

40 yıllık nostaljisi var: Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı
Nedir? TÜYAP Fuarcılık Grubu tarafından organize edilen Türkiye’nin en köklü ve heyecanla beklenen kitap buluşması Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı , bu sene 40. yılını kutluyor.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Röportaj: Pınar Aksu
Kimdir? Ecem, mimari disiplinden gelen kavramsal sanatçı. Üretim teknikleri itibarıyla dijital sanatçı olarak anılıyor.
Ne üretir? Eser üretimlerinde kodlama, artırılmış gerçeklik, VR, yapay zekâ/makine öğrenmesi gibi teknikleri kavramsal anlatılarını method-içerik ilişkisini sağlamak amaçlı kullanıyor. Yaptığı eserlerde; yaşamın özü nedir? Varolmak ne demektir? Gibi soruları soran sanatçı yaşadığı zaman ve toprakların bir parçası olarak eser üretimlerini sürdürüyor.
Nerede? 15 Ekim'e kadar Paribu Sanat Hafızası koleksiyonundan bir seçki ile birlikte Yapı Kredi bomontiada Galeri'de.
1- Yapay zekâ aracılığıyla üretilen görüntülerin sanatsal değeri ve gerçekliği nasıl yorumlanabilir?
Bir yapıtın sanat eseri olduğunu belirleyen şeylerin ne olduğuna bakmak gerekir. Sanatçı kendi düşünce ve duygusunu istediği methodu kullanarak anlatmakta özgürdür. Yapay zekâyı güçlü bir araç olarak düşünmekte fayda var. Bu aracı nasıl kullandığımız önemli. Bizler kullandığımız araçla yarattığımız şeyi sorgulamak yerine bu aracı tanımalı ve yaratabileceği başka meseleler var mı, bakmalıyız. Aracın insanlık için yarattığı sorulara odaklanmalıyız. Felsefi ve etik yaklaşımları geliştirmeliyiz. Yapay zekâ sadece sanat üretilen bir araç değil. Bu araç hayatımızın her yerinde. Dünyayı değiştiren, insan topluluklarının hareket ve yaşayış biçimlerini büyük ölçüde etkileyecek bir araç. Sanatsal tartışmalar bunun en masum hâli. Bu tartışmaları sanattan yola çıkararak sorgulamak ve yaratacağı sonuçları felsefi açıdan ve toplumlar ölçeğinde ele almalıyız. Yoksa sanatçı yapıtının bir sanat eseri olduğunu söyledikten sonra sanatçının gerçekliğine girmiş oluruz. Ve yapıtın sanatsal değerinin göreceliği de bu gerçekliği etkilemez.
2- Yapay zekâ sanatçılara nasıl ilham kaynağı olabilir? Üretim aşamasındaki kolaylaştırıcılığı göz önüne alındığında sizce yapay zekâyı ilhamdan ayrı bir yere mi konumlandırmak gerekir?
Ben yapay zekâyı ilham almak yerine varyasyon karşılaştırmak veya anlatmak istediğim şey ne ise ona destek olabilecek olasılıkları gözlemlemek için kullanıyorum. Bu genel kullanımım. Yoksa yapay zekâ sadece imaj üretiminden ibaret değil. Bazı simülasyonların veya otomasyon sistemlerin tahmini gibi birçok alanda var. Daha teknik anlamda her bir kullanım ilhamdan daha başka bir yere gidiyor. İlham kaynağının kişinin kendisi olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bir araca ilham demeye razı olamıyorum. Bu aracın dünyanın değişimini göstermesi olarak inceleyelim. Hayal edilen her şeyin gerçekleşmeye ne kadar yaklaştığı, bütün olasılıkların imaj gibi ses gibi hareket gibi birçok şekilde değerlendirilip hesaplanabilmesi olarak bakalım o zaman ilhamdan ziyade görebileceğimiz başka bir şey oluyor. Bir olasılık hayal ediyorsunuz ve onu bir imaj olarak alabiliyorsunuz. Hayal kısmı sizin. Fili odanın içine konumlamasını siz söylediniz. Yapay zekânın sanatçılara ilham kaynağı olması ve üretim aşamasını kolaylaştırması, bu teknolojinin sanatın evrimine önemli katkılarda bulunabileceğini gösterir. Ancak yapay zekâyla sanatın ilişkisi, sanatın özgünlüğü, insan yaratıcılığı ve teknoloji arasındaki dengeyi düşünmeyi gerektirir. Yapay zekâyı ilhamdan ayrı bir yere koymak yerine, sanatçılar için yeni bir yaratıcı araç ve kaynak olarak değerlendirmek daha yapıcı bir yaklaşım olabilir.

3 - İnsan zihni ve yapay zekâ birbirinden ayrı üretim yapabilir hâle dönüşebilir mi?
Ayrım net ve mutlak bir şekilde çizilmemiştir ve gelecekte daha da belirsiz hâle gelebilir. İşte bu sebeple teknolojinin felsefesi ve etiği konuşulmalıdır. Bu belirsizliğin yaratacakları da belirsizdir. Ama inkar edilemez bir güce sahip olduğu da ortadadır. Yapay zekâ, insan için ayrıca üretimler yapacaktır. Yapmalıdır ama ne üretecektir? Asıl olan o. Yaşamımıza katkı sağlayacak her şey olabilir. Ama yaşamımıza yön verecek şeyler konusunda sorgulamamızı kaybetmemeliyiz.
4 -Sanatın dijitalleşmesi ifade düzleminde seni nasıl etkiliyor ve fotoğraf sanatının dijital üretim araçlarıyla beslenmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sanatın dijitalleşmesi, sanat dünyasında önemli bir değişimi ve dönüşümü temsil ediyor.Dijital teknolojiler, sanatçılara yeni ve geniş ifade olanakları sunuyor ve sanatın yaratım, paylaşım ve erişim şeklini kökten değiştiriyor. Fotoğraf sanatı da bu dijital dönüşümün bir parçası. Her sanatçının bu yeni araçları ve teknolojileri nasıl kullanacağına ve eserlerini nasıl sunacağına dair kendi benzersiz yaklaşımı olacaktır. Sanatın güzelliğinin her sanatçı özelinde biriciklikte olduğunu unutmamalıyız.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Fotoğrafın peşinde, şehrin izinde.
11 Eki 2023

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.



