COP 27 sonuçlandı. Şimdi neredeyiz?


Emlakta güncel haberler, ev için faydalı bilgiler: Zingat Blog
Türkiye’de gayrimenkul alanında oldukça sınırlı veri ve bilgi bulunuyor, bu esnada doğru olmayan bilgiyle de sıkça karşılaşılabiliyor. Bu soruna karşılık “Emlak.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İklim adaleti ve emisyon azaltım tartışmalarının ön planda olduğu Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 27. Taraflar Konferansı (COP 27), sona erdi. 6-18 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen konferansın sonuç metninin açıklanması, yoğun tartışmalar nedeniyle 2 gün gecikti. Kayıp-hasar fonu mekanizmasının kurulması, iklim adaleti adaleti adına yaklaşık 30 yıldır verilen mücadelenin sonucu olarak, tarihi bir kazanım olarak değerlendirildi.
Peki COP 27'nin sonuçları, çevre ve iş dünyası için neler gösteriyor? Kayıp-hasar mekanizması fonunun kurulmasını tek başına yeterli bir karar olarak değerlendirmek mümkün mü?
COP 27 beklentileri karşıladı mı?
COP 27'den beklentiler, geçtiğimiz yıl Glasgow'da düzenlenen COP 26'nın iklim taahhütlerini güçlendirmek ve gerçekçi bir programla bu taahhütleri hayata geçirmek üzerineydi. Afrika kıtasında düzenlenmesinden ötürü, iklim krizi karşısında kırılgan ülkelerin problemlerinin ön plana çıkarılması da konferansa dair beklentiler arasındaydı. Fakat tüm bu beklentilerin ötesinde dünya, bugün çok önemli bir yol ayrımında ve COP 27 süresince yayımlanan raporların da gösterdiği üzere, iklim krizi karşısında harekete geçmenin aciliyeti hem konferans hem de tüm dünya için en büyük öncelik.
- İklim taahhütleri yetersiz: COP 26'dan bu yana açıklanan iklim taahhütleri, 2030 yılı için, öngörülen emisyonların yalnızca %1'inden daha az bir emisyon seviyesine işaret ediyor. Oysa küresel ısınmayı, 1,5 derece ile sınırlandırmak için %45'lik emisyon azaltımına ihtiyaç var.
- Emisyonlar bildiğimizden daha yüksek seviyede: Climate Trace'in dünyadaki yaklaşık 73 bin karbondioksit salım kaynağını inceleyerek oluşturduğu emisyon envanteri, bugüne kadar rapor edilen emisyonların gerçekte olduğundan çok daha az olduğunu gösteriyor. Petrol ve gaz üretim alanları, en büyük 50 sera gazı salım kaynağının yarısından fazlasını oluşturuyor.
- Kirleticiler sorumluluklarını yerine getirmiyor: ABD, geçmişteki emisyonları nedeniyle üstüne düşen 40 milyar dolar seviyesindeki pay için Yeşil İklim Fonu'na sadece 7,6 milyar dolar aktarırken Avustralya ve Kanada ise adil payının yalnızca 3'te 1'ini karşılamış durumda.
Peki COP 27'nin sonuçları bu aciliyete cevap verebildi mi? Son 1 yılda yaşanan jeopolitik ve ekonomik gelişmeler sonucunda bu soruya kesin ve olumlu bir cevap vermek mümkün görünmüyor. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, gıda-enerji fiyatlarındaki artış ve tedarik zincirindeki problemler emisyon azaltımı tartışmalarını hâlihazırda olumsuz etkiliyordu. Konferansta ana tartışma ekseninin –iklim hedeflerinin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi gibi akut başlıklara kıyasla– iklim krizi karşısında kırılgan ülkelere finansman sağlanması üzerine yoğunlaşması biraz da bununla alakalı. Finansman tartışmaları daha gerçekleştirilebilir hedefler olarak öne çıkıyor. Çoğu gelişmekte olan ülke için konferansın başarısı, bu konuda atılacak adımlar üzerinden değerlendiriliyor.
En önemli kazanım, kayıp-hasar fonu mekanizması
