Close: Lukas Dhont'la Yakından Uzağa


Duende X Kadıköy Sineması X The Irish Spirit : Başrol Müzik Duende ’nin “Müziğin sesini açmakla kalmayıp, müziği seyre dalma zamanı…” diyerek seni Kadıköy Sineması ’nın kırmızı koltuklarına davet ettiği Başrol Müzik film gösterim serisi, şimdi yanına The Irish Spirit ’i de alarak rotasını gelecek filme çeviriyor. Sırada The Boat That Rocked var. Neler oluyor? Müziğin farklı türlerinden bambaşka hikâyeler anlatan filmleri Kadıköy Sineması iş birliğiyle yeniden izleyiciyle buluşturan Duende, İrlanda’nın ritimle yükselen havasını The Irish Spirit ile 25 Nisan, 4 ve 11 Mayıs günleri Kadıköy Sineması’nın sıraları arasında bir gezintiye çıkarıyor. 25 Nisan Salı | The Boat That Rocked : Ruha iyi gelecek bir dönem komedisi, radyo tınıları ve rock 'n' roll için haydutların peşindeyiz. Bu gösterimde sen de bizimle olmak istersen Duende’nin bugünkü sayısında yer alan bulmacayı çözerek davetiyeyi kapabilirsin. 4 Mayıs Perşembe | Walk The Line : Johnny Cash’in hayatına bir yolculuk için beyaz perdeye giden tren yakında kalkıyor. Elvis Presley ve Jerry Lee Lewis’li turne anlarının yanında Joaquin Phoenix ve Reese Witherspoon uyumu seni bekliyor. 11 Mayıs Perşembe | Straight Outta Compton : 80'lerde Los Angeles'tayız. Compton'ın mizaçı sert sokaklarında N.W.A ile birlikte. Ice Cube, Dr. Dre, Eazy-E, DJ Yella, MC Ren ve hip hop’un ta kendisi bizlerle. Bu gösterimde yerini ayırtmak için kulağın bizde olsun. The Irish Spirit ’i buradan takip ederek gelişmelerden haberdar olabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Close
Yönetmen: Lukas Dhont
Süre: 104 dakika
Yapım yılı: 2022
Belçika’dan genç ve kuir bir yönetmen Lukas Dhont, ilk filmi Girl ile yarıştığı 2018 yılındaki Cannes Film Festivali’nden üç ödülle ayrılmıştı: Seçkideki ilk-filmlerden birine layık görülen Altın Kamera, festivalin kuir ödülü Kuir Palmiye ve eleştirmenlerin verdiği FIPRESCI ödülü. Girl, balerin olma hayalleri kuran on beş yaşındaki trans genç kadın Lara’nın bir yandan cinsiyet uyum sürecinde bir yandan da balenin acımasız ve rekabetçi dünyasında maruz kaldığı psikolojik ve fiziksel zorlukları konu alıyordu. Dhont’un dört yıl sonra gelen bir sonraki filmi Close da prömiyerini Cannes’da yaptı; Dhont bu kez ana yarışmada yer alıp Grand Prix’yi Claire Denis gibi usta bir sinemacıyla paylaştı. Belçika’nın 95. Akademi Ödülleri için seçtiği film, En İyi Uluslararası Film kategorisinde Oscar adayı oldu.

Close | Kaynak: İKSV
Close, bir değişimin ve değişime yenik düşen bir yakınlığın hikâyesi. 13 yaşındaki Léo ve Rémi'nin yakın ilişkisi, okul başladığında sarsıntıya uğruyor. Rémi'nin Léo'ya dostluğun dışında hissettiği şeyler olduğunu anlamak çok zor değil, bunların karşılıklı olup olmadığıysa muğlak. Toplumun o toksik erilliğinin, tek normale tapınma saçmalığının henüz 13 yaşındaki çocukların bile kalbini kırdığını görmek can acıtıyor. Duyduğu fısıltılarla, kendilerine yönelen ima, bakış ve işaretlerle her gün biraz daha geri çekmeye başlıyor Léo kendini.
Rémi, Léo uzaklaştıkça karnından bıçaklanmış hissediyor ve bir gün onu okula başladıklarından beri ayrı düştükleri tek dünya olan hokey antremanında ziyaret etmeye gidiyor. Spordan zerre anlamasa, orada olduğunda birlikte vakit geçiremeyecek olsalar da üstelik. Bu ziyareti belki onun konserini izlemeye gelmiş Léo'ya bir iadeiziyaret olması, belki dışında kaldığı o dünyayı merak ettiği, belki de sadece Léo’yu özlediği için yapıyor Rémi. Léo ise sahanın kenarına yaklaşıp şöyle diyor ona: "Niye geldin ki?” Yakınlıklarının uzaklığa dönüşmeye başladığı anların hepsinin içinde Rémi’nin canını en çok acıtanın bu olduğunu tahmin edebiliyorum.
Filmin olay örgüsüne ve duygusal yüküne dair sürprizleri bozmamak için daha fazlasını söylemek istemiyorum. Fakat söz konusu duygusal yükü üzerinde çok iyi taşıyor Lukas Dhont'un sineması. Tüm büyüsüne ve huzur dolu renk paletine rağmen masumiyetin yitişini, trajedilerle büyümeyi, toplumun beklentilerine yenik düşen mutluluk ihtimalini, pişmanlığın altında ezilmeyi tüm gerçekliğiyle yüzüne vuruyor.

