Ertelediğimiz için kötü hissetmek zorunda değiliz


Oksitlenmeyen ve sararmayan formül: Pure Active Saf Vitamin C %10
Güçlü bir antioksidan olan C vitamini , serbest radikallere karşı güçlü bir etki gösterir ve cildin kendini yenileme sürecine katkı sağlar. Pure Active Saf Vitamin C %10 ; C vitamininin en aktif, etkili ve saf formu olan Askorbik Asit ’e…
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Yetiştirmeniz gereken önemli bir iş için günlük programınızı düzenleyip işi bitirmek için kapandıktan sonra kendinizi bulaşık yıkarken veya ütü masasını tamir ederken bulabilirsiniz. Rasyonel varlıklar olduğumuz varsayımını hatırlayınca, anlam veremediğimiz ama bir şekilde kendimizi içinde bulduğumuz bir durum genelde bu. Çoğu zaman uzun erimli planlar yapıp son teslim tarihi yaklaşırken endişeye kapılana kadar hiçbir şey yapmamanın uyuşturucu etkisine kendimizi bırakabiliyoruz. Tüm bunlar genelde aynı biçimde sonuçlanıyor: Şiddetli bir öz-muhasebe ve kendini suçlama.
Her şeyden önce ertelemeyi alışkanlığa dönüştüren duygusal dinamikleri anlamamız gerekiyor. Esasında ertelemeyi kendimize geçici süreliğine verdiğimiz bir ödül olarak değerlendirebiliriz. Sonucundan emin olmadığımız, yapmanın sıkıcı geldiği bir işi bırakıp gerçekten savsaklamanın lezzetine ihtiyaç duyduğumuz koşullarda, erteleme anlık bir rahatlama sunuyor. Durham Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Fuschia Sirois böyle bir ödülün bizi güdüsel olarak onu tekrarlamaya sevk ettiğini söylüyor. Bu döngü de ertelemenin bir davranış örüntüsü hâline gelmesini sağlıyor.
Erteleme alışkanlığının kökeni eskilere dayansa da, bu davranış modelini modern insanın içinde bulunduğu karmaşaya gösterdiği bir tepki olarak görebiliriz. Yoğun iş hayatı, daralmış sosyal hayat ve sürekli performans gösterme zorunluluğuyla mücadele eden insanlar belirledikleri hedeflerin zorlayıcılığına ayak uydurmaya çalışırken bir çeşit kısa devreye uğrayabiliyor. Bu kısa devreninin sonucu olarak müzmin bir erteleme ustasına dönüşebiliyoruz.
Ancak bu sürekli ödül hâlinin bir bedeli de var. Kronik ertelemenin zihinsel ve fiziksel sağlığımız üzerinde yıkıcı etkileri olabiliyor. Bu etkiler stres, düşük tatmin hissi, depresyon ve anksiyetenin farklı semptomlarına kadar çeşitlenebiliyor. Bu açıdan, erteleme çelişkili bir doğaya sahip: Bir yanıyla bizi sıkıcı işlerden uzaklaştıran anlık tatmin hissi sağlıyor, diğer yanıyla uzun erimli bir rahatsızlığa dönüşebiliyor. Bu noktada uygulama olarak ertelemeden ziyade onun algılanma biçimlerine odaklanmakta fayda var gibi görünüyor.
New York Times'ta yayımlanan bir makalede ertelemenin çözümü için “zamanı değil duygularınızı yönetin” biçiminde bir uyarı veriliyor. Yazar Adam Grant, ertelemenin bir zaman sorunundan ziyade duygusal ve psikolojik etmenlerin bir sonucu olduğu argümanından yola çıkıyor. Yani erteleme, kişisel özelliklerimizin de etkisiyle yaşanan bir uyumsuzluktan ziyade öğrenilmiş ve kabullenilmiş gerçekliklerin rol oynadığı bir süreç olarak yaşanıyor. Dolayısıyla yargılardan kaçınıp bu duygusal reaksiyonları dinlemek gerekiyor.
