Evden kaçmak mümkün mü?

Hem maddi hem de manevi bağlamda evsizliği deneyimlediğimiz bu çağda, ev meselesi hem bireysel hem de kolektif bir probleme işaret ediyor.
Evden kaçmak mümkün mü?

29 Kasım - MMA Türkiye - ANGST
MMA Türkiye ile birlikte

5 Aralık’ı not edin: MMA Türkiye

Future of Marketing: NEXT Modern pazarlamanın gelişmesini amaçlayan MMA (Mobil Mecralar Araştırma ve Pazarlama ve Reklamcılık Derneği), 5 Aralık günü iki farklı etkinlikle pazarlama dünyasını bir araya getirmeye hazırlanıyor. Nedir?…

Daha fazlasını öğren →

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

Ev, her şeyden önce kültürel olarak ona atfedilen değerlerle birlikte geniş ve katmanlı bir metafor. Kimileri bir sığınak, kimileri tutsaklık, kimileri bir dava, kimileri de nihai bir hedef olarak görüyor. Bir mekânı imleyen bu ismin böyle bir çeşitlilikle kullanılması aslında insanın hikâyesine dair çok şey söylüyor. Ev, insanın yüzyıllardır devam eden aidiyet mücadelesinin önemli bir aşamasını oluşturuyor. Bu yüzden en çok insanlığın arayışına dair bir metafor olarak görülüyor. Bazen estetik bir mesele oluyor, bazen de barınamayanın çığlığına dönüşüyor. Bazen kısılıp kalmış insanın trajedisi oluyor, bazen de yuvasını terk etmek zorunda kalanın özleminden ibaret kalıyor. Evin koşulsuz bir sevginin mekânı olduğu örnekler de çok. Eve atfedilen anlamlar, elbette zamanın ruhuna göre değişiyor. 

Silinmeyen izler
Ev daima kişisel kopuşların hikâyesini de barındırır. Didier Eribon’un Reims’e Dönüş adlı kitabı böyle bir kopuşun en saf örneklerinden birini sunar. Benliğin inşa sürecinde doğduğumuz evden “kurtulur”, bize çizilen sınırları aşarız. Yıllar sonra yeni bir kişilikle dönüp baktığımızda kurtulduğumuzu sandığımız ama hep bizimle olan derin izlerle karşılaşırız. Eribon, bu durumu “kendinizden söküp attığınız her neyse, o şey kim ya da ne olduğunuzun ayrılmaz bir parçası olarak varlığını sürdürür,” diyor. Çocukken ne olduğunuzun izleri, koşullar değişse de geçmişten ne kadar kaçarsanız kaçın peşinizi bırakmaz. 

"Her çocuk er geç aynı şeyi yaşar: bir zaman gelir, onun için ev olmaktan çıkar ev. Ne erken çocuklukta olduğu gibi keşfedilecek bir dıştır artık, ne de dış dünyaya karşı sığınılacak bir iç.” –Nurdan Gürbilek, Ev Ödevi

Bu noktada ev bir döngüye işaret eder. Bireysel düzlemde kaçışın hem sebebi hem de sonucudur. Evi terk etmek mekânın, şehrin ve maddi pratiklerinden çok daha ötesine işaret eder. Dünyayı tanımaya başladığımız yerle aramıza koyduğumuz mesafe, bizi bir taraftan yeni bir arayışın başlangıcının diğer taraftan yurtsuz kalmanın riskiyle buluşturur. 

Kişisel kurtuluş miti
Bu çelişkiye kolektif düzlemde de tanık oluyoruz. Siyasi çalkantılar, ekonomik krizler, belirsizlik ve geleceksizlik çoğu insan için ülkeyi terk etmeyi tek seçenek hâline getirdi. İçinde doğduğumuz, kendimizi tanıdığımız, çevremizi inşa ettiğimiz yer, giderek bizi boğan ve sonsuz bir mahkumiyete hapseden bir mekâna dönüşüyor. İnsanlar kişisel kurtuluş hikâyesi için “ev”den kaçmaya, başka bir dünyada serüvene devam etmeyi arzuluyorlar. Yurtdışı neredeyse bir cennet gibi tasavvur ediliyor, nihai hedef olarak değerlendiriliyor. Belki de reddedilen veya kaçılan evin telafisi olarak görülüp, bir çeşit sığınağa dönüşüyor. Yeni bir hayat umuduyla evinden kaçmak zorunda olan kimselerin “sığınmacı” diye anılması bize bir şeyler anlatıyor. 

“Modern trajedi”
Jean Paul Sartre “trenlere biniyorsun ama garda kalanları özenle seçiyorsun,” diye yazar. Bu söz, gitmek zorunda olanların yakından hisettiği bir duyguyu ifade eder. 

