“Cihangir’de istersem sessiz, sakin ve yalnız istersem kalabalığım.”

Mahalle: Cihangir, Mahalleli: Tuluğ Özlü, Fotoğraflar: Deniz Sabuncu.
“Cihangir’de istersem sessiz, sakin ve yalnız istersem kalabalığım.”

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Hayatımın kendimi bildim bileli geçen zaman diliminde her daim bir ayağımın ve aklımın olduğu, misafiri olduğum mahalle, Cihangir, artık benim mahallem. Ne zaman bir mahalleli olunur, ne zaman oraya ait hissedilir, oranın dertleri ne zaman senin dertlerin, güzellikleri ne zaman şifan olur? Şimdi mahalleden gitse de hep geri dönen, eski bir mahalleliye soruyorum: Seni mahalleye bağlayan nedir Tuluğ? 

“Manav, kasap, bakkal gibi esnafın varlığı, iletişimi ve oturup çay içebileceğin o çay bahçesi beni mahalleye bağlayan yegâne unsurlar. Yaşadığım mahallede yürüyerek alışveriş yapıp iki adım ötede arkadaşlarımla buluşabilmeyi arzulayan biriyim. İşte o zaman mahalle benim, ben onun. Beni lütfen bir araçla ya da toplu taşımayla insan içine çıkarmayın, beni zorlamayın!” diye anlatıyor. Sahi, itirazı olan?

GÜRÜLTÜDEN UZAK, SESSİZ VE BİZ BİZE

Cihangir’de yaşayan kimle konuşsam aynı cevabı alıyorum. Eş dost hep dizinin dibinde, aradığın ne varsa mahallede: Canlı müzik, sabahlara kadar dans edebileceğin kulüp, taze meyve sebze alabileceğin manav, oturup “Bana bir tavşan kanı çay,” diyebileceğin çaycı; syphon yöntemiyle demlenmiş kahve ve yanında glütensiz kek söyleyebileceğin üçüncü mü bilmem kaçıncı dalga kahveci; Boğaz manzarası eşliğinde dostlarla donatılmış nefis bir sofra; çocukluğunu hatırlatan nostaljik bakkal; anne eli değmiş gibi ev yemekleri yapan esnaf lokantası; alışveriş merkezleri denen beton ve ışık dolu yapılara girmeden mütevazı bir şekilde alışverişini yapabileceğin dükkânlar; üst mahallede antikacılar, aşağıda vapur, yukarıda metro ve ta da: İstanbul’da trafiksiz yaşam.

Tuluğ, mahallesinde


Kesinlikle esnaftan alışveriş yapmalıyım. Sabahları geçerken 'Günaydın,' dediğim esnaf komşum olmalı. Arkadaşlarım hemen arka sokakta oturmalı. Uzaklarda aramamalıyım hemen yanı başımda olsunlar. Olmasını istemediğim şeyler başta trafik, bir sürü araba — korna sesinden nefret ediyorum. Bundandır gürültüden uzak, sessiz ve biz bizedir bizim mahalle: Cihangir,” diyor Tuluğ. Haklı. 

Bizim mahallede ses bir Sıraselviler’de bir Akarsu Yokuşu’nda yüksektir, bakma namına. O da insana hayatta olduğunu hissettirir. Yaşamın içinde aktığını. Camını kapını kapatırsın, ara sokaklara denize doğru yürürsün: huzur, sessizlik ve yalnızlık. Aradan görünen Boğaz ve Anadolu Yakası fısıldar: Yalnız değilsin. Tuluğ’un dediği gibi: “Cihangir’de istersem sessiz, sakin ve yalnız, istemezsem kalabalığım.”