Close | Kaynak: İKSV
Nedense bazen kuir sinemanın kendine toplumsal, sınıfsal ya da kültürel olarak ezilen, dezavantajlı baş karakterler seçmesi, o karakterlerin dış etkenlerin ya da toplumdaki diğer bireylerin fiziksel ya da psikolojik şiddetine uğraması gerektiği düşünülüyor. Fakat bu düşünüş şekli toplumsal ya da ekonomik olarak avantajlı; içinde bulunduğu toplum tarafından kabul görmüş ve rahat ettirilmiş bireylerin duygularını hiçe sayıyor gibi geliyor bana. Genelin hâkim olduğu bir örnek vermek gerekirse, Call Me by Your Name’deki açılma sahnesinin kabullenici bir babanın duygusal konuşmasıyla sonlanması ya da söz konusu ailenin varlıklı ve eğitimli olması, Elio’nun içinde fırtınalar kopmadığı açılma ve kendini kabullenme sürecinin zorlu olmadığı anlamına gelmiyor. Bu hikâyenin edebiyata ya da sinemaya taşınmasını gereksiz ya da değersiz kılmıyor.
Lukas Dhont’un henüz iki filmden oluşan filmografisi de bu çizgide ilerliyor: Girl’de Lara’nın yaşadıklarının temelinde cinsiyet kimliği nedeniyle dışlanması ya da zorbalığa maruz kalması yok. Aksine Lara, destekleyici bir aileye ve cinsiyet uyum sürecine ergenliği sırasında başlayabildiği bir sağlık hizmeti erişimine sahip. Yaşadıklarının esas sebebi öz-kimlik arayışı ve balenin onu fiziksel olarak zorlayışı. İki beyaz çocuğun etrafında dönen Close’un hikâyesi de dış etkenlerin yarattığı baskıdan, şiddetten ya da ayrımcılıktan değil, bunun gerçekleşme ihtimalinin yarattığı korkudan kaynaklanıyor. Dhont, Léo’nun kendisine sunulan rahat ailevi ve toplumsal koşullara rağmen başkalarının ne düşündüğünü neden gereğinden fazla umursadığını merak ediyor ve nihayetinde bunun neden olduklarının onda yarattığı pişmanlıkla ilgileniyor.
Nerede izleyebilirsin? Close, bugün Mubi kataloğuna eklendi. Yönetmenin önceki filmi Girl de birkaç haftadır Mubi’de.
Benzer işler:
- Little Men (2016, Ira Sachs)
- SummerStorm / Sommersturm (2004, Marco Kreuzpaintner)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Frank Ocean'ın gizemler, çalkantılar ve projelerle dolu günceline dair sorgulamalar, Lukas Dhont’un büyüme sancısı Close, solucanlarla yüzleşen HMLTD'nin son albümü The Worm.
21 Nis 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İlk sezonuyla En İyi Komedi Dizisi dahil 19 dalda Primetime Emmy adaylığı elde eden "Widow’s Bay", eksantrik karakterleri ve her bölüm değişen korku gelenekleriyle türün sınırlarında geziniyor.

İstanbul bu ay adeta konser yorgunu. Temmuz boyunca her gün birden fazla uluslararası yıldız sahnedeydi. Farklı şehirlerden gelen dinleyiciler de büyük fedakarlıklarla bu deneyimin parçası oldu. Konser alanlarındaki müzikseverlerle konuştuk.

Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.




