Bir silah olarak "bilgi"

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Günümüzde sosyal medya, haberi alma anlayışımızı değiştirerek televizyonun yerini almış bulunuyor. Çoğumuz önemli olayları artık televizyondan değil, X'ten takip etmeyi tercih ediyor.
Gündemi sosyal medyadan takip etmenin olan biteni sıcağı sıcağına hazmetmek, neler olduğunu farklı perspektiflerden dinlemek ve sesini duyuramayanların megafonu olmak gibi faydalı yönleri olduğu doğru; ancak bu durumun artıları olduğu kadar büyük bir eksisi de var: Dezenformasyon.
Televizyon günümüzde hâlâ bir nebze olsun içeriğin doğru olmasını gerektiren düzenlemelere bağlıyken sosyal medya hükümetlerin, gazetecilerin, kolluk kuvvetlerinin ve aktivistlerin; gerçekleri, yalanları ve aldatmacaları çarpıştırdığı bir savaş alanına dönüşmüş durumda. Aslına bakarsanız, savaş sırasında kasıtlı yanlış bilgi yaymanın, yani dezenformasyonun tarihi, milattan önce 31 yılında, Roma'nın batı yarısını yöneten Octavian ile doğu yarısını yöneten Mark Antony liderliğinde gerçekleşen Actium savaşına kadar uzanıyor.
O zamandan bu yana teknolojinin her şeyi daha gerçekçi hâle getirmesi ve bilginin yayılımını kolaylaştırması; günümüzde bilgiyi en önemli silahlardan biri olarak konumlandırıyor ve bu durum, gerçekten ne olup bittiği konusunda tamamen gölgede kalmamıza yol açıyor.
7 Ekim'de Hamas'ın saldırısıyla başlayan ve İsrail'in Gazze'ye gerçekleştirdiği sert misillemeyle iyice alevlenen Hamas-İsrail savaşı, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısından bu yana yanlış ve yalan bilginin en rahat şekilde yayılabileceği internet ortamını yarattı. En basit örnekle, Gazze'de bir hastaneye düzenlenen saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısı ilk etapta sosyal medyada bin olarak açıklanırken bu sayı ilk olarak 800'e, sonrasında ise 500'e kadar düştü.
Bu noktada bir de hastaneye gerçekleştirilen saldırının ardında kimin olduğu meselesi var. İsrail'den gelen ve ABD'nin desteklediği açıklamaların ardından, hava saldırısını düzenleyenin İsrail değil Hamas olduğu; saldırının yanlış giden bir operasyon sonucu gerçekleştiği bilgisi hızlı bir şekilde yayıldı. Türkiye'nin dezenformasyonla mücadele kolu İletişim Direktörlüğü Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, X üzerinden yaptığı açıklama ile bu iddiayı "Gazze'nin el-Zeytun mahallesindeki el-Ahli Baptist Hastanesi'ne yönelik 'saldırıyı İsrail'in değil, (Filistinli grup) Hamas'ın gerçekleştirdiği' iddiası yanlıştır" diyerek yalanladı.
- Açıklamada saldırının gerçekleştiği bölgenin günlerdir yoğun İsrail bombardımanına uğradığı ve yüzlerce sivilin ölümüne neden olduğu belirtilerek "Hastane bombalamasının görüntüleri incelendiğinde, bölgeyi tahrip eden mühimmatın Hamas'ın daha önce kullandığı türden olmadığı açıkça görülüyor" ifadelerine yer verildi. Merkez, İsrail ordusunun hastanelerin sığınak olarak kullanıldığını iddia ederek derhal boşaltılmasını talep ettiği yakın tarihli açıklamaya da atıfta bulundu.
- Ayrıca, merkez, sahte medya paylaşımlarının analizinde, "İsrail propaganda hesapları tarafından paylaşılan ve 'Hamas füzesinin hastaneyi vurduğunu' iddia eden görüntülerin 2023 yılına değil, 2022 yılına ait olduğu"nun tespit edildiğini aktardı.
Bir başka örnek ise ABD merkezli siyasi örgüt Republicans Overseas Israel'in temsilcisi Marc Zell'in, bir Hamas militanı ile Gazze'ye kaçırılan bir Yahudi kız çocuğunu gösterdiğini iddia ettiği bir video olarak karşımıza çıkıyor. X'te 1,1 milyon kez görüntülenen ve yaklaşık 2 bin paylaşım alan videonun aslında Eylül'de TikTok'ta yayımlanan bir video olduğu anlaşıldı.
Sosyal medyada yayılan haberler arasında Ukrayna'nın Hamas'a silah sağladığını sözde doğrulayan bir BBC News haberi, İsrail ordusunda üst düzey bir general olan Nimrod Aloni'nin Hamas militanları tarafından esir alındığı, ABD Başkan'ı Joe Biden'ın İsrail'e 8 milyar dolar askeri yardım göndereceği ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in ABD'yi son Gazze savaşından "uzak durması" konusunda uyardığı iki video da vardı. Ancak bu saydığımız haberlerin hepsinin, sayamadığımız diğer birçok haberle birlikte "yalan" olduğu açıklandı.
- Yanlış bilgileri takip eden bir kuruluş olan NewsGuard'ın TIME ile paylaştığı gizli bulgulara göre, savaşla ilgili en az 14 yanlış iddia Hamas saldırısından sonraki üç gün içinde X, TikTok ve Instagram'da 22 milyon kez görüntülendi.
Benzer boyutta bir dezenformasyona Rusya-Ukrayna savaşında da şahit olmuştuk. Ortaya atılan binlerce asılsız iddia ve yalan haberden belki de en çok öne çıkanı, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'nin "deepfake" teknolojisi ile oluşturulan sahte videosuydu. Söz konusu videoda Zelenski, Ukraynalılara teslim olma çağrısında bulunuyordu. Zelenski'ye yönelik iddialar arasında Kiev'de savaş alanındaymış gibi görünmek için yeşil perde kullandığı ve "uyuşturucu bağımlısı" olduğu yer alıyordu.