BEYOĞLU’DA UYUYUP BEYOĞLU’DA UYANMAK

Tuluğ’un Cihangir’le ilişkisi mahalleye taşınmadan öncelere dayanıyor. Tanıdık bir hikâye: “Cihangir’e taşınmadan önce Müjdat Gezen’de okumaya başladım. Firuzağa meydandaki Mavi Plaza’ya gidip geliyordum her gün. 18 yaşındaydım. Hatta 17 yaşımda aynı binaya kursa geliyordum hafta sonları, o zamanlar lisedeydim. Benim için Beyoğlu kaçıştı. Hatta o zamanlar Firuzağa’da çay içip ünlülere bakardık. Zeki Demirkubuz bizi keşfetsin diye beklerdik, komik zamanlardı.”

Cihangir manzarası


Oradan buraya seni hangi rüzgâr, nasıl attı Beyoğlu dolaylarına, mahallen Cihangir’e Tuluğ? “Ailem İstanbul’lun bir ucunda yaşıyor diye ve diğer yandan yalnız yaşamak, Beyoğlu’nda uyanıp Beyoğlu’nda uyumak için 20 yaşımda kendi paramı kazanıp Gümüşsuyu’nda ev tuttum. Cumbalı ahşap bir 1+1 bir evim vardı. Sonra her gün kız arkadaşlarımla buluştuğum Cihangir’e o uzaklıkta bile olmak istemedim. Gülşah’la İtalyan Yokuşu’nda başka bir eve taşındık. Yataklarımız aynı odadaydı. Ev gerçekten bakımsız ve çok küçüktü. O zamanın parasıyla 700 lira kira veriyorduk, hiç unutmuyorum. Ve böyle böyle bir çok evimiz oldu Cihangir’de. 10 küsür senedir emlakçılarla o kadar ev gezdim ki yıllardır yürüdüğüm sokaklarda birçok evin içini iyi bilirim. Cihangir benim gençliğim tam kendimi bulma dönemim. Burda gerçekten yıllarca o küçücük evlerde, o kalabalık masalarda, o azıcık paramızla, o kadar çok şey paylaştık ki unutulmaz.”

İtalyan Kültür Merkezi’nde Pera’da İtalyanca derslerinden çıkıp Cihangir’de ve Beyoğlu’nun diğer merkezlerinde geçirdiğim vakitleri anımsatıyor bana Tuluğ’un Beyoğlu’yla ilişkisinin başlangıç noktası. Kadıköy, Bağdat Caddesi’nde büyümüş bir çocuk olarak Beyoğlu, Kadıköy’ün temizliğinden, huzurundan ve nizamında uzak; heyecan verici, kültürel olarak çok daha fazla katmanı keşfetmeye açık, düzensiz, huzursuz ve pasaklıydı. Ergenlik çağında bir genç için pek tabii cazipti. Diğer yandan bir grup arkadaşıma uzak olmak demekti Kadıköy. Hop diye buluşurdu “karşıda” oturan arkadaşlarım. Beyoğlu taraflarında yaşamak her daim özenilecek bir şeydi. “Avrupa’da olma hissiyatı” taşırdı o zamanlar.

DÜNYAYA AÇILAN KAPININ ÖNÜNDE VE ARKASINDA

Cihangir, Cihangirlilerin. Bunu dışlayıcı bir tonda söylemiyor hiç kimse, tam tersine. Burada yaşayan her canlının bu mahallede hakkı ve mahalle özelinde sorumlulukları var. 

“Kaldırımları aşırı dolu ya da mahallenin dokusuna uymayan mekânlar açıldığında mahallede hemen birlik olunuyor ve rahatsız olunan her şey engelleniyor. Çoğunlukla Cihangir’in dokusunu ve insanlar kadar hayvanlarının da yaşamlarını sürdürebileceği konularda mutlaka savaşlar veriliyor ve el birliğiyle kazanılıyor,” sözleriyle anlatıyor Tuluğ durumu ve devam ediyor: “Mahallelinin çoğu muhtarlarla yakın ilişkide. Mahalleye dair konuları tartışabildiğimiz WhatsApp grupları var ve sokak temizliği, hayvan hakları gibi konularda ya da mesela kâğıt toplayıcılar için birçok konu ve sorunun çözümü bulundu bu gruplar aracılığıyla.”

