Bozkırın ortasında bir ömür: Arkeolojinin samurayı Sachihiro Omura

Japon arkeolog Sachihiro Omura, bozkırın ortasındaki Kaman’da bir ömür geçirdi. Toprağı kazdıkça Anadolu’nun bin yıllarca kesintisiz süren uygarlık tarihinin sırlarını ortaya çıkardı. Ömrünü vakfettiği Anadolu’da yaşaya yaşaya bizden biri oldu. Adı Ömer Abi’ye çıktı. 77 yaşında yaşamını yitirdiğinde ondan geriye sadece koca bir arkeoloji külliyatı kalmadı. Kaman’daki o topraklar artık, sadakatle, dostlukla, sabırla, merakla harmanlanmış bir ömürden izler taşıyan sırlarla kaplı.
Bozkırın ortasında bir ömür: Arkeolojinin samurayı Sachihiro Omura

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Uçsuz bucaksız bir bozkırın ortasındayız, güneş en kızgın hâliyle tepemizde. Japon arkeolog Sachihiro Omura ile Kaman’daki Kalehöyük’ün yanına ağır adımlarla gidiyoruz. Omura’nın elleri, suya aç kalmış toprağa uzanıyor, avuçluyor toprağı. Toprak ufalanıp toz oluyor ellerinde, sonra da parmaklarının arasından kayıp gidiyor ve rüzgarla savruluyor. Ama toz olup savrulan o toprak sırlarla dolu: İşte o zaman Omura’nın ağzından şu sözler dökülüyor: 

“Toprak bazen bir sır verir. Ama o sırrı, ona yakışan bir sabırla anlamanız gerekir.”

Bir arkeologdan duyduğum ve unutamadığım en edebi cümlelerden biriydi bu. Ama Sachihiro Omura’nın edebi cümle kurma gibi bir amacı yoktu. Sadece belki de bütün ömrünü vakfettiği bir gerçeği söylüyordu. 

Bir höyükte katman katman medeniyet tarihi

Sachihiro Omura’nın 1986’dan beri kazdığı Kırşehir’e bağlı Kaman’daki Kalehöyük, sırlarla dolu bir yer. Höyük, Anadolu’daki uygarlıkların katman katman bir kesiti adeta. Her katmanda ayrı bir uygarlığa ait izler var. Osmanlı, Selçuklu, Bizans’la başlayıp kazdıkça Hititler ve Asurlar’a kadar uzanıyor. Farklı zamanlarda Anadolu’da yaşamış uygarlıklara ait 50 şehir üst üste. Her şehir bir katman ve kazdıkça insanlığın tarihi yolculuğuna ait yeni bilgiler gün yüzüne çıkıyor. 

Kaman Arkeoloji Müzesi

Höyüğün en alt katmanında, günümüzden 10 bin yıl önce yaşamış medeniyetlerin kalıntıları olduğu düşünülüyor. Omura, 39 yılda kaza kaza 5 bin yıl öncesi uygarlıklara kadar ulaşıldığını söyleyip “Bir bu kadar yıl daha sabırla kazılmalı” demişti. Bir ömür, hatta daha fazlasını gerektirecek bir sabır bunun için gerekliydi sanırım. 

Peki bir Japon arkeoloğun Anadolu’nun orta yerinde, bozkırda ne işi var? Onu sormuştum Omura’ya, bize Kamal’daki Kalehöyük’ü gezdirirken. O da filmi başa sarıp anlatmıştı. 

2. Dünya Savaşı'ndan çıkarılan ders

Malum 2. Dünya Savaşı, Japonlar için büyük bir yıkım ve yenilgi demek. Savaşta Japon İmparatorluk Ordusu'nda genç bir subay olarak görev yapan Prens Mikasa da savaş sonrası Japonların neden yenildiğini anlamak istiyor. Görüyor ki Japonlar kendi tarihleri dışında başka uygarlıkların tarihini bilmiyor. Arkeolojiye ve tarihe merakı böyle başlıyor. Ortadoğu ve Anadolu’nun bütün medeniyetlerin yuvası olduğunu anladığındaysa Japon Ortadoğu Kültür Merkezi’ni kuruyor.

2. Dünya Savaşı’nın yıkıp geçtiği Japonya’da savaşın bitmesinden üç yıl sonra, 1948’de Iwate’de doğan Sachihiro Omura da arkeolojiye merak saran Japon gençlerden. Henüz 16’sındayken Hititlerle ilgili okuduğu kitap nedeniyle Türkiye’ye gelmek istiyor. 

