Bozkırın ortasında bir ömür: Arkeolojinin samurayı Sachihiro Omura

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Uçsuz bucaksız bir bozkırın ortasındayız, güneş en kızgın hâliyle tepemizde. Japon arkeolog Sachihiro Omura ile Kaman’daki Kalehöyük’ün yanına ağır adımlarla gidiyoruz. Omura’nın elleri, suya aç kalmış toprağa uzanıyor, avuçluyor toprağı. Toprak ufalanıp toz oluyor ellerinde, sonra da parmaklarının arasından kayıp gidiyor ve rüzgarla savruluyor. Ama toz olup savrulan o toprak sırlarla dolu: İşte o zaman Omura’nın ağzından şu sözler dökülüyor:
“Toprak bazen bir sır verir. Ama o sırrı, ona yakışan bir sabırla anlamanız gerekir.”
Bir arkeologdan duyduğum ve unutamadığım en edebi cümlelerden biriydi bu. Ama Sachihiro Omura’nın edebi cümle kurma gibi bir amacı yoktu. Sadece belki de bütün ömrünü vakfettiği bir gerçeği söylüyordu.
Bir höyükte katman katman medeniyet tarihi
Sachihiro Omura’nın 1986’dan beri kazdığı Kırşehir’e bağlı Kaman’daki Kalehöyük, sırlarla dolu bir yer. Höyük, Anadolu’daki uygarlıkların katman katman bir kesiti adeta. Her katmanda ayrı bir uygarlığa ait izler var. Osmanlı, Selçuklu, Bizans’la başlayıp kazdıkça Hititler ve Asurlar’a kadar uzanıyor. Farklı zamanlarda Anadolu’da yaşamış uygarlıklara ait 50 şehir üst üste. Her şehir bir katman ve kazdıkça insanlığın tarihi yolculuğuna ait yeni bilgiler gün yüzüne çıkıyor.

Kaman Arkeoloji Müzesi
Höyüğün en alt katmanında, günümüzden 10 bin yıl önce yaşamış medeniyetlerin kalıntıları olduğu düşünülüyor. Omura, 39 yılda kaza kaza 5 bin yıl öncesi uygarlıklara kadar ulaşıldığını söyleyip “Bir bu kadar yıl daha sabırla kazılmalı” demişti. Bir ömür, hatta daha fazlasını gerektirecek bir sabır bunun için gerekliydi sanırım.
Peki bir Japon arkeoloğun Anadolu’nun orta yerinde, bozkırda ne işi var? Onu sormuştum Omura’ya, bize Kamal’daki Kalehöyük’ü gezdirirken. O da filmi başa sarıp anlatmıştı.
2. Dünya Savaşı'ndan çıkarılan ders
Malum 2. Dünya Savaşı, Japonlar için büyük bir yıkım ve yenilgi demek. Savaşta Japon İmparatorluk Ordusu'nda genç bir subay olarak görev yapan Prens Mikasa da savaş sonrası Japonların neden yenildiğini anlamak istiyor. Görüyor ki Japonlar kendi tarihleri dışında başka uygarlıkların tarihini bilmiyor. Arkeolojiye ve tarihe merakı böyle başlıyor. Ortadoğu ve Anadolu’nun bütün medeniyetlerin yuvası olduğunu anladığındaysa Japon Ortadoğu Kültür Merkezi’ni kuruyor.
2. Dünya Savaşı’nın yıkıp geçtiği Japonya’da savaşın bitmesinden üç yıl sonra, 1948’de Iwate’de doğan Sachihiro Omura da arkeolojiye merak saran Japon gençlerden. Henüz 16’sındayken Hititlerle ilgili okuduğu kitap nedeniyle Türkiye’ye gelmek istiyor.
Türkiye'ye Özal sayesinde geldi
İleride Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olacak Turgut Özal’la yolu kesişince de amacına ulaşıyor:
“1968 ya da 1969'da gazetede Türkiye'den bir müsteşar geleceğine dair bir haber gördüm. Müsteşarı çok merak ettim. Büyükelçiliğe gittim. Fakat kapıcı, kıyafetime bakıp beni içeri almadı. Tam çıktım, gidiyordum arkamdan birisi koşa koşa geldi. 'Çok istiyorsan oteli söyleyeyim oraya git' dedi. Orada da kapıcı beni sokmadı ama 'Telefonunu yaz kağıda, şansımızı deneyelim' dedi. Ertesi gün beni aradılar. Arayan Turgut Özal'dı. ‘Türkiye'ye gelmek istediğini yazmışsın, havalimanına gel, ben yarın döneceğim’ dedi.
Uçak 5'teydi ve ben de o zamana kadar hiç uçağa binmediğim için pasaport ve gümrük işleri nasıl olacak bilmiyordum. Tam 5'te havalimanına gittim. Ama herkes gitmişti. Çok üzüldüm. ‘Ben yanlış yaptım’ dedim. Oradaki görevli bana baktı ‘Sen Omura mısın?’ dedi. "Turgut Bey sizi çok bekledi, niye gelmedin?’ dedi. Sonra benimle irtibat kurdular ve Türkiye'ye geldim.”
Kalehöyük'te ilk keşif
Türkiye’ye gelmesi aslında bir burs sayesinde oluyor. Türk hükümetinin bursuyla Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde Hititoloji alanında doktora eğitimine başlıyor Omura. Bu süreçte, hocası Prof. Dr. Tahsin Özgüç sayesinde Türkiye'deki çeşitli arkeolojik kazılara katılıyor.