Peki, gidemeyenlerin veya gitmeyi tercih etmeyenlerin hikâyesi nasıl? Raymond Williams Modern Trajedi adlı eserinde trajedinin gündelik hayatındaki yerine vurgu yaparken, neredeyse 70 yıl aynı yerde aynı işi yapan bir marangozun hayatında trajediyi gördüğünü söyler. Kendi küçük dünyasına sıkışıp kalmış, orayı ömür boyu sığınacağı bir ev olarak benimsemiş insanın hikâyesi yeterince hüzünlüdür. Ev, bu anlamda katmanlı bir mekâna dönüşür. Bir taraftan evin giderek dayanılmaz ve boğucu bir hâl aldığını gören ama gidecek başka bir yeri olmadığını da fark etmiş insanların hikâyesi... Hem dönüp sahipleneceği bir evi olmayan hem de uzaktaki sözde cennette kendine yeni bir hayat bulma imkânına sahip kimseler bu arafta olma hâlini kabul ederek yaşamak zorunda kalır. 

Kavafis’in “Şehir” (Çev. Cevat Çapan) adlı meşhur şiiri gitmek-kalmak çelişkisi üzerine harika bir örnek sunar: 

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın.
Aynı mahallede kocayacaksın, aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka  bir şey umma - Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

Nihai kopuş mümkün mü?
Evden kaçmanın sınırları belirsiz ama özgürleştirici bir yanı vardır. Kaçmak, doğuştan örülen bağımlılıklar, mecburiyetler ve başkası tarafından çizilen sınırlar arasında sıkışıp kalınan bir düzlemden yeni bir hayat inşa etmeye giden yola doğru bir çıkış sağlayabilir. Bu kopuşla evde edindiğimiz bütün kültürel kodlar ve davranış örüntüleri giderek silinir, yerine başkaları gelir. Ancak bütnüyle bir kopuş mümkün mü? Ya da kaçılan ev bir yenisini inşa ederek tamamen silinip gider mi?

Evin hayatımızdaki izleri silinmeyebilir. Evinden kaçan kişi her ne kadar saklamaya çalışsa da, eski evinin varlığı gittiği başka ortamlara da taşınır. Bunlar farklı ayrıntılarda kendini gösterir. Bazen lehçede, bazen ufak bir davranışta, hatta argo kullanımında açığa çıkar. Geçmişin izleri, yeni evinde insana musallat olabilecek hayaletler olarak belirir. 

Ev neresidir?
Walter Benjamin “Dolayısıyla hiçbir zaman telafi edemeyeceğimiz bir şey vardır: Onbeşimizdeyken evden kaçmamış olmak,” der, evde kalmanın tutsaklığını çarpıcı bir biçimde vurgular. Ancak gitmenin tamamen bir kurtuluş olduğu varsayımı da kimi soruları uyandırır. Evin bu geniş spektrumdaki yerine bakınca insanın hikâyesinin ayrılmaz bir parçası olduğu görülebilir. Birçok farklı şekilde beliren ev fikri, nihayetinde arayışın kendisine denk gelebilir. Belki de bu dünyadaki serüvenimiz bizim olmayan bir evin arayışıdır, kim bilir? 

Hem maddi hem de manevi bağlamda evsizliği deneyimlediğimiz bu çağda, ev meselesi hem bireysel hem de kolektif bir probleme işaret ediyor. Bu yüzden kendimize çevirdiğimiz bakışta önemli bir rol oynuyor. Yalnızca “Ev neresidir?” gibi basit bir soru bile fazlasıyla katmanlı bir yanıt gerektiriyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Angst

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

AngstAngst
∙

BÜLTEN SAYISI

Evden kaçmak mümkün mü?

Hem evet hem hayır.

29 Kas 2022

MMA Türkiye ile birlikte
Fotoğraf: Luke Stackpoole.

YAZARLAR

Angst

Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

AngstAngst
∙

HİKAYE

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

Zeynep Erdoğan

·

18 Eki 2026

Etki Alanı #1 | Dolly Parton nasıl 'Book Lady' oldu?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Pelin Cengiz

·

15 Eki 2026

İstanbul'un kayıp dereleri: Kent suyun yolunu nasıl kapattı?
AngstAngst
∙

HİKAYE

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Eda Öztürk

·

14 Eki 2026

Kabuk ile deniz arasında: Müşterekleşerek varolmak üzerine
AngstAngst
∙

HİKAYE

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...

Cem Arıdağ

·

14 Eki 2026

Eleştirdiğimiz düzenin içinde kendimiz olarak kalabilmek: 24 yaşındaki hâlimiz bugün bizi görse ne derdi?
AngstAngst
∙

HİKAYE

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'

İnsan Hakları İzleme Örgütü, bugün yayımlanan raporunda, Kasım ayında COP31'e ev sahipliği yapmaya hazılanan Türkiye'de çevre protestolarına katılanların gözaltı, para cezası ve ceza soruşturmalarıyla karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Kurum, bu uygulamaların ifade ve toplantı özgürlükleri üzerinde caydırıcı etki yarattığını vurguladı.

13 Eki 2026

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nden COP31 öncesi rapor: 'Çevre savunucuları baskı altında'