Doğayla iyileşmek ve bir adayı dönüştürmek: Bozcaada Uluslararası Ekolojik Film Festivali

Doğayla iyileşmek, yaralarımıza temas etmek ve bir adayı dönüştürmek: Bozcaada Uluslararası Ekolojik Film Festivali üzerine...
Doğayla iyileşmek ve bir adayı dönüştürmek: Bozcaada Uluslararası Ekolojik Film Festivali

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Zor geçen haftalar, aylar, yıllar içinde debeleniyoruz bir süredir. Türkiye evlatlarına yine kendisinden başka şeylerle meşgul olma imkanı vermiyor. Gebze’deki hayvan katliamı, kadın cinayetleri, Açık Radyo’nun karasal yayınına son verilmesi, maden direnişi ve son olarak "yenidoğan çetesi" derken yine yüzlerce cephede var olmaya çalışma, birilerinin hakkını, hakkımızı savunma derdindeyiz.

Tüm bunlar olurken Kuzey Ege’de bir adada bir avuç insan, sessiz sedasız ülkemizde ve dünyamızda olup bitenleri gözler önüne seriyor; dünyanın çığlığını duymak isteyenlere ses oluyor. Kolay değil o çığlıkla yüzleşmek, o çığlığı işitmek, o çığlıkla kalakalmak ancak insan dünyanın attığı o çığlığı duydukça dünyayla bağlantı kurabiliyor, onun bir parçası olduğunu duyumsuyor, onunla bütünleşebiliyor ve bu sayede insan oluyor, insan kalıyor.

‘Savunucuları savunun’

BIFED (Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali), bu yıl 11. kez “Savunucuları Savunun” temasıyla perdelerini açtı. Beş gün boyunca dünyanın dört bir yanından gelen katılımcılarla gezegenin onlarca yarasını konu edinen ekolojik filmler; doğaya, topluma, insana dair bir düşünme ve tartışma alanı oluşturdu. Ne çok ihtiyacımız var birlikte sesi çoğaltmaya, kalbimizdeki titreşimlerin başka kalplerdeki titreşimlere yol açmasına… Müziği duymayanlar dans edenleri deli sanıyor elbette ama birileri ısrarla dünyanın bedeniyle nasıl da gümbür gümbür dans ediyor ve o dansa bizleri de davet ediyor.

Özellikle pandemiyle ve yılın çoğunu Bozcaada’da geçirmeye başlamamla birlikte beni en fazla heyecanlandıran, yılın o dönemini iple çektiğim bir organizasyon oluverdi BIFED. Pandemi illeti, Wuhan kentinde ortaya çıkan bir virüsün mesafe ayırt etmeksizin bütün dünyayı sarışıyla bu gezegenle kurduğumuz ilişkinin ne kadar sorunlu olduğunu bir kez daha hepimize gösterdi. Doğaya karşı takındığımız tavrın daha önce benzeri görülmemiş büyüklükte sağlık felaketleri doğurduğunu bizzat deneyimlememize sebep oldu.

  • İçinde “ekoloji” kelimesi geçen herhangi bir oluşum bize en çok, doğanın kendimizden ayrı bir yer olmadığını ve her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Dünyanın bir köşesinde yaşanan bir tahribatın nasıl tüm düzeni alt üst edebileceğini ve elbette tam tersine, adını bile duymadığımız bir yerde yaşanan iyileşmenin kelebek etkisiyle nasıl tüm dünyayı sarabileceğini de gösteriyor.

BIFED’de izlediğim belgeseller de dünyada yalnız olmadığımızı, herkesin kendi köşesinde benzer dertlerle mücadele ettiğini gösteriyor.

Ekoloji terimi Yunanca “ev” anlamına gelen oikos ve “bilgi” anlamına gelen logos sözcüklerinden türemiş. Yani evimizde nasıl yaşayacağımızın bilgisini sunuyor bize ekoloji. Ancak insan, doğayla ilişkisinde kendisini evrenin merkezi sanar. Doğayı kölesi, kendisini de onun efendisi olarak görür. Marx’ın kapitalizm için söylediği o meşhur söz dahi bir başka okumayla ekolojik açıdan değerlendirilebilir:

"Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser."

Ne yazık ki günümüz insanının ve ekonomisinin özeti gibidir bu cümle. İnsan, ağaçları keser, suları tüketir, su kaynaklarını kurutur, havayı kirletir, hayvanları öldürür, maden uğruna elinin değdiği her yere zarar verir, yasak avlanmalar yapar, kimi hayvanların soyunun tükenmesine neden olur. Bunları yaparken kendisi dışındaki diğer canlıların varlığını, haklarını düşünmez. Hatta insan, kendini de düşünmez. Her ne kadar dünya, insanlığın biricik evi olsa da insan bu gerçeği görmez, göremez. Sonuç olarak diğer tüm canlılarla beraber kendi sonunu da hazırlar.

