Bireyselleştirilmiş stresin izinde

Kaygı ve stresin izini sürmek için kendi dünyamızın önceden çizilmiş sınırlarının ötesine bakmamız gerekiyor
Bireyselleştirilmiş stresin izinde

27 Mart - LAMY - Pareto
LAMY ile birlikte

Vazgeçilmez bir yazı enstrümanı: LAMY Yazmaya duyduğumuz tutkuyu kâğıda taşımanın izindeyiz. Öyle ki düşündüğümüz, hayal ettiğimiz ve geliştirdiğimiz her bir fikri kâğıda dökerken vazgeçilmez bir enstrüman bizimle: LAMY . Anlatılacak çok hikâye, hepsinin aktarılması içinse LAMY ve onun akıp giderken keyif veren mürekkebi var. Nedir? 1930’dan bu yana yazma deneyimini tutkuya dönüştüren yüksek kaliteli LAMY kalemler , Almanya’da başladığı yolculuğuna günümüzde tüm dünyaca tanınan ve önde gelen bir marka olarak devam ediyor. Neden LAMY? Çağdaş, kullanışlı ve sunduğu uzun ömürlü deneyimle öne çıkan LAMY kalemler; göz kamaştırıcı renk seçenekleri, zamanın ötesinde sade ve şık tasarımıyla yazma sürecinin başrol oyuncusu. 1966’da üretilen LAMY 2000 modeli kusursuz bir tasarım dili ortaya koyarak markanın bugüne kadar gelen tüm ürünlerinin tarzında belirleyici bir rol model oldu. Estetik ve işlevselliği bir arada sunan LAMY kalemleri incelemek için bu bağlantıyı ziyaret edebilir; ihtiyacınız olan bakım önerileri, mürekkep, uç ve yedek ürünleri de yine orada bulabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren →

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Enes Köse

İçinde yaşadığımız politik iklim, giderek zorlandığımız gündelik hayat pratikleri, süregelen kriz dalgaları ve tüm bunlarla beraber gelen yeni iletişim formları bizi yeni bir dünyanın ortasına bıraktı. Hayatın her alanında devam eden krizler o kadar zorlamaya başladı ki birkaç sene önceye bile büyük bir özlem ve biraz da abartıyla geride kalmış bir cennet gibi bakılıyor artık. Hatta biraz da semptomatik diyebileceğimiz bir geçmiş tasavvuruna sıkıştık. Bir taraftan milat beklerken, öte taraftan kendi bireysel “mücadelemizin” çıkmaz sokaklarında daima kriz hâlinde yaşamaya devam ediyoruz. Bireysel mücadele anlatısı belki de tarihte hiç olmadığı kadar gündelik hayata entegre edildi. Neoliberal ethos’un “uçurumun kenarındaki özne” retoriği bizi cangılda hayatta kalmaya çalışan ve diken üstünde mücadele veren varlıklar olarak resmediyor. Dolayısıyla kolektif dayanışma imkânlarının yerini bireyin önceden çizilmiş sınırların içerisinde debelendiği bir çerçeve aldı. 

Tüm bunlarla birlikte kaygı ve stres gibi aslında belirli bir aşırılığı ifade etmesi gereken duygu durumları artık gündelik hayatın yerleşik parçası. Bu noktada içimize dönmemiz gerektiğini söyleyen ya da çeşitli stres kontrol mekanizmalarını devreye sokmamızı salık veren öğretilerin bizleri geçici reaksiyonlara sevk ettiğini söylemek mümkün. Peki bunların arkasındaki yapısal sorunlar nedir? Bunca kaygı ve stres tamamen gündelik karmaşanın ya da kişilik özelliğinin bir çıktısı olamaz. Yani başka bir yere bakmamız gerekiyor. 

