

İstanbul’un tarih sayfalarında bir yolculuk İBB Kültür AŞ işletmesindeki tematik müzeler ve tarihî sarnıçlar, yerli ve yabancı ziyaretçileri adeta zaman yolculuğuna çıkarıyor. Neler var? Panorama 1453 Tarih Müzesi: Dünyanın ilk tam panoramik müzesi olan Panorama 1453 Tarih Müzesi, üç boyutlu panoramik resim, maketler ve sesler eşliğinde İstanbul’un Fethi’ni ziyaretçilerine yeniden yaşatıyor. Miniatürk: Gücünü ve güzelliğini Anadolu’da hüküm sürmüş ve iz bırakmış 3000 yıllık uygarlıklardan alan Miniatürk, minyatür modellerin yer aldığı Türkiye’nin ilk açık hava müzesi olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Yerebatan Sarnıcı: Sadece İstanbul’un değil, dünyanın önemli kültürel değerlerinden olan 1500 yıllık Yerebatan Sarnıcı, tarihinin en kapsamlı restorasyonunun ardından yeniden kapılarını açıyor. Bir kültür mekânı olarak dünya sanatına kapı aralayan sarnıç, ziyaretçilerini zamanın sınırsız katmanları arasında bir yolculuğa çıkarıyor. Şerefiye Sarnıcı: Türkiye’nin ilk 360° projection mapping sistemine sahip müzesi olan yapı, ziyaretçilerine mekân algısını üç boyutlu tecrübe edebilecekleri ve hem Şerefiye Sarnıcı hem de İstanbul’un su kültürünün izini sürebilecekleri bir deneyim sunuyor. İstanbul’un birbirinden büyülü kültürel mekânlarını keşfetmek için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsin.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Sıradayız. Gülüşmeler, "acıktım" sesleri ve kalabalık. Bu hafta Engin Döner’deyiz, Cüneyt’le.
"İyi döner nedir? Nasıl olmalıdır? Olmazsa olmazı var mıdır?" diye, tam da yerine gelmişken bir bilene sormadan geçmek istemedim.
"Her yemek için geçerli olan temel kuraldan döner de azade değil elbette. İyi yemek için iyi ve taze malzeme gerekir. Döner söz konusu olduğunda, etin iyisini seçmek asıl marifettir. Maliyeti nedeniyle İstanbul'da pek tercih edilmese de, en iyi döner kuzu etinden yapılır. İyi malzemeden ödün verilmezse; '%75 dana but, %20 kuzu eti, %5 kuyruk yağı' formülünden de leziz dönerler çıkabilir."
"Etin iyisi dönerin olmazsa olmazı ama yağı, tuzu, terbiyesi de bir o kadar önemli. Döner tercihen odun ateşinde pişmeli, et pembeliğini kaybettiği anda (kurumadan) kesilip servis edilmeli." Anlattıklarını duyduktan sonra daha bir heyecanlanıyorum yemeğim için. Ağzım sulanıyor, öğrenmeye devam ediyorum.
"Lezzetli yemek, iyi esnaflık ve güzel muhabbet." Cüneyt’e ve tabii bana göre de müdavimciliğin olmazsa olmazları.
Peki neden burası?
"Dönerci Engin de 'Bayburt usulü' dönerinde %20 oranında kuzu eti kullanıyor, kuyruk yağı içi sulu servis edilen dönere büyük lezzet veriyor. Ama hepsinden önemlisi, Engin Usta dönerini yıllardır aynı biçimde terbiye diyor. Dönerin harcında tuz, karabiber, yenibahar ve tarçın bulunuyor. Ayrıca etler şişe dizilirken aralarına makul miktarda domates ve biber de ekleniyor. Döner yanında domates, yeşil soğan ve turpla servis ediliyor. Bir de en az döner kadar lezzetli açık ayran da unutulmamalı."
Cüneyt’in de önerisiyle söylemiş olduğumuz pide arası 150 gr döner ve sadece yeşil soğanlı dönerimiz geliyor. Tabii ayranı da ihmal etmiyoruz. Bir yandan yiyip bir yandan sohbet etmeye ve paylaşmaya devam ediyoruz. Haftaya kuracağımız sofradan bir sandalye ayırmak istersen seni de tam burada bekliyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sıcak, çok sıcak günlerden herkese merhaba. Bu hafta şehrin ajandasında; katılmalık Kintsugi atölyesi, mest olmalık Elvis gösterimi, sorgulamalık Medea'ya Göre Ahlak oyunu ve dahası var.
21 Ağu 2022

YAZARLAR

Rana Mengü
Editor @ Aposto

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?