Dr. Hal Hershfield ise “tamamen geleceğe bakan varlıklar olarak tasarlanmadığımızı, benliğimizi burada ve şimdinin içinde işlediğimizi” söylüyor. Bu yüzden geleceğe dair keskin uçlu planlar ve misyonlar edinip daha sonra bunları gerçekleştirememekten yakınmak faydasız. Geleceğin problemlerini düşünüp yoğun stres altında paralize olmak yerine, şimdinin içinde bu stresi geçici olarak dindirecek yollara başvurabiliyoruz. Bunu, ertelemenin sadece bir yaratıcılık ya da üretkenlik sorunundan ziyade duygusal bir mesele olduğuna dair önemli bir veri olarak değerlendirebiliriz.
Erteleme Sanatı kitabının yazarı John Perry, bu duygu durumuna yönelik önemli içgörüler sunuyor. Ona göre, çoğu zaman mükemmeliyetçi olduğumuz için belirli bir projeyi veya görevi gerçekleştiremediğimizi söyleriz. John Perry bunun doğru olduğunu kabul etmekle beraber aslında bunun mükemmellik fantezisiyle ilgili olduğunu aktarıyor. Yaptığımız işin kendisinden ziyade onu kusursuz biçimde gerçekleştirme fantezisi bizi alıkoyuyor.
Bu nedenle her işi mükemmel yapabileceğimize ilişkin yanılgımızdan sıyrılmamız gerekiyor. Mükemmelliğin çoğu zaman bir fanteziye tekabül ettiğini, bizi asla kavuşamayacağımız bir tatmin hissinin döngüsel arayışına sürüklediğini fark etmeliyiz. Böylece zihnimizin bir köşesinde erişemeyeceğimiz mükemmelliğin çarpık temsiline kapılıp boşlukta didinmek yerine bizi dönüştürecek daha yaratıcı bir sürece adım atabiliriz.
Ertelemenin en yıkıcı taraflarından birisi de başarısızlık ve tembellik duygusunu yerleşik hâle getirmeye başlaması. Ancak ertelemenin bunlardan daha farklı çıktıları olduğunu kabul etmeliyiz. Erteleme belirli bir sorumluluk hissini gerektirdiği için tembellikle özdeşleştirilebilecek bir şey değil. Başarısızlık hissi ise ironik biçimde ertelemeye yol açan faktörlerden birisi olarak değerlendirilebilir. Çünkü başarı takıntısı henüz daha başlamadığımız bir işin kaderini önden çizdiği için o işe başlamamaya sebep olabilir.
Günümüzde üretken olma, sürekli aktif eylemin içinde bulunma ve sınırları zorlayan tempolara ayak uydurma gibi zorlayıcı misyonlar edinebiliyoruz. Bu bilinç yapısı da ertelemeye yol açan başlıca sebeplerden. Çok fazla şeyi bir arada yapmak isteyip hiçbir şey yapmamak fazlasıyla olağan. Bu karmaşanın içinde boğulup rahatsız edici bir geç kalmışlık hissine yakalanmak istemiyorsak, “üretmek için üretmek” anlayışından uzaklaşmamız gerekiyor.
Tüm bu sürecin sadece iradesizlik, sorumsuzluk ve tembellik gibi kişisel özelliklerin bir çıktısı olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu noktada program oluşturma ve zamanı doğru kullanma gibi yaklaşımlardan önce duygusal olarak gerçekçi bir anlayış geliştirip ne yapmayı istediğimize karar vermek iyi bir başlangıç olabilir.
Kısa ve etkili pratiklerden mucize beklemek, çoğunlukla hayal kırıklığına neden oluyor. Ertelemenin yaygın ve kökleşmiş bir duygu durumu olduğunu unutmamamız gerekiyor. Kısa yoldan çözümler yerine derinlikli bir muhasebe sürecine ihtiyacımız olduğunu kabul etmek, özdisiplini de süreç içinde yoğrularak edinmek en doğru seçenek gibi görünüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kusursuzluk çoğu zaman bir fanteziden ibaret.
18 Eki 2022

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...