Gelişmiş ülkelerin, endüstriyel faaliyetleri sonucunda iklim krizine gelişmekte olan ülkelere kıyasla daha çok neden olmaları ve iklim krizi karşısında kırılgan ülkelere tazminat ödemeye isteksiz olmaları üzerine ortaya çıkan kayıp-hasar fonu kurulması tartışması, 1990'lı yıllara kadar dayanıyor. Gelişmekte olan ülkeler, özellikle bu yıl Pakistan'da yaşanan sel felaketi sonrasında kendilerine fon sağlanması talebini çok daha yüksek sesle dile getirirken gelişmiş ülkeler de enerji güvenliğini gerekçe göstererek mevcut fonların kullanımında düzenlemeye gitmeyi öneriyordu. COP 27 sonuç metninde özel bir kayıp-hasar finansman mekanizması kurulması kararı alındı. Fakat konferansı uzatan yoğun tartışmalara rağmen bu fona ne kadar ödeme yapılacağına ve kimin bu fondan yararlanabileceğine dair tartışmalar sonuçlanmadı.
- Kayıp-hasar fonu kurulması tek başına yeterli mi? Bu karar, iklim adaletine dair atılan adımların kurumsallaşması adına Paris Anlaşması'ndan bu yana edinilen en büyük kazanım olarak görülüyor. Fakat sonuç metninin fosil yakıt kullanımının ve emisyonların azaltımına dair ilerici bir taahhütte bulunmaması da diğer yandan konferansın başarısız olduğuna dair yorumları beraberinde getiriyor. COP 27, iklim krizi aciliyetine cevap vermemekle ve COP 26 çıktılarını daha ileriye taşıyamamakla eleştiriliyor.
Bu eleştiriler özellikle Hindistan'ın COP 27'de yalnızca kömür değil, tüm fosil yakıtların kullanımının azaltılmasına dair taleplerinin sonuç metninde yer almamasına dayanıyor. Fosil yakıtların kullanımına son verilmesi yerine "azaltım" vurgusu yerini koruyor. Bunda petrol ticareti yapan ülkelerin müdahaleleri ve fosil yakıt lobicilerinin konferansta bir önceki yıla kıyasla %25 oranda daha fazla yer bulması da etkili olarak değerlendiriliyor.
COP 27'nin sonuçları iş dünyası için ne ifade ediyor?
Bu noktada COP 27'ye dair negatif tablo çizmek mümkün gibi görünse de, konferansın küresel iklim krizinin tüm paydaşlarıyla ele alındığı ve ülkeleri birlikte hareket etmeye sevk etmesi bakımından da yaptırım gücü yüksek bir mekanizma olarak çalıştığını da göz ardı etmemek gerekiyor. Bu noktada hükümetler haricinde üstüne büyük görev düşen bir diğer taraf da iş dünyası.
COP 26 ile kıyaslandığında, karbon yoğun-ağır endüstriyel sanayi ve ulaştırma sektörlerinde faaliyet gösteren büyük firmaların oluşturduğu "First Movers Coalition'ın" üye sayısı 25'ten 65'e yükselmiş durumda. Tüm bu firmalar uyum, finansman ve adaptasyon başlıklarında gelişim kat etmek için yola çıkıyor. Özellikle teknoloji dönüşümünde atacakları adımlar, iklim kriziyle mücadelede dünyanın hızlı ve esnek bir şekilde ilerlemesi için önem arz ediyor. Firmaların sadece kendilerinden sorumlu olmadığının da altını çizmek gerekiyor. İklim kriziyle mücadelede somut bir kazanım için firmaların güçlü değer zincirleri içerisinde koordineli bir biçimde hareket etmesi gerekiyor ve COP 27 ve sonrasındaki her konferans da bu açıdan önem arz ediyor. 2023'ün bu noktada kritik bir yıl olacağı belirtiliyor. İzlenmesi gereken ilk adım ise 16-20 Ocak 2023 tarihleri arasında düzenlenecek Davos Zirvesi olacak.
Öte yandan iş dünyası ve ekonomi dünyası tarafında COP 27'nin en önemli çıktılarından biri de, çok taraflı kalkınma bankalarının ve uluslararası finansal kuruluşların, iklim hedefiyle uyumlu biçimde finansman sağlama süreçlerine dahil edilmesi. Böylece borçlanma dışı araçlarla iklim finansmanının daha ulaşılabilir hâle gelmesi hedefleniyor. Bu, iş dünyasının sürece entegrasyonunu artırması açısından da önemli gelişme olarak değerlendirilebilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
COP 26'dan bu yana açıklanan iklim taahhütleri, 2030 için öngörülen emisyonların yalnızca %1'inden daha az bir emisyon seviyesine işaret ediyor. Sürdürülebilir gıda anlayışı gıda sektörünün iklim kriziyle mücadelesinde önem arz ediyor.
25 Kas 2022

