizer’lar: Altı-yedi yaşlarında piyano çalmaya başlayan Jessy Lanza, müzisyen bir anne baba tarafından müzik ve dans başta olmak üzere pek çok farklı alanda derslere katılması teşvik edilerek yetiştirildi. En başından beri piyano çalarak şarkı söylemekten keyif alan Lanza, kendi eserlerini yazmaya çok küçük yaşlarda başladı. Bir yandan müzikli dünyasında oyunlar oynarken diğer yandan babasının öğretmenlikten arta kalan zamanında evlerinin bodrum katında kurduğu stüdyosundaki synthsizer koleksiyonuna hep merakla baktı. Kendini ona eşlik ederken hayal eden Lanza, henüz nasıl çalacağını öğrenemeden 16 yaşında babasını kaybetti. O da zihninde babasının başrolde yer aldığı sesli dünyayı yeniden canlandırmak adına kendini ondan miras kalan synthsizer’ları kurcalarken buldu. Daha en başından büyüdüğü dijital ortamın kusursuzluğundan sıyrılıp analog müzik aletleriyle doldurduğu boşluklar, ileride adım atacağı yolun göstergesiydi. Nitekim öyle de oldu. Henüz yaşadığı travmanın bile farkında değilken bir bodrum katının loş ışığında gelecekten gün çalmaya başladı. 

Cazın dili: Her ne kadar piyanonun başına oturup saatler geçirmekten keyif alsa da yatak odasının altında onu bekleyen müzik aletleri, sınıfın en ketum ve utangaç öğrencileri gibiydi. Bu duvarı yıkmak için onların dünyasına girmesi gerekiyordu. Zaten o da liseyi tamamlar tamamlamaz caz müziği öğrenimi almak için üniversitenin yolunu tuttu. Çoğu sefer asla dinlemeyeceği müziklere maruz kalsa da bu ona başkalarının ürettiği seslere nasıl yaklaşacağını öğretti. Eğitim programının büyük kısmında transkripsiyon olan bir bölüm seçmesi tesadüf değildi. Yapması gereken sevdiği bir soloyu veya hayran olduğu bir müzisyeni belirlemek ve onun nasıl çaldığını ritmik olarak yazmayı öğrenmekti. Nitekim Jessy Lanza da bunu yaptı. Merkezine pop müziğini cazla birleştiren Erykah Badu, Jill Scott, The Roots ve D’Angelo gibi sanatçıları aldı. Diğer yandan Miles Davis, Herbie Hancock ve Buddy Miles gibi efsanelerin müzik türleriyle olan ilişkisini sorguladı. Yeterince derine indiğini hissettiğinde okuduğu bölümü tamamlamadan Hamilton’a, yani evine geri döndü ve babasından kalan Yamaha dx7 ve annesinden ödünç aldığı Polymoog ile şarkı yapmaya başladı. 

Taşlar yerine oturdu: Bir yandan analog müzik aletleri arasında benzersiz sesleri keşfetmeye çalışan Jessy Lanza, diğer yandan küçük yaşlardan beri hayranı olduğu pop müzik geleneğini onurlandırmak istedi. Stüdyoda geçirdiği temaslı zamanların ardından ortaya yumuşak dokulu synth’lerin ve hassas mühendislikle üretilmiş davul desenlerinin kesik fakat deri altına işleyen vokallerle buluştuğu bir müzik çıktı. Kimi zaman zihinin bir köşesinde kimi zaman çalışma masasının üstündeki kâğıda karalanan “kargaşa" ve “çatışma” kelimeleri, Lanza’nın müzik üretimindeki temel dinamikler oldu. Bu yüzden her zaman seslerle duygularını eşleştirdi. Şehirdeki sırdaşı ve üretim partneri olan prodüktör Jeremy Greenspan ile Lanza’nın yolları kesiştiğinde artık bir sonraki aşamaya geçmenin vakti çoktan gelmişti. Zaten her şey direksiyonu kırmakla başlar. İkilinin hazırladığı şarkılar, bir konser sonrası tanıştıkları Kode9’nın kulağına ulaşınca Lanza bir anda kendini Hyperdub etiketiyle yayımlanan Pull My Hair Back isimli ilk albümünü elinde tutarken buldu. 