Türkiye'ye Özal sayesinde geldi

İleride Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olacak Turgut Özal’la yolu kesişince de amacına ulaşıyor: 

“1968 ya da 1969'da gazetede Türkiye'den bir müsteşar geleceğine dair bir haber gördüm. Müsteşarı çok merak ettim. Büyükelçiliğe gittim. Fakat kapıcı, kıyafetime bakıp beni içeri almadı. Tam çıktım, gidiyordum arkamdan birisi koşa koşa geldi. 'Çok istiyorsan oteli söyleyeyim oraya git' dedi. Orada da kapıcı beni sokmadı ama 'Telefonunu yaz kağıda, şansımızı deneyelim' dedi. Ertesi gün beni aradılar. Arayan Turgut Özal'dı. ‘Türkiye'ye gelmek istediğini yazmışsın, havalimanına gel, ben yarın döneceğim’ dedi. 

Uçak 5'teydi ve ben de o zamana kadar hiç uçağa binmediğim için pasaport ve gümrük işleri nasıl olacak bilmiyordum. Tam 5'te havalimanına gittim. Ama herkes gitmişti. Çok üzüldüm. ‘Ben yanlış yaptım’ dedim. Oradaki görevli bana baktı ‘Sen Omura mısın?’ dedi. "Turgut Bey sizi çok bekledi, niye gelmedin?’ dedi. Sonra benimle irtibat kurdular ve Türkiye'ye geldim.”

Kalehöyük'te ilk keşif

Türkiye’ye gelmesi aslında bir burs sayesinde oluyor. Türk hükümetinin bursuyla Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde Hititoloji alanında doktora eğitimine başlıyor Omura. Bu süreçte, hocası Prof. Dr. Tahsin Özgüç sayesinde Türkiye'deki çeşitli arkeolojik kazılara katılıyor. 

Kalehöyük

Deneyim sahibi ama Omura okul bitince mecburen ülkesine dönecek. Lakin dönmek de istemiyor. Türkiye’de kalmak istiyor. Hocası Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün tavsiyesi ile genç arkeolog Omura, Prens Mikasa’ya bir mektup yazıyor. Ki Prens Mikasa, Özgüç’ün de yakın arkadaşı. Prens Mikasa, bir Japon arkeoloğun Anadolu'da çalışma yapmak için göreve hazır olduğunu öğrenince ona Anadolu’da kalıp araştırma yapmasını salık veriyor.

Sachihiro Omura da Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yüzey araştırmaları yapıp, Kaman Kalehöyük'ü kazmaya karar veriyor. Prens Mikasa'nın kurduğu Japon Ortadoğu Kültür Merkezi de ona destek oluyor.

Kaman’daki Kalehöyük kazılarının arkasında işte böylesi bir hikaye var. 

İlk kazma Prens Mikasa'dan

31 Mayıs 1986'da Kalehöyük kazılarını bizzat Prens Mikasa başlatıyor. Ki büyük bir hayalini gerçekleştiği için de kıvançlı.

Prens Mikasa, kazının başlangıcını yapıyor.

Prens Mikasa, belki de o gün söyledi Omura’ya Anadolu ile ilgili düşüncelerini, bilinmez. Ama söylediklerini Omura hiç unutmuyor: 

“Neden 9 bin kilometre öteden gelip bu kazıları yapıyoruz? Şundan: Kaman'da 10 bin yıllık tarih var. Hitit, Frig, Pers, Roma, Bizans, Oğuz, Osmanlı yaşamış burada. Örneğin İtalya ya da Mısır'da kazı yapsanız sadece o ülkenin mirasını bulursunuz. Oysa Kaman'da insanlık tarihinin mirası var. Dünyanın tam ortası burası.” 

Toprağın altından 5 bin eser çıkardı

Omura, Kaman’da, dünyanın tam ortasında toprağın altında kalan sırrı çözmeye çalıştı yıllarca. Kazılardan yaklaşık 5 bin eser çıktı. Japon kültüründe karşındakine saygı esastır. Bunun için "Eser, çıktığı yerindir" ilkesiyle kazı yaptı. Yine Japon hükümetinin desteğiyle kurulan Kalehöyük Arkeoloji Müzesi'nde sergilendi bu eserler hep. 

Kaman kazıları, Anadolu’da yerleşim yerlerinin bin yıllarca kesintisiz nasıl sürdüğünü ve kronolojisini göstermesi açısından önemliydi. Ama bir şey daha vardı. Özellikle demir ve camı şekillendirme konusunda burada yaşayan uygarlıkların insanlık için nasıl öncü olduğunu da kanıtladı. 

Kaman'daki Japon bahçesi de onun eseri

Ama Omura bir güzellik daha yaptı bize. Kaman’a, bozkıra bir Japon bahçesi de kazandırdı, yıllarca uğraşarak... Ki bu bahçeye de Prens Mikasa'nın adı verildi. Bulunduğu coğrafyaya uygun olarak tasarlanan bahçe, bozkırın ortasında bir vaha. 

Kaman Japon Bahçesi

Gerçi bir bahçenin Japon bahçesi olabilmesi için 100 yıl geçmesi gerekiyormuş ama yine de farkını hissettiriyor. Yılda 100 bin kişi ziyaret ediyor burayı. 