- Bu iddiayı desteklemek için yaratılan sahte bir videoda Zelenski'nin masasında kokain yığınları varmış gibi gösteriliyor; 2019'da kaydedilen bir röportajda ise "kahve bağımlısı" olduğunu söyleyen Zelenski'nin sözleri "uyuşturucu bağımlısı" olduğu şeklinde çarpıtılıyordu.
- Bu süreçte Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de dezenformasyondan nasibi aldı. Görüntüleri kullanılarak oluşturulan sahte bir videoda Putin, askerlere "hayattayken evinize gidin" dediği görülüyordu.
Sosyal ağların dezenformasyona cevabı ne oldu?
Hamas-İsrail savaşı çevresinde sosyal ağlarda artan dezenformasyona yönelik en sert tepki, Avrupa Birliği'nden (AB) geldi. Avrupa Birliği Komiseri Thierry Breton, başta X olmak üzere TikTok, Meta ve Alphabet için açık mektup yayımlayarak bu konuda adım atmaları konusunda sert bir şekilde uyarıda bulundu ve detaylı bir şekilde geri dönüş yapmaları için şirketlere 24 saat süre tanıdı.
Bu uyarının ardından yaptığı açıklamada X CEO'su Linda Yaccarino, Hamas'ın İsrail'e saldırmasından bu yana Hamas'a bağlı yüzlerce hesabın kapatıldığını ve on binlerce içeriğin platformdan kaldırılması ya da etiketlenmesi için harekete geçildiğini bildirdi. Ancak, Yaccarino'nun bu cevabı Breton'ı tatmin etmemiş olacak ki AB, dezenformasyonu önlemede yetersiz kaldığı gerekçesiyle X hakkında soruşturma başlattı.
TikTok ve Meta da mektuba cevaben harekete geçtiklerini söyleyerek dezenformasyonu engellemek için attıkları adımları açıkladı. TikTok bir komuta merkezi kurduğunu, zararlı içeriklerini kaldırmak için otomatik algılama sistemleri geliştirdiğini ve ekibindeki Arapça-İbranice konuşan moderatör sayısını artırdığını bildirirken; Meta da Hamas'a yönelik desteğin platformlarından kaldırılması için adımlar attığını, 7 Ekim'deki saldırıyı takip eden üç gün içinde platformlarından İbranice ya da Arapça 795 binden fazla içeriğin kaldırıldığını bildirdi.
Dezenformasyonu engellemek ne kadar mümkün?
Öte yandan, uzmanlar, alınan tüm önlemlere rağmen dezenformasyonun engellenmesinin imkansız olduğu kanaatinde. Sosyal medya içeriklerini inceleyen araştırmacılar, bilgileri doğrulamanın ve yanıltıcı materyallerin yayılmasını izlemenin giderek zorlaştığını ve bunun da savaşın dijital sisine katkıda bulunduğunu söylüyor.
Savaşı çevreleyen yanlış bilgi ve şiddet içerikleri internette çoğaldıkça, sosyal medya şirketlerinin bu içerikleri kontrol etmesi giderek daha zor bir hâle geliyor. Bununsa başlıca iki nedeni var: Söz konusu sosyal ağların büyüklüğü ve özellikle X'in Elon Musk tarafından satın alındıktan sonra moderasyon ekibinde ve politikasında gidilen değişiklikler.
Eskiden X'in güven ve güvenlik ekibinde çalışan Theodora Skeadas, Musk'ın moderasyon ekibinin neredeyse tamamını işten çıkarmasına değinerek "Twitter'ın kendi tercihiyle bu sorunları ele alma kapasitesini önemli ölçüde azalttığını düşünüyorum," ifadelerini kullanıyor. Platformun zararlı içeriğe karşı duyarlı olma yeteneğine sahip olduğuna inanmadığını belirten Skeadas, "Ekosistemde, günlük işleri dezenformasyonla mücadeleyle bağlantılı olan çok fazla insan yok" diye de sözlerine ekliyor.
X özelinde bir diğer sorun ise, Musk'ın şirketi devralmasından sonra onaylanmış hesap politikasında gidilen değişiklikler. Bir hesabın onaylanmış olup olmadığını gösteren mavi tik işareti önceden yalnıza alanında uzman ve ünlü kişilere veriliyordu; ancak günümüzde aylı 8 dolar vererek X Premium üyesi olan herkes mavi tik sahibi olabiliyor. Uzmanlar da bu durumun gazetecilerin, kamuya mal olmuş kişilerin ve kurumların hesaplarını potansiyel sahtekarların hesaplarından ayırt etmeyi zorlaştırdığını söylüyor.
Premium hizmetin vaatlerinden birinin kullanıcılara öncelikli algoritmik sıralama ve arama sunması olduğuna dikkat çeken Teknoloji Şeffaflık Projesi Direktörü Katie Paul, mavi tikli hesaplar tarafından paylaşılan sahte videoların daha fazla görünür bir hâle geldiğinin altını çiziyor.
Virginia Üniversitesi Medya ve Vatandaşlık Merkezi Direktörü ve sosyal ağ araştırmacısı Siva Vaidhyanathan ise sadece Facebook'un milyarlarca hesaba ev sahipliği yaptığını belirterek, büyüklükleri nedeniyle platformların tüm yanıltıcı içeriği ortadan kaldırmasını beklemenin çok büyük bir görev olabileceğini aktarıyor.
Büyük içerik hacminin, her bir içeriği düzgün bir şekilde değerlendirecek kadar insanı işe alabilecek ve onlara yeterince ödeme yapabilecek bir sistem tasarlamanın mümkün olmadığı anlamına geldiğini belirten Vaidhyanathan, "Facebook ne kadar hizmetini temizlemeye kararlı olduğunu söylese de, bunun asla yeterli olmadığını ve muhtemelen hiçbir zaman yeterli olmayacağını defalarca gördük" şeklinde kaydediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
SBF davasında yeni detaylar. Tamamen ücretli X denemesi. YouTube'da reklam engelleyici. Bir silah olarak "bilgi". Workup Girişimcilik Programı 11. dönem ve Workup Agri 2. dönem mezunları.
19 Eki 2023

