

Hayran olunası tasarım anlayışı: Suzuki Swift İlk kez 1983’te, Latince’de hayranlık anlamına gelen “ Cultus ” adıyla piyasaya sürülen Suzuki Swift; küçük otomobillerin büyük markası Suzuki’nin sürüşü her zaman eğlenceli şehir içi modeli olarak öne çıkıyor. Sizleri bugün, farklı tarzıyla öne çıkan Suzuki Swift’in hayranlık uyandıran tasarım anlayışını yakından tanımaya davet ediyoruz. Akıllı tasarım ve fark yaratan tarz Swift, hayranlık uyandıran Suzuki tasarımının en iyi örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. 1983 yılında satışa çıkan ilk model nasıl her park yerine sığan kıvrak yapısının yanı sıra eğlenceli olan her şey için bolca yaşam alanı sunduysa, en güncel Swift nesli de tasarımda gerçek bir başarı yakalıyor. Suzuki’nin tasarım başarısı, kompakt dış boyutlara rağmen ferah bir iç mekan sunabilmesinde yatıyor. Suzuki Swift bugün, segmentinin hem en kompakt boyutlara hem de en ferah iç mekana sahip modellerinin başında gelmeyi sürdürüyor. Akıllıca tasarlanmış Swift, görsel olarak da bakışları üzerine çekiyor. Sempatik ön yüzü ve çift renk seçeneği, henüz ilk göz temasında sizi yola çıkmaya ve şehir hayatının tadını çıkarmaya davet ediyor. Ferah bir iç mekan sunan kompakt gövdenin, keyifli bir sürüş ve şehre uygun stil sahibi tasarımla buluştuğu Suzuki Swift'i keşfetmek ve test sürüşü randevunuzu almak için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İstanbul’un mahallelerini kendine has kılan, sokaklarında ve insanlarında eskiyle yeninin buluşması. Bu buluşmanın aklıma gelen ilk adresi; doğduğumdan beri değişimine tanıklık ettiğim Bomonti mahallesi. Özellikle son zamanlarda bir hayli farklılaşan sosyal profiliyle mahalle, eskinin yapısını bozmadan yenileşmeye çalışmasıyla dikkat çekiyor. Ben de sizlere, Bomonti’nin bu değişimini kısa (ve de filtresiz) bir şekilde anlatmak istedim.
Mahallenin kültürünün temelleri 1890’lı yıllarda İsviçre'den iki kardeşin kurduğu Bomonti Bira Fabrikası’yla atılır. 1930’larda açılan Bira Bahçeleri sayesinde, Galata’nın arka tarafında kalan bu kırsal semt, alternatif bir sosyalleşme alanına dönüşür. Türklerin yanı sıra Ermeni, Rum, Gürcü, Yahudi ve Süryanilerden oluşan çok kültürlü mahallenin sakinleri ve ziyaretçileri, bu bahçelerde bir araya gelir.
Mahalle sakinleri
70’ler: Bira, tekstil ve çikolata fabrikalarıyla sanayileşen bölgeye mavi yakalıların göçü artar ve gecekondulaşma başlar. Aynı zamanda ülkedeki siyasi gelişmeler sebebiyle bölgedeki azınlıkların nüfusu günden güne azalır.
80’ler-90’lar: Boğaz Köprüsü sayesinde ulaşım kolaylaşınca semt tamamen bir merkezi konut bölgesi olur. Fabrikaların ve bahçelerin kapanmasıyla birlikte sanayi alanları, tekstil depolarına ve iş merkezlerine dönüşür. Yeşil alanların yerini evler, mavi yakalıların yerini beyaz yakalılar alır.
2000’ler: Beyaz yakalı genç nüfusun giderek artması ve bölgenin yenilenmeye müsait olması, inşaat firmalarının ilgisini çeker. Kısa bir süre öncesine kadar meyve sebze dikilen alanlarda, mahallenin yeni silüetini oluşturan Anthill, Hilton, Divan gibi oteller ve rezidanslar dikilir. Böylece bir yanda yükselen gökdelenlerde şehrin üst gelir grubunun, öte yanda gecekondu sakinlerinin yaşadığı bir yapı ortaya çıkar. Bir zamanlar en eski ve büyük bira bahçesinin olduğu yerde kurulan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) kampüsünün etkisiyle mahalle pek çok öğrencinin ve genç sanatçının da tercihi hâline gelir. Geçmişteki azınlıkların bir kısmı semtte yaşamaya devam ederken dünyadaki gelişmeler nedeniyle göçmenler de mahalleye katılır. Dolayısıyla bugün Bomonti; farklı yaş, ırk ve meslek grubundan pek çok insanın ortak noktasıdır. Nitekim 2016’da Şehrine Ses Ver projesi kapsamında hazırlanan, mahallenin demografisini görselleştiren çalışma sonrasında ekip, bunu şöyle özetler;
“Gezimiz sırasında bira fabrikasının eski bir çalışanına, rezidans sakinine, evinin kapısının önünde örgüsünü ören gecekondu sahibine ve pazara alışverişe gelen bir mimar gibi çok farklı profilden insanlara rastladık.”
Buluşma noktaları
Bomontiada: Mahallenin kalbinde Bomonti Bira Fabrikası’nın restore edilmesiyle açılan Bomontiada bulunuyor. Kompakt ve yaratıcı bir merkez olarak yeniden tasarlanan alan, pandemide zor olsa da semte kültürel, sosyal ve ekonomik anlamda hareketlilik katıyor. Tarihî fabrikanın atmosferini koruyan mekânları ve avlusuyla bira bahçelerindeki “bir araya gelme” mirasını şehir hayatına taşıyor. İnsanları iş çıkışı ortak masalarda bira içmeye, Babylon’da birlikte konser dinlemeye, yazları açık havada film izlemeye davet ediyor. Festivallere, atölyelere, Ara Güler Müzesi’nde İstanbul’u anlamaya, galeriye çağırıyor. Bomontiada’nın içindeki sanat eserlerinin yanı sıra bira fabrikasının, geçtiğimiz günlerde Şişli halkının itirazlarına rağmen yıkılan ve Diyanet’e devredilen kısmında da ilginç çizimler ve grafitiler yer alıyordu.
Pazarlar: Özellikle pandemiden sonra Bomonti’ye pazartesi, perşembe veya hafta sonları yolunuz düşerse, haftanın dört günü kurulan pazarlara mutlaka uğrayın. Mahallenin sosyal profilinde artan çeşitlilik, belki de en çok buralarda göze çarpıyor. Semt Pazarı’nda ve Organik Pazar’da yaşlı-genç, sosyete-esnaf demeden her kesimden insanı bir arada alışverişte görebilirsiniz. Muhtemelen aynı tezgâhtan alınan sebzelerle bir evde musakka, yan evde lazanya, diğerinde öğrenci makarnası pişiyor olabilir. Antika Pazarı’nda da antika eşyalara (ve mükemmel gözlemelere) meraklı herkesi sosyalleşirken bulmak mümkün.
Bomonti’nin değişimi herkesin hoşuna gitmese de her köşesi bir dönüşüm içinde olan İstanbul’da bu neredeyse kaçınılmaz. Elimizde olan, bu yeni sosyal yapının dengesini bozmadan mahallenin kültürüne sahip çıkmak. Önümüzdeki yıllarda yapılan değişikliklerle Bomonti’deki sosyal çevre ve yaşam kültürü nasıl etkilenecek birlikte göreceğiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Düşlerin peşinden bir Beyoğlu rotası, sabah-öğle-akşam İstanbul'un sokakları, Eski-yeni bir semt Bomonti
23 May 2021

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.