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
"Ödünç dikkat çağı" bugünlerde yeni bir şey gibi paketleniyor ama neredeyse reklamcılık kadar eski bir tartışma bu. Öte yandan viral akımlar, memler, trend sesler, influencerlar çağında araştırmalar, ödünç dikkatin kapıyı açsa da alışkanlık yaratmadığını da gösteriyor. Peki bu tartışmaların ortasında reklamcılıktan elde kalan ne? Bunun cevabı şeffaf süreçler, doğrulanabilir sonuçlar, kanıtlar ve gerçek insan emeğinde yatıyor.

Eskiden yalnızca satın alınan ürünleri taşımak için kullanılan bez çantalar, bugün tüketiciler için bir statü sembolüne, markalar için ise maliyetsiz bir reklam aracına dönüşüyor. Giderek daha fazla işletme, esas faaliyet alanının dışına çıkarak bez çantalardan tişörtlere, şapkalardan kupalara kadar uzanan “merch” koleksiyonları oluştururken bir dönemler ücretsiz dağıtılan bu promosyon ürünleri, tüketicilerin para ödemeye gönüllü olduğu yeni bir pazar yaratıyor.

Ortadoğu'daki savaşın tetiklediği akaryakıt krizi, elektrikli otomobillere yönelik talebi yeniden artırırken sektördeki dengeleri de değiştiriyor. Son bir yılda elektrifikasyon yatırımlarını küçülten otomobil devleri, yükselen talep ve Çin’deki üreticilerin güçlenen rekabeti karşısında gelecek stratejilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalıyor.

Dijital ödeme çözümleri, her geçen gün daha da yaygınlaşırken işletmelerin bu çözümlere yaklaşımında güven, kullanım kolaylığı ve sağlanan somut fayda belirleyici hâle geliyor. Yakın tarihte Garanti BBVA’nın kuruluşu Tami’nin ve Ipsos Türkiye’nin işbirliğinde gerçekleşen çalışma da işletmelerin dijital ödeme çözümlerine açık olduğunu, fakat dönüşümün esas anahtarının güven olduğunu ortaya koyuyor.
12 Eki 2026

Tüketicilerin kredi kullanım tercihleri son yıllarda nasıl değişti, Türk bankacılık sektörü para politikası kararlarına nasıl uyum sağlıyor ve finansal teknolojiler alanında faaliyet gösteren girişimlerin büyümesinin önündeki başlıca sorunlar neler? TeklifimGelsin Kurucu Ortağı ve CEO’su İhsan Cem Zararsız, kredi piyasasındaki gelişmeleri, bankaların dijitalleşme sürecini ve Türkiye’de girişimlerin finansmana erişimde yaşadığı sorunları Aposto okurları için anlattı.