Bu gerçeğin sürekli ama sürekli hatırlatılması gerekiyor. Vicdanımızın sürekli rahatsız olması ve bu rahatsızlığı ifade etmemiz gerekiyor. Ekolojiyle ilgili bu belgesel festivalini bu yüzden çok kıymetli buluyorum.

Egonun ekolojisi ve ekolojik ego

İnsanın insanla ve tabiatla ilişkisi ego (benlik) aracılığıyla kurulur. Sağlıklı ve karakterli ego inşası, insan-insan ilişkilerinde önemli iken, ekolojik ego, insan-doğa ilişkilerinin sağlıklı olmasında çok önemli bir yere sahiptir. Ekolojik ego, düşünce, duygu ve davranış boyutlarında doğaya zarar vermeyen, varlıklara saygı duyan stabil bir ego durumudur.

  • Çevre problemlerinin temelde ego ile çevre arasındaki sağlıksız ilişkilerden kaynaklandığını görebiliriz. Egonun ekolojisini çözümlemeden ve ekolojik egolar inşa etmeden çevre problemlerini çözmek oldukça zor, hatta imkansız.

Düşünce, duygu ve davranışları içsel olarak düzenleyen egonun fonksiyonları, ekopsikolojinin etik değerleriyle (zarar vermemek, saygı duymak ve katkı yapmak) kontrol edilebildiğinde, çevreye karşı zararlı tutum ve davranışların kontrol edilip yönetilebilmesinin ihtimalini çoğaltır. Bilinçdışı oluşmadan ne bilinç ne de düşünme mümkün olduğundan, zihin ekolojik olarak inşa edilen bilinçdışı ile şekillenir. Günümüzde bireylerin ekolojik bilinçdışını var gücüyle bastırdıklarını yani aslında özlerini unuttuğunu ve doğayı hâkimiyeti altına almaya çalıştıklarını görüyoruz.

  • İnsan canlısının doğayla tekrar barışması, insanın ekolojik bilinçdışında saklı olan doğaya zarar vermeme ve ötekine saygı güdülerini aktif hâle getirmesine bağlıdır. İşte bunun yolu da gelişimin ve büyümenin en kritik aşaması olan çocukluk döneminden geçer. Çocukluk döneminde ekolojik bilinçdışı inşa edilebilirse çevre problemleri temelden çözülme yoluna girebillir.

BIFED gibi organizasyonların bulundukları mekanı dönüştürebilme gücüne sahip olduklarına inanıyorum. Bir yerin ekolojik duyarlılığa sahip hâle gelmesi bana kalırsa önce çocuklardan başlar. BIFED’i önümüzdeki yıllarda çocuklarla ekoloji bilincini geliştirmeye dair çalışmalar, atölyeler yaparken hayal ediyorum. 

  • Festival komitesine daha önce de önermiş olduğum ekopsikoloji, ekolojik benlik, ekolojik yas gibi kavramlarla insanları tanıştıran çalışmalar, paneller yaparken görmeyi umut ediyorum.

Ekopsikoloji demişken, aslında ekopsikolojinin özünde bir hatırlatma bilimi olduğunu söylemek isterim. Bu evrende yalnız olmadığımızı ve tüm kozmoloji içerisinde varlığımızın bütünün bir parçası olarak anlam bulduğunu hatırlatma bilimi. Doğa ile birlikte nasıl iyileşebileceğimizi araştıran bir bilimdir. Hem insanların hem de doğanın faydasını gözeterek, sürdürülebilir, yabana, kırsala karşı saygı ve şefkat dolu bir yaşam anlayışı için, doğa ve insan bağını onarmak üzerine çalışmalar yapar. Annemizin karnından kopup doğanın karnına doğru büyüdüğümüz yaşam yolculuğunun her karesinin bir bağlanma yolculuğu olduğunu hatırlatır.

  • Ekopsikoloji, bu açıdan yaralarımızı sarmaya taliptir. Ancak bir yarayı görünür kılan şey önce ona temas edebilmektir. İşte BIFED’in rolü burada yine devreye giriyor, bizi dünyanın yaralarına dolayısıyla da kendi yaralarımıza temas etmeye davet ediyor.

Önce kapının önü süpürülmeli

Bozcaada’da düzenlenen BIFED’in Ada’yı sadece bir mekan olarak kullanmanın ötesine geçip ekolojik duyarlılığa sahip bir yer hâline getirebilmesine dair hayaller kuruyorum. 11 yıldır Ada’nın bu festivale ev sahipliği yapması çok güzel ancak bu festival sadece 5 gün değil, ardında bıraktıklarıyla ömür boyu sürdürülmeli. Bozcaada BIFED’e ev sahipliği yapmanın ötesinde BIFED’le beraber dönüşmeli, BIFED de önce Bozcaada’yı dönüştürmeli. Gelenekselleşen bir festivalin böyle bir sorumluluğu olmalı, yani önce kapının önü süpürülmeli. 

