ÇİÇEK DÜRBÜNDEN BAKAR GİBİ: AKDENİZ'DE BİR ADA

Dününe ve bugününe, bütün Akdeniz kültürlerine ithafen
ÇİÇEK DÜRBÜNDEN BAKAR GİBİ: AKDENİZ'DE BİR ADA

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Yazı & Fotoğraflar: Deniz Yılmaz Akman

Gemimiz yaklaştıkça yüzünü yavaşça gösteren dağların denizle buluştuğu durgun kıyılar, sanki bir özgürlük vaadiyle selam veriyor bize. Birbirini tanımayan bine yakın yolcu, yan yana gidiyoruz. Canımız tuz çekiyor, mavi ve yeşil çekiyor. Hayatın tam ortasına uzanmak isteyen bütün coşkun ruhları içine almaya hazır Akdeniz. Ve orada, tam karşımızda duruyor.

Zihnimde birtakım görüntüler dönmeye başlıyor: Gülümsemeyi uzuvlarının birer parçası gibi kullanmayı öğrenmiş kimselerin, yağmur yağsa da güneşin her an çıkacağı izlenimini veren ılık havanın, sınıf ayrımı olmaksızın insanların bir arada sosyalleşebildiği mekânların ve iki işin arasına sıkıştırılmış ayaküstü hoş sohbetlerin memleketini düşlüyorum. Akdeniz ahesteliğini dileyerek adaya ayak basmak için sabırsızlanıyorum. Acelesiz, yavaşça yaklaşıyoruz adaya. Ve o, içine bir ülkeyi sığdırmış gibi büyükçe duran görünüşüyle meydan okuyor hepimize.


İstanbul’dan başladığım kara ve deniz yolculuğunun ardından vardığım bu topraklarda, en çok sokaklar şaşırtıyor beni. Orta Doğu’da gördüklerime benzer; beti benzi atmış taş evler beliriveriyor birbiri ardına. Balkonlara konmuş esmer tenli kafa şeklindeki seramik vazolardan frenk yemişleri ve kaktüsler fışkırıyor. Sonradan araştırınca öğreniyorum ki “testa di moro” denen bu geleneksel seramikler, Araplardan kalma bir aşk mitine dayanıyor. Bir meydanda aniden heybetli bir katedral çıkıyor karşıma. Bilgilendirme panosu, Normanlar tarafından yapıldığını anlatıyor büyük puntolarla. Siraküza’nın orta yerinde, Apollo ile Antik Yunan kalıntıları yıllara karşı dimdik duruyor. Bir çiçek dürbününden bakar gibi hayretle izliyorum iç içe geçen dünü ve bugünü.


Sicilya, işte böyle bir yer. Her adımda, insanı farklı bir yere, hâliyle farklı bir duyguya sürüklüyor. Stratejik konumu ve tarihinde birçok medeniyetin boyunduruğu altına girmesiyle; yıllarca Kuzey Afrika ve Avrupa arasında köprü görevi görmüş. Yunan, Romalı, Alman, Bizanslı, Müslüman ve Kuzey’den gelip adaya yerleşen Normanların izleri sinmiş adanın dokusuna. Bu sebeple Arap mimarisinin öne çıktığı; Ragusa ve Modica’nın yokuşlarını tırmandığımda sanki Halep kalesinden manzaralara bakıyorum. Bizans dokunuşlarını fark ettiğim mozaiklerde, İstanbul’u özlüyorum. Siraküza’da gezerken Atina’yı, Efes’i buluyorum, elimle koymuş gibi. Cefalu’da, Normanlar tarafından yapılan dinî yapıları ziyaret ederken Avrupa’nın gösterişli meydanlarına ışınlanıyorum.


İç içe geçen tüneller gibi, her şehir daha önce gördüğüm başka bir şehre açılıyor sanki. Ve yediğim her yemek, “ben bu tadı bir yerden hatırlıyorum” dedirtiyor. Sicilya mutfağındaki birçok tarif, Araplardan adalılara emanet. Modica’nın, 16. yüzyılda adada yaşayan İspanyollar tarafından, Azteklerden esinlenerek oluşturulmuş meşhur çikolata reçeteleri dışında birçok lezzet bu kültürün mirası. Ortigia pazarındaki baharat tezgâhları, Arap ülkelerindeki “souk” denilen pazarların çeşitliliğini aratmıyor. Restoranlarda kuskus, çam fıstığı, badem, üzüm, tarçın gibi; Doğu mutfağında sıkça kullanılan malzemelerle karşılaşıyorum. Kuzey Afrika’nın sorbeleri, granita olarak kahvaltılarda yeniliyor. Bir restoranın menüsünde gördüğüm “salame Turco” yazısı ise gülümsetiyor beni. Mozaik pasta diye bildiğimiz tatlı, salama benzeyen şeklinden dolayı ‘salame’ adını almış Sicilya’da. ‘Turco’ ise, sandığım gibi Türklere değil, 9. yüzyıldan itibaren adaya yerleşerek “Turco” olarak anılan Müslümanlara işaret ediyor. Hatta adanın güneyinde Turco, Turci gibi soyadlarına rastlanıyor. Şimdilerde, o adlar geçmişi fısıldamaya devam eder gibi kapı girişlerindeki zillerin üzerinde yazılı.