Nöroendokrinoloji doktoru Sapolsky “Zebralar neden ülser olmaz?” isimli stres, stresle ilişki hastalıklar üzerine bir litap yazmış.İlk bakışta sıkıcı bir alternatif rock grubu ismi gibi duran bu soru aslında oldukça geniş kapsamlı soruları beraberinde getiriyor. Burada insana ait kompleks bir yapının yani beynin izleklerine yönelik büyük bir soruşturmayla karşılaşıyoruz. Bu soru ve rehber niteliğindeki cevaplar için kitaba bakılabilir. Sapolsky kitabın “Gelir eşitsizliği ve yoksul hissetmek nasıl olur da kötü sağlık anlamına gelir?” başlıklı bölümünde Harvard Üniversitesi'nden Inchiro Kawachi tarafından yapılan bir çalışmaya atıf yapıyor. Çalışmada Kawachi gelir eşitsizliğin herkes açısında ne kadar stresli olduğuna odaklanıyor. Buradan hareketle de sosyal kapitalin zayıf olduğu toplumlarda bireylerin stresi daha fazla yaşadığına yönelik bir çıkarım yapıyor.

“Sosyal kapital ne yapar? Sosyal kapitalin çok olduğu bir toplumda, gönüllülük çoktur; kişilerin katılabileceği ve kendilerini kendilerinden daha büyük bir bütünün bir parçası gibi hissedecekleri kuruluşlar vardır; insanlar kapılarını birbirlerine kilitlemezler.”

Dolayısıyla kolektif sorunların bireysel çözümlerle karşılanması, toplumsal stresin de tek tek bireylerin yüklendiği bir dünya yaratıyor. Üstelik bunun bir modern ahlak olarak sunulması, hegemonik anlamda bu konuda bir çeşit “sağ duyunun” ortaya çıkmasını sağlıyor. Herkesin kendi sınırları dahilinde boşuna çabaladığı koca bir amfitiyatro kalıyor geriye. Dolayısıyla Sapolsky’nin de belirttiği gibi “aynı anda hem dramatik gelir eşitsizliği hem de yüksek miktarda sosyal kapitali olan bir toplum olamaz.”

Tüm bunlarda içinde yaşadığımız iş modeli, güvencesizlik ve bunlarla birlikte dönüşen ilişki biçimleri etkili oluyor. Mark Fisher Kapitalist Gerçekçilik kitabında stresin özelleştirmesinden bahsediyor. Ona göre yeni dünya düzeniyle birlikte hoşnutsuzluk bireyselleştirilip içselleştirilirken stres ve sıkıntının sosyal ve siyasal nedenleri göz ardı edilir. Durmaksızın rekabete sevk edildiğimiz ve günlük ritmimizi asla yetişemeyeceğimiz bir tempoda sürdürdüğümüz bir dünyada stres yalnız kişisel parametrelerin bir sonucu olamaz. 

Kanadalı tarihçi Quinn Slobodian rekabetçi ahlakın çıktılarından bahsederken, bu düzenin herkesin sürekli olarak komşusundan daha fazlasını ya da daha iyisini elde etmek için çabalamasıyla ortaya çıkan bir dünya düzeni olduğunu söylüyor. 

Kaybettiğimiz sosyal bağların bedeli düşündüğümüzden de ağır sonuçlara sahip. Bunu da eskinin katı sınırları olan cemaat düzleminde değil, sahici ilişkilenme biçimlerine imkân tanıyan bir çerçevede yaşamak stres ve kaygı gibi duygu durumlarının bireysel yüklerden ibaret hâle gelmesini engelleyebilir. 

Sürekli kriz hâlinin yeni normale dönüştüğü bir dünyadaki giderek asimetrik bir yere doğru ilerleyen eşitsizliğin bedelleri etkisini katlanarak gösterecektir. Bunun için de kişisel sınırların ötesine bakmamız, söz konusu eşitsizliğe yol açan dinamikleri daha iyi kavramamız gerekiyor. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

Bireyselleştirilmiş stresin izinde

Kaygı ve stresin izini sürmek için kendi dünyamızın önceden çizilmiş sınırlarının ötesine bakmamız gerekiyor

11 Nis 2023

LAMY ile birlikte
Joses Pang, he Existence of Being

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

İoanna Kuçuradi’nin ardından: Bir insan öldüğünde geriye ne kalır?

