Deleuze'den ilhamla havuzlar

Bu hafta eski bir nottan yola çıkarak, bir yerleşimin dönüşümüne sebep olmuş havuzlara ve farklı yerleşimlerdeki anlamlarına bakalım.
Deleuze'den ilhamla havuzlar

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Filozof Gilles Deleuze'ün bir savına göre “tekrar, farkı ortaya çıkarmak için bir araçtır.” Eski bir defterimde bu sözü görünce birçok şeyi hızlıca düşünmeye çalıştım. Söze göre tekrarın sonucunda oluşan farklar olumlu ve yine söze göre farklı “şeylerden” biri mutlaka diğerinden önce geliyor. Nefis bir beyin oyalama aracı… Tam da bu sırada söz konusu nesneyi yeni bir gün bir öncekinin tekrarı olması üzerinden değerlendirerek felsefi bir tartışmaya yelken açabilirdim fakat oyumu o esnada gözüme takılan havuzlardan yana kullandım. Bilinç akışıyla hızla ilerlerken geldiğim noktada ise somut ve soyut iki yansımayla karşılaştım. Mekânsal olarak söylemek gerekirse bir tekrar ve fark ilişkisinin sonucunda Los Angeles’taki yapıların havuzlarıyla Boğaz’daki bir site havuzunun yerleşimlere nasıl etki ettiğini düşündüm. Bu yazıda nasıl yansımaları olabileceğiyle ilgili birkaç not paylaşmak istiyorum. 

Kaykayın gelişimi: Şehrin dönüşümü, bazen hiç beklemediğimiz yapılar üzerinden ortaya çıkıyor. Bunun bir örneği, 1970’li yılların ortalarında yaşanan kuraklıkların sonucunda Los Angeles gibi herkesin bahçesinde havuzunun olduğu yerlerde, havuzlardaki suların boşaltılması ve yapıların atıl hâle gelmesine sebep oldu. O sıralarda oyuncak dükkânlarında satılan kaykaylar ise alıcıları tarafından bu boşalan havuzlarda kullanılmaya başlandı. Bunun bir sebebi, elbette nefis, yuvarlak ve fasülyeyi andıran formları. Hızla yayılan bu yeni alan kullanımı bir mekân-kullanıcı ilişkisini dönüştürdü ve bölgedeki kaykay kullanımını artırdı. En azından bunun böyle olduğu söyleniyor. (Bu arada ABD merkezli medya ekibi 99% Invisible’ın ilgili bölümünü okumanızı tavsiye ederim.)

havuz
Kaynak: Andy Aj Jennings, 99% Invisible üzerinden

Tekrar ve farklar: Havuzun İstanbul’da sebep olduğu böyle bir sosyal dönüşüm yok. Varsa da henüz bilmiyoruz ama bu bizi bir düşünme pratiğinden uzaklaştırmasın, sonuçta havuzlu bir sitede oturmasak bile şehrin birçok yerinde havuzlu siteler ve teraslar mevcut. Yani bu, statü belirten ek yapılardan biri. Şehre değebilecek bir tarihî not aramak istersek de neolitik dönemden beri doğal su kaynaklarına yakın olmayan yerlerde kullanılan bir yapı olarak havuzların, İslam ve Osmanlı mimarisinde benzer anlamlara sahip olduğunu görüyoruz. Temelinde “içinden ırmaklar akan” ifadesiyle anlatılan cennet gibi ilahi imgelerde bir su kaynağı ve deposunun tasvir edildiği belirtiliyor. Ayrıca havuzun kıymetinin altını çizercesine Osmanlı İmparatorluğu döneminde bahçelerdeki havuzlara Havz-ı Kevser, Havz-ı Mevt gibi isimler takıldığı da belirtiliyor. Fakat İslam mimarisinde başlarda keyfin ön planda tutulduğu ve sanılanın aksine cennetin, fani olmanın altını çizerek mezarlık bahçeleri üzerinden resmedildiği not ediliyor. Bütün bunları yansıması olarak da soyut anlamının ağırlığı altında minyatürlere yansıyan havuzun şeklinin birbirinin aynısı ve heyecansız diye nitelendirilebilecek formlarda tasarlandığı da iddia ediliyor. Fakat bu yine de hususi veya ortak kullanım alanındaki bir serinleme aracı olmasından ötesine geçtiğini göstermez mi? Pekâlâ gösteriyor olabilir. Göstermiyorsa bile bir bilinç akışının sonucunda bizi düşüncelere sürükleyebilir. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto İstanbulAposto İstanbul

BÜLTEN SAYISI

19. yüzyıldan bugüne: Bir İstanbul gezintisi

Bugün İstanbul'un anıt ağaçları arasında İstanbullu olmak üzerine düşünüyor, Galata'dan Eminönü'ne yürüyor, 19. yüzyılı anıyor, balık ekmek yiyoruz. Katılır mısınız?

11 Eki 2020

19. yüzyıldan bugüne: Bir İstanbul gezintisi

YAZARLAR

Ege Dikencik

1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?
İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...

Gökhan Tan

·

10 Şub 2026

İstanbul'un kış yüzücüleri: Yağmur-çamur demeden Boğaz'ın sularıyla buluşanlar anlatıyor