Mahallelinin apartmanları


“Cihangir ikiye bölünmüş gibi düşünebiliriz. Akarsu Yokuşu Sokak sanki dışarıdan gelenler ve mahallelinin daha az aralıklarla ‘dış dünyayla’ buluşma noktası. Cihangir Caddesi de mahallelinin kendi arasında takıldığı yer gibi. Tabii ki bu büyük bir genelleme ama ağırlıklı olarak bu şekilde bir ayrım var sanki,” diyor Tuluğ. 

Çiçeği burnunda bir Akarsulu olarak apartmandan her çıktığımda dünyaya açılan bir kapıdan çıkmışım gibi rengârenk hissediyorum. Birkaç adım Susam’dan ya da Coşkun’dan yürüyüp kalabalıkları atlatınca; binaların arasından Boğaz’la selamlaşınca; tanıdık ve eski yabancı, yeni tanıdıkla merhabalaşınca işin rengi değişiyor ama azalmıyor. Azalan sadece sesler. Cihangir, dünyaya açılan kapının hem önünde her arkasında. Tuluğ’un en başında anlattığı gibi: istersen yalnız istersen kalabalık.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

☕️ Cihangir, Tuluğ Özlü

Tuluğ'un peşinde Cihangir'deyiz. Burası istersen sessiz, sakin ve yalnız; istersen de kalabalık.

16 Oca 2022

Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Elif Bayram

Editor-in-chief, Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli

HİKAYE

Seyahatin yeni değer önerisi: Yediğin içtiğin senin olsun, bana öğrendiğini anlat

Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.

Elif Bayram

·

12 Tem 2026

Seyahatin yeni değer önerisi: Yediğin içtiğin senin olsun, bana öğrendiğini anlat
SoliSoli

HİKAYE

12 Ağustos tam güneş tutulması rehberi: Nereye gitmeli, ne yapmalı?

12 Ağustos’ta yaşanacak tam güneş tutulması Grönland’ın doğusundan başlayıp güneye doğru ilerleyecek ve ardından İzlanda’nın batı kıyıları ile İspanya’nın kuzeyinden geçecek. Yaklaşık iki dakika sürecek bu doğa mucizesine tanık olmak isteyenler için farklı zevklere göre öneriler hazırladık.

Deniz Aytekin

·

12 Tem 2026

12 Ağustos tam güneş tutulması rehberi: Nereye gitmeli, ne yapmalı?
SoliSoli

HİKAYE

Paris'in en şık kaosu: Paris Erkek Moda Haftası'ndan notlar

23-28 Haziran arasındaki Paris Erkek Moda Haftası bir kez daha gösterdi ki bugün moda yalnızca kıyafet üretmiyor; şehirlerin kültürel ritmini belirleyen, farklı disiplinleri aynı masada buluşturan ve en beklenmedik karşılaşmalar için alan açan canlı bir ekosistem olmaya devam ediyor.

Doruk Başkır

·

11 Tem 2026

Paris'in en şık kaosu: Paris Erkek Moda Haftası'ndan notlar
SoliSoli

HİKAYE

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.

Orhun Canca

·

10 Tem 2026

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi
SoliSoli

HİKAYE

6'dan 6'ya İstanbul | Mitte Brot'ta gecenin son, sabahın ilk durağı

Belki Canelé’sini belki Earl Grey’li kekini tattınız ama muhtemelen henüz onunla tanışmadınız. Mitte Brot'un pasta şefi Gökçe Durukan, şehrin kahve laboratuvarı Petra’nın kahve eşlikçileriden sorumlu. Sabahın erken saatlerinde müşterilerine sıcak ve taze ürünler servis etmek üzere geceden çalışmaya başlayanlardan yalnızca biri. Gecenin son, sabahın ilk durağının temsilcisi. Gökçe’yle pâtisserie yaklaşımlarına, pasta şefi olarak rutinlerine ve şehirde gece çalışmaya dair laflıyoruz.

Elif Bayram

·

08 Tem 2026

6'dan 6'ya İstanbul | Mitte Brot'ta gecenin son, sabahın ilk durağı