Bozcaada BIFED’e ev sahipliği yaparken, BIFED de adaya sadece dışarıdan insan getirmekle yetinmeyip adanın çocuklarıyla, adanın sakinleriyle, çiçekleriyle, böcekleriyle, bağlarıyla, çöplüğüyle, suyuyla gerçekten bu küçük adadan tüm dünyaya seslenen bir festivale dönüşmeli, nereden geldiğini ve nerede konumlandığını bir an bile unutmadan… Her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu bütüncül bakış açısını bir an bile kaybetmeden.

Bozcaada tüketilen bir mekan-nesne değil, BIFED’le beraber üreten, dönüşen bir yer hâline gelmeli, BIFED meyvelerinin tohumlarını ona 11 yıldır ev sahipliği yapan bu rüzgarı bol toprak parçasına ekebilmeli. Sadece film göstererek değil, o filmlerin idrakine çeşitli çalışmalarla alan açarak... Yerel yönetimi, kaymakamlığı, çocukları da gerçekten işin içine katarak, doğa dostu sponsorlarla işbirliği yapıp kendisiyle çelişmeyerek…

Theodore Roszak’ın dediği gibi gezegenin ve insanın ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeni bir disipline muhtacız. Yaratılmış olan diğer şeylerle bağlantımızı sağlayacak, yeni bir gerçekliğe ulaşma konusunda hepimize yardım edecek bir disipline ihtiyacımız var. İşte ekoloji tam da bu boşluğu doldurmak için var. BIFED ise bizi ekoloji bilincine ulaştırmak için çok güzel araçlardan biri…

Twice Colonized

Bu yıl çok severek izlediğim Twice Colonized (İki Kez Sömürgeleştirilmiş) Fethi Kayaalp Büyük Ödülü’ne layık görüldü. Bu belgesel, İnuit avukatı Aaju Peter’ın İniut halkının haklarını, dilini ve kültürünü korumak için verdiği mücadeleyi konu ediniyor. Tabii belgesel sadece bununla kalmayıp bizleri bir kadın hikayesinin içine de davet ediyor. Sömürülmüş, sevgilisi tarafından şiddet görmüş, oğlunun ani ölümüyle hayata bakışını tekrar konumlandırmış, yıllarca süren asimilasyon politikasına karşı mücadele etmiş bir kadının hikayesi. Filmde geçen şu cümle her şeyi çok güzel özetliyor:

"Herkes dünyaya fark yaratmak için gelir."

BIFED de bu harikulade farklardan biri. Çok yaşasın ve bize dünyanın sesini duyurmaya çoğalarak devam etsin.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

YAZARLAR

Tuğçe Isıyel

Tuğçe Isıyel, 1986 yılında İstanbul’da doğmuştur. Klinik psikolog, psikoterapist olarak çalışmakta, kurucusu olduğu Polente Psikoloji’de yetişkin ve çiftlerle psikoterapi çalışmalarını sürdürmektedir. “Psikanalitik Edebiyat Okumaları”, "Ekopsikolojik Edebiyat Okumaları", "Kitap Eczanesi" isimli atölye çalışmalarını yürüten Isıyel, çeşitli dergilerdeki inceleme, deneme, eleştirilerinin yanı sıra Everest Yayınları'ndan çıkan "Ya Hiç Karşılaşmasaydık" ve 2023 Vedat Günyol Jüri Özel Ödüllü "Parçalı Bulutlu", "Benim Yüzümden" kitaplarının da yazarı.

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst

HİKAYE

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Pelin Cengiz

·

12 Tem 2026

Geri dönüşümle imtihanımız: Ambalaj tasarımından bağımsız ambalaj atığı sistemi işler mi?
AngstAngst

HİKAYE

İlk şakayı kim yapar?

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Sinem Dönmez

·

10 Tem 2026

İlk şakayı kim yapar?
AngstAngst

HİKAYE

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Metin V. Bayrak

·

05 Tem 2026

'Öğrenme kaybı': Çocuklar yaz tatilinde ne öğreniyor?
AngstAngst

HİKAYE

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Cem Arıdağ

·

03 Tem 2026

Can sıkıntısının ölümü: Sahi bizim boş zamanımız nereye gitti?
AngstAngst

HİKAYE

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?

Deniz Aytekin

·

03 Tem 2026

İkinci sıcak hava dalgası yolda: Avrupa kentleri neden sıcaklardan daha fazla etkileniyor?