Türkiye Cumhuriyeti Liyakat Nişanı'yla onurlandırıldı

Sachihiro Omura’yı belki arkeoloji dünyası tanıyordu ama Türkiye’de kamuoyu uzun yıllar sonra tanıdı. Türkiye’de yaşaya yaşaya adeta bizden biri oldu. Türkçe öğrendi, akıcı bir şekilde Türkçe konuşmaya hatta espri yapmaya başladı. Yoğurdu çok sevdi, bir de Ajda Pekkan ve Nilüfer’in klasiklerini. 

Öyle ki torunun ismini Mehmet koydu. Kamanlıların Ömer Abi’siydi o. Bu renkli kişiliği sayesinde de Türkiye’de sevilen biri hâline geldi. 2008 yılında Türkiye Cumhuriyeti Liyakat Nişanı ile onurlandırıldı.

Sachihiro Omura

Sachihiro Omura, geçen Salı günü 77 yaşında ömrünü vakfettiği Kaman’da hayatını kaybetti. Naaşı Türk bayrağına sarıldı. Büyük bir törenle uğurlandı. Ondan geriye insanlık tarihinin büyük yolculuğunu anlatan toprağın sırladığı bilgiler ve eserler kaldı. 

Belki siz bu yazıyı okurken Kalehöyük’te gün batıyor, höyüğün gölgesi uzadıkça uzuyor. Elinde defteriyle dolaşan Omura yok artık. Ama Kaman’daki o topraklar; sadakatle, dostlukla, sabırla, merakla harmanlanmış bir ömürden de izler taşıyan bir sırla kaplı artık.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Olkan Özyurt

Kültür-sanat yazarı, sinema eleştirmeni. 2000 yılında Radikal gazetesi kültür-sanat servisinde gazeteciliğe başladı. 2008’de Sabah gazetesine geçerek kültür-sanat sayfasının yönetimini üstlendi. 2012'de hafta sonu eklerine geçti. 10Haber.net’te kültür sanat editörü olarak çalıştı. Sinema ile ilgili yazıları ve film eleştirileri Arka Pencere, Empire Türkiye, Sinema dergilerinde yayımlandı.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

COP31’e doğru iklim finansmanı: 1,3 trilyon dolar nereden gelecek, nereye gidecek?

COP31'e doğru 2035 için belirlenen yıllık 1,3 trilyon dolarlık iklim finansmanı hedefi tartışılırken kaynakların hangi kanallardan sağlanacağı, ülkelerin katkısının nasıl paylaşılacağı ve finansmanın ne kadarının hibe olarak aktarılacağı belirsizliğini koruyor. Bakü–Belém Yol Haritası bu hedefe ulaşmak için bir çerçeve sunarken asıl sınav, finansmanın ihtiyaç sahiplerine hangi koşullarda ulaşacağı olacak.

Pelin Cengiz

·

02 Kas 2026

COP31’e doğru iklim finansmanı: 1,3 trilyon dolar nereden gelecek, nereye gidecek?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Pandemi günlerini özlemek bizi kötü biri mi yapar?

Pandemi günlerinde bir adım geri atıp, yaşadığımız keşmekeşi çıplak gözlerle görünce, en çok da bizden nelerin esirgendiğini fark ettik. Ertelenen kitaplar okundu, filmler, diziler izlendi. Kimimiz sahiden de mutfakta becerikli olduğunu keşfetti, hemen herkes evde kendi ekmeğini pişirmeye başladı, bir kısmımız hızını alamayıp karnabaharı bile deterjanla yıkamaya soyundu. Ama ortak duygu şuydu: Çalışırken de kendimize vakit ayırabilirmişiz. Peki böyle bir hayat için illa küresel bir felaket mi yaşamamız gerekiyordu?

Vartan Estukyan

·

29 Eki 2026

Pandemi günlerini özlemek bizi kötü biri mi yapar?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Jennifer Morgan: COP31, Türkiye için kömürden uzaklaşmak açısından büyük fırsat

Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenleneceği için bu yıl özel bir önem atfedilen COP31’in ana gündem maddelerini, işleyiş ve iklim finansmanına ilişkin kritik konuları uluslararası iklim politikası, çevre hareketi ve iklim diplomasisi alanlarında 30 yılı aşkın deneyime sahip bir isim olan Jennifer Morgan ile birlikte değerlendirdik.

Pelin Cengiz

·

28 Eki 2026

Jennifer Morgan: COP31, Türkiye için kömürden uzaklaşmak açısından büyük fırsat
AngstAngst
∙

HİKAYE

Birlikte yaşamanın arkeolojisi #2 | Kovuk, çember, eşik: Birlikte yaşamanın sınırları nasıl çiziliyor?

İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Metin V. Bayrak

·

25 Eki 2026

Birlikte yaşamanın arkeolojisi #2 | Kovuk, çember, eşik: Birlikte yaşamanın sınırları nasıl çiziliyor?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

Sinem Çelik

·

22 Eki 2026

Geleceğe hazırlıklı liderlik modeli: Değişimi anlatmaktan değişimin parçası olmaya uzanan yol haritası