YAZARLAR

İrem Denli
Teknoloji Editörü

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kullanıcılar artık, günün giderek daha büyük bir bölümünü düşünmekten, alışılmışın dışına çıkmaktan ve kendi yolunu çizmekten uzaklaştıran sistemlerin içinde geçiriyor. Fakat uzmanlara göre karşımıza çıkan her engeli aşılması gereken bir sorun olarak görmemek gerekiyor. Hayatın içinde her zaman engeller, bekleme anları ve aksilikler oluyor. Fakat tam da bu sürtünmeler, insanı düşünmeye, mücadele etmeye, problem çözmeye, sabretmeye ve kendi yolunu çizmeye zorluyor.

Yapay zeka devi Anthropic, milyonlarca ikinci el kitabı satın aldı. Ciltlerini hidrolik bıçaklarla kesti, sayfaları yüksek hızlı tarayıcılardan geçirerek dijitalleştirdi ve kağıt kopyaları imhaya gönderdi. Yapay zeka şirketleri, kitaplar yok olsa da metnin milyonlarca insana cevap veren bir sistemin içinde yaşadığını savunuyor. Asıl soru ise şu: İnsanlığın en az 200 yıllık kolektif entelektüel birikimi özel modellere aktarılırken, bunun ne kadarı kamuya geri dönecek ve buna kim karar verecek?

Tüketici elektroniği pazarında kullanıcıları ekrana maruz bırakan ürün sayısı her geçen gün artıyor. Ekran, pazarda doyum noktasına ulaşırken teknoloji şirketleri, ardı ardına ekransız ürün geliştirme furyasına katılıyor. Meta’nın Brain2Qwerty isimli yapay zeka teknolojisi ise ekran bağımlılığı sorununa çok daha inovatif bir çözüm sunuyor.

Influencerlık kendi döngüsünü geleneksel reklama dönüştürerek tamamladı. Pazar hâlâ büyüyor belki ama güven günden güne azalıyor. Tüketiciler ise bu kurgusal samimiyet ve aşırı tüketime karşı zırhlarını kuşanırken dijital kapitalizm illüzyonunun kalesini keşfetmekte gecikmedi elbette. Onun da adı yalnızlık. İşte tam bu noktada “yalnızlık influencer’lığı (loneliness / solitude influencer) adı verilen yeni bir içerik üreticisi profili yükselişe geçti.

Son birkaç yılda teknoloji arenası, pek çok işin yapay zekaya devredilmeye çalışıldığı bir atmosfere sahne oldu. Maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı vaatleriyle gelen yapay zeka, birkaç yıl boyunca toplu işten çıkarmaların da ana gerekçelerinden biriydi. Yapay zekanın hâlâ gideri kadar gelir üretemediği 2026 yılında ise CEO’lar, işten çıkardıkları çalışanların, harcadıkları token’dan daha fazla maliyet yarattığını fark ettikleri bir eşiğe geldi.