İoanna Kuçuradi'nin ardından pek çok şey söylendi: “Hocaların hocası”, bilge”, “filozof”... Onu tanıyanlara sorduğumuzda ise tek bir Kuçuradi çıkmıyor: Birinin hayatında cesaret veren iki sözcük, bir başkasında kavramların sınırlarını doğru çizme titizliği, bir diğerinde değerleri yaşama sorumluluğu... Belki insan öldüğünde geriye kalan tam da bunlardır: Kendisi artık orada olmadığı hâlde başkalarının düşünme, konuşma, davranma, anlama ve kuşkusuz bunların toplamı olan yaşama biçimlerinde yaşamaya devam etmesi.

Metin V. Bayrak

·

04 Eki 2026

İoanna Kuçuradi’nin ardından: Bir insan öldüğünde geriye ne kalır?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Yapay zeka çağında ödev: Disiplin ritüeli mi, epistemik imkan mı?

Okullar açıldı; artık akşamlar, hafta sonları ve evler yeniden ödevle dolacak. “O ödevler yapılacak!” Peki neden? Çocuğun ilgileriyle konuşuyor mu? Ona beceri kazandırıyor mu? Kendi başına bir şeyin peşine düşmesini sağlıyor mu? Uğraş edinmesini destekliyor mu? Eğitimin öğretmeni, okulu, sınavı, müfredatı hatta okulun kendisini tartışmaya açtığımız bir dönemde, okulun en görünmez kurumlarından ödev üzerine düşünüyoruz.

Metin V. Bayrak

·

27 Eyl 2026

Yapay zeka çağında ödev: Disiplin ritüeli mi, epistemik imkan mı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Ölümcül körlük #3 | Menopoz: Kadınların 30 yılı nasıl tıbbın dışında kaldı?

Kadınların hayatının yaklaşık üçte birine yayılan menopoz, yüzyıllar boyunca doğurganlığın kaybı ve toplumsal değerin azalması üzerinden konuşuldu; sağlık boyutu ancak son yüzyılda görünür olmaya başladı. Bugün hormon tedavisinden osteoporoza, çalışma hayatından ayrımcılığa uzanan etkileri daha fazla tartışılsa da birçok kadın hâlâ ne yaşadığını anlamak, doğru teşhisi almak ve tedaviye ulaşmak için kendi başlarına bırakılıyor.

Ayça Örer

·

20 Eyl 2026

Ölümcül körlük #3 | Menopoz: Kadınların 30 yılı nasıl tıbbın dışında kaldı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'

2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahibi Süheyla Doğan’a bu ödül başta Kazdağları olmak üzere pek çok yerde ekoloji mücadelesini cesaretle sürdürdüğü, doğayı ve yaşamı savunmaktan vazgeçmediği, kadın hakları için mücadele ettiği, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkardığı ve doğayla birlikte yaşam hakkını savunduğu için verildi. Doğan, “Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim. Baskıların da bir sonu olacak. Geleceğe dair umutlarımı da kaybetmiyorum” diyor.

Pelin Cengiz

·

19 Eyl 2026

Süheyla Doğan: 'Yaşam için mücadele etmek benim hayattaki varlık nedenim'
AngstAngst
∙

HİKAYE

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?

Sabah dolabın karşısında “Bugün bunu mu giysem?” diye düşündüğümüzde aslında yalnızca kıyafet seçmiyoruz; kendimizi nasıl hissetmek, nasıl algılanmak ve hatta kim olmak istediğimize dair de bir karar alıyoruz. Moda bireysel görünür ama kolektif olarak öğrenilir: Kendimizi göstermek isteriz ama bazen başkalarının bakışından saklanmak da, değişmek isteriz ama aynı zamanda ait olmak da. Moda, bütün bu çelişkileri aynı anda taşıyabilen nadir alanlardan...

Nazlı Tan

·

16 Eyl 2026

Moda ve benlik: Giyinmek neden sadece giyinmek değildir?