Castelbuono’da, çok sevdiğim Cinema Paradiso filminin çekildiği meydanda, gazete okumak gibi sıradan bir eylemi bile ciddiye alan insanların ortasındayım. Bu eylem bana sıradan görünen şeylerin hayatın bir parçası olduğunu hatırlatıyor. Küreselleşmeden nasibini almamış, sadece geçmişinin çok kültürlü karakterini korumuş bir adada olduğumu. Akdeniz ruhunu o an, yeniden seviyorum. Ani kızgınlıklarıyla geceleri gökyüzünü kızıla bürüyen Etna Yanardağı'nın, Kuzey Afrika'dan getirilen turunç ağaçlarının, matematikçi Arşimet’in, gün doğumlarında denize açılan azimli balıkçıların, neşeyi kendine renk edinmiş ve çoğunlukla tatlı yiyip tatlı konuşan insanların adasını yeniden seviyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Bize her gün Akdenizliler Günü!

Bugün 27 Haziran Akdenizliler Günü! İçimiz içimize sığmıyor. Radyoda "Voyages" çalıyor. Ritim tutuyor dalgalar, rüzgâr oralı değil - herhâlde akşam eşlikçimiz olacak.

27 Haz 2021

İllüstrasyon: Yeraz Gökbaş

YAZARLAR

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli

HİKAYE

Vancouver'ın çok renkli duyusal haritası: Kuzgunlar, gölgeler, mitler ve kocaman bir gökyüzü

Vancouver kültürel açıdan çok yeni bir şehir fakat ağaçların tarihini düşününce ya da Hot Springs Cove’u keşfedince kültürünün çok daha eski ve doğasının her şeyin üstünde olduğu ortaya çıkıyor. İlk halkların mitlerini az da olsa takip etmek orada insana doğanın kadim bilgisinin rehber olabileceğini gösteriyor.

Nis Tuğba Çelik

·

02 Ağu 2026

Vancouver'ın çok renkli duyusal haritası: Kuzgunlar, gölgeler, mitler ve kocaman bir gökyüzü
SoliSoli

HİKAYE

Göçlerle taşınan melodiler: Kaş Caz Festivali'nin hikayesini direktörü Serdar Karatepe anlatıyor

Türkiye'nin belki de en sevilen tatil destinasyonu Kaş, bu yıl 28-30 Ağustos'ta sekizinci kez Kaş Caz Festivali'ne ev sahipliği yapıyor. Odağına cazın evrensel dili üzerinden aidiyet, yolculuk, kültürel etkileşim ve ortak hafıza kavramlarını alan festivalin hikayesini ve Kaş'ta oluşan festival kültürünü festival direktörü Serdar Karatepe'den dinledik.

Deniz Aytekin

·

30 Tem 2026

Göçlerle taşınan melodiler: Kaş Caz Festivali'nin hikayesini direktörü Serdar Karatepe anlatıyor
SoliSoli

HİKAYE

Randevulu selfie, manzaralı bariyer: Şehirler aşırı turizmle nasıl mücadele ediyor?

Halihazırda yoğun ilgi gören tatil beldelerine “instagramlanabilir” yeni keşiflerin de eklenmesiyle özellikle yaz aylarında dünyanın dört bir yanındaki dingin kasabalar turist akınına uğruyor. Peki popüler tatil destinasyonlarında düzeni sağlamak adına alınan yaratıcı (ve kimi zaman oldukça katı) önlemler neler?

Deniz Aytekin

·

26 Tem 2026

Randevulu selfie, manzaralı bariyer: Şehirler aşırı turizmle nasıl mücadele ediyor?
SoliSoli

HİKAYE

Aklımız havalarda: Bir kuşun peşinden dünyayı yeniden dinlemek

Şu sıralar herkesin “aklı havada” ve bunun çok haklı bir sebebi var: Bir kuşun peşine düşmek, dikkatimizi yeniden bulunduğumuz yere çevirmek ve yaşadığımız dünyanın daha büyük hikayesine dahil olmak demek. Kuş Kolektifi’nin kurucusu, Şehir Kuşçuları radyo programının bir parçası, doğa savunucusu, meraklısı ve kuş gözlemcisi Yaz Güvendi ile kuşların bize öğrettiklerini, doğayla bağ kurmanın yollarını ve şehirde kuş gözlemciliğinin imkanlarını konuştuk.

Elif Bayram

·

26 Tem 2026

Aklımız havalarda: Bir kuşun peşinden dünyayı yeniden dinlemek
SoliSoli

HİKAYE

Sınırların ötesinde bir macera: Defender Trophy

Defender Trophy, yalnızca fiziksel dayanıklılığı ve sürati ölçen bir yarış değil; disiplin, takım çalışması ve maceracı ruhunu genlerinde taşıyan köklü bir organizasyon. Tekerlekler hayati bir amaç için dönüyor: Doğayı ve vahşi yaşamı korumak.

22 Tem 2026

Sınırların ötesinde bir macera: Defender Trophy