Kalehöyük
Deneyim sahibi ama Omura okul bitince mecburen ülkesine dönecek. Lakin dönmek de istemiyor. Türkiye’de kalmak istiyor. Hocası Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün tavsiyesi ile genç arkeolog Omura, Prens Mikasa’ya bir mektup yazıyor. Ki Prens Mikasa, Özgüç’ün de yakın arkadaşı. Prens Mikasa, bir Japon arkeoloğun Anadolu'da çalışma yapmak için göreve hazır olduğunu öğrenince ona Anadolu’da kalıp araştırma yapmasını salık veriyor.
Sachihiro Omura da Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yüzey araştırmaları yapıp, Kaman Kalehöyük'ü kazmaya karar veriyor. Prens Mikasa'nın kurduğu Japon Ortadoğu Kültür Merkezi de ona destek oluyor.
Kaman’daki Kalehöyük kazılarının arkasında işte böylesi bir hikaye var.
İlk kazma Prens Mikasa'dan
31 Mayıs 1986'da Kalehöyük kazılarını bizzat Prens Mikasa başlatıyor. Ki büyük bir hayalini gerçekleştiği için de kıvançlı.

Prens Mikasa, kazının başlangıcını yapıyor.
Prens Mikasa, belki de o gün söyledi Omura’ya Anadolu ile ilgili düşüncelerini, bilinmez. Ama söylediklerini Omura hiç unutmuyor:
“Neden 9 bin kilometre öteden gelip bu kazıları yapıyoruz? Şundan: Kaman'da 10 bin yıllık tarih var. Hitit, Frig, Pers, Roma, Bizans, Oğuz, Osmanlı yaşamış burada. Örneğin İtalya ya da Mısır'da kazı yapsanız sadece o ülkenin mirasını bulursunuz. Oysa Kaman'da insanlık tarihinin mirası var. Dünyanın tam ortası burası.”
Toprağın altından 5 bin eser çıkardı
Omura, Kaman’da, dünyanın tam ortasında toprağın altında kalan sırrı çözmeye çalıştı yıllarca. Kazılardan yaklaşık 5 bin eser çıktı. Japon kültüründe karşındakine saygı esastır. Bunun için "Eser, çıktığı yerindir" ilkesiyle kazı yaptı. Yine Japon hükümetinin desteğiyle kurulan Kalehöyük Arkeoloji Müzesi'nde sergilendi bu eserler hep.
Kaman kazıları, Anadolu’da yerleşim yerlerinin bin yıllarca kesintisiz nasıl sürdüğünü ve kronolojisini göstermesi açısından önemliydi. Ama bir şey daha vardı. Özellikle demir ve camı şekillendirme konusunda burada yaşayan uygarlıkların insanlık için nasıl öncü olduğunu da kanıtladı.
Kaman'daki Japon bahçesi de onun eseri
Ama Omura bir güzellik daha yaptı bize. Kaman’a, bozkıra bir Japon bahçesi de kazandırdı, yıllarca uğraşarak... Ki bu bahçeye de Prens Mikasa'nın adı verildi. Bulunduğu coğrafyaya uygun olarak tasarlanan bahçe, bozkırın ortasında bir vaha.

Kaman Japon Bahçesi
Gerçi bir bahçenin Japon bahçesi olabilmesi için 100 yıl geçmesi gerekiyormuş ama yine de farkını hissettiriyor. Yılda 100 bin kişi ziyaret ediyor burayı.
Türkiye Cumhuriyeti Liyakat Nişanı'yla onurlandırıldı
Sachihiro Omura’yı belki arkeoloji dünyası tanıyordu ama Türkiye’de kamuoyu uzun yıllar sonra tanıdı. Türkiye’de yaşaya yaşaya adeta bizden biri oldu. Türkçe öğrendi, akıcı bir şekilde Türkçe konuşmaya hatta espri yapmaya başladı. Yoğurdu çok sevdi, bir de Ajda Pekkan ve Nilüfer’in klasiklerini.
Öyle ki torunun ismini Mehmet koydu. Kamanlıların Ömer Abi’siydi o. Bu renkli kişiliği sayesinde de Türkiye’de sevilen biri hâline geldi. 2008 yılında Türkiye Cumhuriyeti Liyakat Nişanı ile onurlandırıldı.

Sachihiro Omura
Sachihiro Omura, geçen Salı günü 77 yaşında ömrünü vakfettiği Kaman’da hayatını kaybetti. Naaşı Türk bayrağına sarıldı. Büyük bir törenle uğurlandı. Ondan geriye insanlık tarihinin büyük yolculuğunu anlatan toprağın sırladığı bilgiler ve eserler kaldı.
Belki siz bu yazıyı okurken Kalehöyük’te gün batıyor, höyüğün gölgesi uzadıkça uzuyor. Elinde defteriyle dolaşan Omura yok artık. Ama Kaman’daki o topraklar; sadakatle, dostlukla, sabırla, merakla harmanlanmış bir ömürden de izler taşıyan bir sırla kaplı artık.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Olkan Özyurt
Kültür-sanat yazarı, sinema eleştirmeni. 2000 yılında Radikal gazetesi kültür-sanat servisinde gazeteciliğe başladı. 2008’de Sabah gazetesine geçerek kültür-sanat sayfasının yönetimini üstlendi. 2012'de hafta sonu eklerine geçti. 10Haber.net’te kültür sanat editörü olarak çalıştı. Sinema ile ilgili yazıları ve film eleştirileri Arka Pencere, Empire Türkiye, Sinema dergilerinde yayımlandı.

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?




