Bireyselleştirilmiş stresin izinde

Kaygı ve stresin izini sürmek için kendi dünyamızın önceden çizilmiş sınırlarının ötesine bakmamız gerekiyor
Bireyselleştirilmiş stresin izinde

27 Mart - LAMY - Pareto
LAMY ile birlikte

Vazgeçilmez bir yazı enstrümanı: LAMY

Yazmaya duyduğumuz tutkuyu kâğıda taşımanın izindeyiz. Öyle ki düşündüğümüz, hayal ettiğimiz ve geliştirdiğimiz her bir fikri kâğıda dökerken vazgeçilmez bir enstrüman bizimle: LAMY .

Daha fazlasını öğren →

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Enes Köse

İçinde yaşadığımız politik iklim, giderek zorlandığımız gündelik hayat pratikleri, süregelen kriz dalgaları ve tüm bunlarla beraber gelen yeni iletişim formları bizi yeni bir dünyanın ortasına bıraktı. Hayatın her alanında devam eden krizler o kadar zorlamaya başladı ki birkaç sene önceye bile büyük bir özlem ve biraz da abartıyla geride kalmış bir cennet gibi bakılıyor artık. Hatta biraz da semptomatik diyebileceğimiz bir geçmiş tasavvuruna sıkıştık. Bir taraftan milat beklerken, öte taraftan kendi bireysel “mücadelemizin” çıkmaz sokaklarında daima kriz hâlinde yaşamaya devam ediyoruz. Bireysel mücadele anlatısı belki de tarihte hiç olmadığı kadar gündelik hayata entegre edildi. Neoliberal ethos’un “uçurumun kenarındaki özne” retoriği bizi cangılda hayatta kalmaya çalışan ve diken üstünde mücadele veren varlıklar olarak resmediyor. Dolayısıyla kolektif dayanışma imkânlarının yerini bireyin önceden çizilmiş sınırların içerisinde debelendiği bir çerçeve aldı. 

Tüm bunlarla birlikte kaygı ve stres gibi aslında belirli bir aşırılığı ifade etmesi gereken duygu durumları artık gündelik hayatın yerleşik parçası. Bu noktada içimize dönmemiz gerektiğini söyleyen ya da çeşitli stres kontrol mekanizmalarını devreye sokmamızı salık veren öğretilerin bizleri geçici reaksiyonlara sevk ettiğini söylemek mümkün. Peki bunların arkasındaki yapısal sorunlar nedir? Bunca kaygı ve stres tamamen gündelik karmaşanın ya da kişilik özelliğinin bir çıktısı olamaz. Yani başka bir yere bakmamız gerekiyor. 

Nöroendokrinoloji doktoru Sapolsky “Zebralar neden ülser olmaz?” isimli stres, stresle ilişki hastalıklar üzerine bir litap yazmış.İlk bakışta sıkıcı bir alternatif rock grubu ismi gibi duran bu soru aslında oldukça geniş kapsamlı soruları beraberinde getiriyor. Burada insana ait kompleks bir yapının yani beynin izleklerine yönelik büyük bir soruşturmayla karşılaşıyoruz. Bu soru ve rehber niteliğindeki cevaplar için kitaba bakılabilir. Sapolsky kitabın “Gelir eşitsizliği ve yoksul hissetmek nasıl olur da kötü sağlık anlamına gelir?” başlıklı bölümünde Harvard Üniversitesi'nden Inchiro Kawachi tarafından yapılan bir çalışmaya atıf yapıyor. Çalışmada Kawachi gelir eşitsizliğin herkes açısında ne kadar stresli olduğuna odaklanıyor. Buradan hareketle de sosyal kapitalin zayıf olduğu toplumlarda bireylerin stresi daha fazla yaşadığına yönelik bir çıkarım yapıyor.

“Sosyal kapital ne yapar? Sosyal kapitalin çok olduğu bir toplumda, gönüllülük çoktur; kişilerin katılabileceği ve kendilerini kendilerinden daha büyük bir bütünün bir parçası gibi hissedecekleri kuruluşlar vardır; insanlar kapılarını birbirlerine kilitlemezler.”

Dolayısıyla kolektif sorunların bireysel çözümlerle karşılanması, toplumsal stresin de tek tek bireylerin yüklendiği bir dünya yaratıyor. Üstelik bunun bir modern ahlak olarak sunulması, hegemonik anlamda bu konuda bir çeşit “sağ duyunun” ortaya çıkmasını sağlıyor. Herkesin kendi sınırları dahilinde boşuna çabaladığı koca bir amfitiyatro kalıyor geriye. Dolayısıyla Sapolsky’nin de belirttiği gibi “aynı anda hem dramatik gelir eşitsizliği hem de yüksek miktarda sosyal kapitali olan bir toplum olamaz.”

Tüm bunlarda içinde yaşadığımız iş modeli, güvencesizlik ve bunlarla birlikte dönüşen ilişki biçimleri etkili oluyor. Mark Fisher Kapitalist Gerçekçilik kitabında stresin özelleştirmesinden bahsediyor. Ona göre yeni dünya düzeniyle birlikte hoşnutsuzluk bireyselleştirilip içselleştirilirken stres ve sıkıntının sosyal ve siyasal nedenleri göz ardı edilir. Durmaksızın rekabete sevk edildiğimiz ve günlük ritmimizi asla yetişemeyeceğimiz bir tempoda sürdürdüğümüz bir dünyada stres yalnız kişisel parametrelerin bir sonucu olamaz. 

Kanadalı tarihçi Quinn Slobodian rekabetçi ahlakın çıktılarından bahsederken, bu düzenin herkesin sürekli olarak komşusundan daha fazlasını ya da daha iyisini elde etmek için çabalamasıyla ortaya çıkan bir dünya düzeni olduğunu söylüyor. 

Kaybettiğimiz sosyal bağların bedeli düşündüğümüzden de ağır sonuçlara sahip. Bunu da eskinin katı sınırları olan cemaat düzleminde değil, sahici ilişkilenme biçimlerine imkân tanıyan bir çerçevede yaşamak stres ve kaygı gibi duygu durumlarının bireysel yüklerden ibaret hâle gelmesini engelleyebilir. 

Sürekli kriz hâlinin yeni normale dönüştüğü bir dünyadaki giderek asimetrik bir yere doğru ilerleyen eşitsizliğin bedelleri etkisini katlanarak gösterecektir. Bunun için de kişisel sınırların ötesine bakmamız, söz konusu eşitsizliğe yol açan dinamikleri daha iyi kavramamız gerekiyor. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

Bireyselleştirilmiş stresin izinde

Kaygı ve stresin izini sürmek için kendi dünyamızın önceden çizilmiş sınırlarının ötesine bakmamız gerekiyor

11 Nis 2023

LAMY ile birlikte
Joses Pang, he Existence of Being

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Birlikte yaşamanın arkeolojisi #2 | Kovuk, çember, eşik: Birlikte yaşamanın sınırları nasıl çiziliyor?

İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Metin V. Bayrak

·

25 Eki 2026

Birlikte yaşamanın arkeolojisi #2 | Kovuk, çember, eşik: Birlikte yaşamanın sınırları nasıl çiziliyor?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

Sinem Çelik

·

22 Eki 2026

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası
AngstAngst
∙

HİKAYE

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

Zeynep Erdoğan

·

18 Eki 2026

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Pelin Cengiz

·

15 Eki 2026

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Eda Öztürk

·

14 Eki 2026

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine