Çıplaklık yok, kabarık etek yok: Cannes'ın kıyafet kuralları ve kural tanımayanları

Cannes Film Festivali’nin yeni kıyafet kurallarıyla kadınlara getirdiği kısıtlamalar ünlü olsun veya olmasın her kadına uzanan bir kontrol mekanizmasıyla karşı karşıya olduğumuzu hatırlatıyor. Öte yandan her zaman olduğu gibi yasakların olduğu yerde, yasakları delenler de eksik olmuyor. Cannes tarihinden kurallar ve kural tanımayanlar.
Çıplaklık yok, kabarık etek yok: Cannes'ın kıyafet kuralları ve kural tanımayanları

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Babam, ergenlik yıllarımda giyim kuşamıma karışırdı. Göbeğim açıkta olmamalıydı. Memelerimi fazla belli edecek kadar dar kıyafetler giymemeliydim. Çünkü "Her şeyin bir adabı vardı." Bedenimi erkeklerin bakışlarından da tacizinden de korumak benim görevimdi. O yaşlardan getirdiğim öfkenin ateşini halen içimde taşıdığımdan olsa gerek, kadınların giydiklerinin kısıtlanmasıyla ilgili bir şey gördüğümde tepem atıyor. 

Cannes Film Festivali yönetimi, kırmızı halıda ve festivalin diğer alanlarında çıplaklığın yasaklandığını duyurdu geçen hafta. Hem de "edebe uygunluk" gerekçesiyle... 

Düşünsenize dünyaca ünlü bir film yıldızısınız, transparan bir elbise giyip kırmızı halıya geliyorsunuz, görevliler size dönüp “Edepli görünmediğiniz için içeri giremezsiniz” diyor. Sadece açık kıyafetler değil, hacimli ve uzun kuyruklu elbiseler de yasaklandı. Bu yasağın gerekçesi, bu tür elbiselerin diğer konukların hareket alanını kısıtlaması ve gösterimlerde oturma düzenini zorlaştırması olarak açıklandı.

Kuralların absürtlüğü bir yana, nasıl uygulanacakları da ayrı bir mesele. Bir kadının giydiği kıyafetin dekoltesinin ya da transparanlığının "makbul" sınırları geçip geçmediğine kim karar verecek? İran’daki ahlak polisleri gibi dekolte polisi mi dikecekler kadınların başına? Veyahut da bir elbisenin kapladığı yeri metrekare hesabıyla mı belirleyecekler?

Jennifer Lawrence, kırmızı tuvaletinin altına giydiği flip-flop terliklerle.

Festivalin jüri üyelerinden Halle Berry, son dakikada duyurulan yeni kurallar yüzünden hacimli elbisesini değiştirmek zorunda kaldığını açıkladı. Berry’nin aksine kuralı tanımayanlar da oldu. Ünlü model Heidi Klum ve Çinli oyuncu Wan QianHui upuzun kuyruklu elbiseleriyle bu seneki festivalin isyankarlarındandı. Bella Hadid’in derin yırtmaçlı Saint Laurent elbisesi de “Alın size çıplaklık” der gibiydi. 

Böylesine büyük etkinliklerin kıyafet yönetmelikleri olması son derece doğal. Bunda bir gariplik yok. Ancak kadınların bu şekilde göz hapsine alınması Cannes gibi muhafazakarlığıyla bilinen bir festival için bile fazla kaçıyor. Kadınlar zaten çocukluklarından itibaren bedenlerinin izlendiğini, denetlendiğini ve yargılandığını bilerek büyüyorlar. Bunun kırmızı halıya kadar taşınması, dünyanın kadınlara bedenleri kadar değer biçtiğinin de bir göstergesi.

  • Üstelik milyon dolarlar da kazansa, oyunculuğuyla kendini kanıtlamış da olsa birilerinin çizdiği makbul sınırların dışına çıkmamaları bekleniyor kadınlardan. Bedenlerinin ne kadarını örtüp ne kadarını açacakları onlara dikte ediliyor. 

Peki diyelim bir erkek oyuncu festivale transparan gömlek giyerek katılmaya karar verdi. Memeleri göründüğü için ona da çıplak giremeyeceği söylenecek mi? Yoksa bu kurallar sadece kadın bedenini baskı altında tutmaya mı yarıyor?

Cannes'ın yasakları ve başkaldıranları

Cannes’ın cinsiyetçilik konusundaki sicili kabarık zaten. 2015’te düz ayakkabı giyen kadınların film gösterimlerine alınmamaları üzerine bir tartışma kopmuştu. 

Bir yıl sonra Julia Roberts, kırmızı halıda yalınayak poz vererek adı konmamış topuklu kuralına nanik yapmıştı. 2018’de Kristen Stewart, bir yığın fotoğrafçının önünde Christian Louboutin topuklularını çıkardığında kaç kadın "Oh be" demişti acaba? Stewart, daha sonra bir röportajında “Erkeklerden topuklu ayakkabı ve elbise giymelerini talep etmediğiniz gibi benden de böyle bir şey talep etmemelisiniz” sözleriyle başkaldırısını perçinlemişti.

Michèle Morgan, 1946 Cannes Film Festivali'nde bikinisiyle.

Cannes'ın tarihine şöyle bir baktığımızda benzer başkaldırıların festivalin geçmişinde de eksik olmadığını görüyoruz. Festivalin 1940'lara denk gelen ilk yıllarında, filmler arasında kendini denize atıp serinlemek isteyen davetliler bir sonraki seansa yetişme telaşından üstlerini değiştiremediklerinde, Michèle Morgan gibi yıldızların öncülüğünde bikini ve mayolar film salonlarının gözde aksesuarlarından biri hâline gelmişti. 

Şehrin belediye başkanı da davetlilerin biraz rahatlamaya hakkı olduğunu söyleyince kurallar esnemiş; festival komitesi kravatlı ve kravatsız gösterimleri ayırmaya karar vermişti. Ancak bu sefer de filmlerinin "kravatı hak etmeyecek kadar değersiz" görülmesine sinirlenen ekipler, Cannes tarihinde "kravat savaşları" olarak anılan dönemi başlatmışlardı.

Madonna, 1991'de Jean-Paul Gaultier imzalı sütyeniyle.

Pablo Picasso, smokin kuralını kıranların ilklerindendi. Sanatçı, 1953'te Henri-Georges Clouzot'nun Salaire de la Peur filminin galasına kadife takım elbisenin üstüne kuzu postundan bir kaban giyerek katılmıştı.

1991'de Madonna'nın kural delicilik performansı ise onu katbekat aşmıştı. In Bed With Madonna'nın gösterimi için kırmızı halıya pembe ipek bir sabahlıkla çıkan Madonna, merdivenin tepesine ulaştığında sabahlığını çıkarıp Jean-Paul Gautier imzalı konik sütyeniyle kalarak Cannes tarihinin en unutulmaz anlarından birine imza atmıştı.

Victoria Abril, 1997 Cannes Film Festivali'nde.

Pedro Almodóvar'ın ilham kaynağı İspanyol oyuncu Victoria Abril de her zaman Cannes'ın kıyafet kurallarını delmenin yaratıcı ve kışkırtıcı yollarını bulanlardandı.

Cannes’ın muhafazakar kuralları, Amerika’daki kürtaj kısıtlamaları ya da Türkiye’de toplumsal cinsiyet kavramını yasaklama hamleleri birbirinden ayrı değerlendirilemez bana kalırsa. Hepsi, gün geçtikçe bedenine, emeğine, hayatına daha çok sahip çıkan kadınlara karşı açılmış savaşın farklı cepheleri. Öte yandan, cephenin diğer tarafındaki kadınlar da savaşmayı bırakacak gibi görünmüyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Seda Yılmaz

Editör ve yazar. 2005 yılında Koç Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olduktan sonra London College of Fashion'da Moda Gazeteciliği eğitimi aldı. 2010-2013 yılları arasında Elle dergisinin Moda Haberleri Editörü olarak görev yaptı. Vogue’dan T24’e, 5Harfliler’den Cumhuriyet PAZAR’a çeşitli mecralarda yazdı. İlk kitabı "Giysiler Ne Anlatır?" 2020’de, ikinci kitabı "İşte Bu Benim Bedenim" 2023’te okurla buluştu.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm

Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

Eda Solmaz

·

03 Ağu 2026

Amerika’da bir Türk underdog: Aykut Özen ve grubu Ölüm
DuendeDuende

HİKAYE

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

Bahar Çuhadar

·

03 Ağu 2026

Bir kentin tiyatronun ta kendisine dönüşümü: Bergama, neden tiyatrosun sen?
DuendeDuende

HİKAYE

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Tuba Büdüş

·

31 Tem 2026

İşe Yarar Bir Hayalet: Unutturuldu sanılan hafıza nasıl geri döner?
DuendeDuende

HİKAYE

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

Emre Eminoğlu

·

31 Tem 2026

Bir büyüme hikayesi: Spider-Man nasıl farklı hisseden herkesin kahramanı oldu?
DuendeDuende

HİKAYE

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.

Soner Can

·

31 Tem 2026

İnsan ruhunun karanlık sularında: John Boyne'un 'Elementler' serisi üzerine