Jessy Lanza - All The Time 

Ters yön: İlk albümün ardından hüsranla sonuçlanan her biri bir diğerinin kopyası ilişkiler arasında mutsuzluğun sınırlarında dolaşan Jessy Lanza, bu süreçte müzik öğretmenliği yaparak ayakta kalmaya çalıştı. Ne zaman ki karamsar hisler yine etrafını sardı, başa geri döndü. Yeniden Jeremy Greenspan ile stüdyoya kapanan Lanza, bu sefer ona gece kulüplerinde solo performansların kapısını açan Oh No adını verdiği yeni bir albümle geri döndü. Her ne kadar başarılı bir albüme imza atsa da Lanza için eve dönmek başa dönmek gibiydi. Yorgun bir turnenin ardından daha fazla aynılığın içinde kalmayı reddederek Hamilton’dan "duygusal olarak etrafındaki her şeyden ve herkesten çok izole hissettiği" New York'a taşındı. Yaşadığı hislerin tam tersi yönünde şarkılar üretmek onun kurtarıcısıydı. Kötü anıları hatırlattığı için araya kilometreler koyduğu yolculuklardan farksızdı… "Müzik üzerine çalışmaktan başka bu duygularla yapacak pek bir şeyim yoktu. O zamanlar kendimi ele geçirmem gereken tek şey albümdü.” diyen Lanza, geçtiğimiz yıl All The Time adlı son albümünü yayımladı. Bir başka deyişle şimdiye kadar ki en savunmasız, en dürüst ve en hareketli albümünü arşivine ekledi. Belki şimdilik kariyer adımları yarıda kalsa da Jessy Lanza’yı parlak bir geleceğin ve daha pek çok yolculuğun beklediğini söylemek mümkün. Tıpkı José Saramago’nun dediği gibi…

“Yolculuklar hiç bitmez. Sadece yolcular biter. Hatta bunlar hafızada, anılarda, anlatırlarda uzayıp gidebilir. Yolcu sahilde kuma oturup “Görecek başka bir şey yok” dediğinde öyle olmadığını biliyordu. Yolculuğun sonu yalnızca bir başkasının başlangıcıdır. Görülmeyeni görmek, görülmüş olanı tekrar görmek, yazın görülmüş olanı baharda görmek, gece görülmüş olanı gündüz görmek, daha önce yağmur yağan yeri güneş altında, yeşil buğdayı, olgun meyveyi, yer değiştirmiş taşı, orada olmayan gölgeyi görmek gerek. Atılmış adımları tekrarlamak için onlara basa basa ve yanında yeni yollar açmak için geri dönmek gerek. Yolculuğa yeniden başlamak gerek. Her zaman.”

Bu zamana kadar Keşif Sahnesi’ne konuk olan sanatçıların yer aldığı Spotify çalma listemize buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

Hayat ve sanat arasındaki boşlukta

İçindekiler: Bir pop yalnızlığı, aşırılığın belgeleri, heykelden albüm kapağı, problemli oran 85/15 ve dahası.

26 Mar 2021

Jam Session ile birlikte
Kaynak: Artsy Fotoğraf: Terry Van Brunt

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Kitapların izinde Almanya’da misafirlikten söz sahipliğine: Neresi sıla bize, neresi gurbet?

1961’den itibaren Almanya’ya giden işçiler, oy kullanmak için beklediler ama siyaset yapmak için sandığı beklemediler. Nermin Abadan-Unat, Gündüz Vassaf, Ayhan Kaya, Fatma Aydemir ve Ece Temelkuran’ın kitaplarının izinde, Ford grevinden Cem Özdemir’in eyalet başbakanlığına, vatandaşlık reformlarından AfD’nin yükselişine uzanan altmış beş yılı okuyoruz. Aynı sorular hâlâ gündemde: Kim “Alman”? Neresi “vatan”?

Kitapların izinde Almanya’da misafirlikten söz sahipliğine: Neresi sıla bize, neresi gurbet?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Edebiyatçıların kedileri: Bir kediye nasıl veda edilir?

Zamanın sevgi ve acının mekanı olduğunu söylüyor Ursula K. Le Guin. Bilge Karasu ise o ölümün adını anmadan yazdığı değiniler, öyküler ve masallardan oluşan tuhaflıklar kitabı "Göçmüş Kediler Bahçesi"nde birkaç kez kaçınılmaz olana dair uyarıyor bizi: "Kedinizi bir insanı sever gibi sevmeye çalışmayın!" Benimse diyeceğim şu: Kaç insan kendisini bir kedi gibi sevdirmeyi başarabilmiş ki!

Soner Can

·

26 Eki 2026

Edebiyatçıların kedileri: Bir kediye nasıl veda edilir?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

DJ İlkay Şencan: Globalde tanınmak için önce köklerinize dönmelisiniz

İlkay Şencan, yeni EP’si “Origin”de çocukluğunun müzikal hafızasını elektronik müzikle buluşturuyor. Şencan ile biraraya geldik ve kariyerinin başlangıcından uluslararası başarıya, DJ kabinindeki seyirci beklentilerinden müzik sektöründeki network ilişkilerine uzanan pek çok konuyu konuştuk.

Eda Solmaz

·

26 Eki 2026

DJ İlkay Şencan: Globalde tanınmak için önce köklerinize dönmelisiniz
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış