Evrenin kutladığı bir sanatçı nasıl olunur?

SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
Canlıların ihtişamının yayıldığı galakside ve aynı zamanda Üsküdar’da, Kuzguncuk’ta yaşıyor. Hayali, evrenin kutladığı bir sanatçı olmak ve kendi robotunu tasarlamak. İlgi alanları böcek biliminden animelere uzanıyor. Ağzından çıkan her kelime, hiç tasavvur etmediğiniz bir yerde yeni tohumlar ekiyor.
Altın Tatlı'nın işleriyle HOPE Alkazar’daki Nike’ın desteğiyle düzenlenen “Fairies and Faes” sergisinde tanışıyorum. Altın’ın son birkaç yılda ürettiği seramik çalışmaları, resimler, heykeller, enstalasyonlar, takılar ve kısa filmler yer alıyor sergide. Doğayla kurduğu bağa dair derin bir merak oluşuyor içimde. Onun dünyasında, daha önce gördüğüm formlar ve renklerden izler taşıyan fakat farklı bir galaksiye ait olabileceği düşüncesini uyandıran detaylar çarpıyor gözüme. Belki de toprağın veya suyun derinliklerine ait belki de 10’lu yaşlarda okuduğum çizgi romanlardaki kahramanlardan gözüm ısırıyor onları. Çocukluğumdan tanıdık bir şeyler bulmanın güveniyle hiç bilmediğim bir gezegene doğru yola çıkıyorum.

Aylar sonra bir pazar günü evinde buluşuyoruz Altın’la. Bu defa samimi ve aracısız bir buluşma. Bugün dönmek için hatırı sayılır bir çaba gösterdiğimiz çocuk zihnimize, başka bir deyişle yaratıcı, meraklı ve özgür; inançlar, standartlar, olurlar ve olmazlardan uzaktaki zihni kullanma biçimine erişmek Altın’ın en değerli yeteneklerinden biri. Eserlerinde gördüğümü bu defa karşımda görüyorum. Bir sanatçının çağrışımları yönetmenliğinde oradan oraya akıyor sohbetimiz. Birkaç saat içinde evinden Kuzguncuk sahile doğru yürürken çorabıma batan diken üzerine ondan cırt cırtın buluş hikayesini öğreniyorum, stüdyosunda dünyanın en hafif katı malzemesi aerojeli elime alıp kullanım alanlarını araştırıyorum, “Practical Holography” ve “Hayal Bile Edemeyeceğimiz Varlıklar Kitabı”nı karıştırıyorum, robot geliştirmede entomolojiden nasıl faydalanıldığına dair fikir ediniyorum. Altın’la birkaç saat geçiriyorum sadece. Dünyam genişliyor.
Peki onun dünyası nasıl genişliyor? Nereye doğru dallanıp budaklanıyor? Maksimalizmin, fütürizmin, birbirine karışan gezegenlerin içinde yaşamak nasıl? Bütün gün stüdyosunda üreten bir sanatçı, şehre ve doğaya nerede ve nasıl karışıyor? Onun için hareket nedir, sınırları nerelere uzanır? Altın’a soruyorum, o anlatıyor: Evrenin kutladığı bir sanatçı nasıl olunur?
"Hayalim evrenin kutladığı bir sanatçı olmak. Çocukluğumdan beri geleceği, canlıların ihtişamının yayıldığı bir galaksiyi düşledim."

Elif Bayram: Sanatla ilişkin nasıl başladı, nereye evrildi? Dönüm noktalarından bahseder misin?
Altın Tatlı: Hayalim evrenin kutladığı bir sanatçı olmak. Çocukluğumdan beri geleceği, canlıların ihtişamının yayıldığı bir galaksiyi düşledim. Eserlerim de bu hayalin bir dışavurumu. Sanatla ilişkim de çocukken başladı ve sanatçı olma hayaliyle büyüdüm. Babam gazeteci, annem de ressam. İkisi de sanatçı olarak yetişmemiz için beni ve kardeşlerimi çok destekledi. Her çocuk gibi içgüdüsel olarak mobilya ve duvarlara resim yapıyorduk ve bu kısıtlanmıyordu. Babam işten geldiğinde bugün ne yaptın diye sorardı. Ben de duvara yeni çizdiğim şeyi anlatırdım. Bana oyuncak bebek yerine el işi kağıtları ve boyalar alınırdı, onlarla istediğim oyuncağı yapmam teşvik edilirdi.
Resim yapmayı kendi başıma, gözlemleyerek ve içgüdüsel olarak öğrendim. Annemin beni resim atölyesine yazdırması ilk dönüm noktalarından biri. Klasik sanat eğitimini orada aldım ve bu beni ABD’ye hazırladı. 2009’da Boston’da ABD’nin en köklü sanat okullarından birini kazandım. Bir diğer dönüm noktası da 18 yaşında bu okula gitmekti.

"İçe dönük bir çocuktum. Herkes bebeklerle evcilik oynarken ben toprak ve böcek toplar kendi laboratuvar ortamımı kurardım."
Okulda kendisi de sanatçı olan arkadaşım Jordan’la tanıştım. Birlikte maksimalizm akımını oluşturduk. Birlikte durmadan resim yaptık. Dev bir binada atölye paylaştık, arı kovanı gibiydi. Bir gün Jordan'la yürürken bir galeri gördük, camında “Yes, Oui, Si” yazıyordu. İçeri girdik ve tamam dedik. Jordan’la tanışmak da o galeri alanına girmek de bu kolektife katılmak da benim için birer dönüm noktasıydı.
Daha sonra ilk menajerim Olivia’yla tanıştım. Olivia çok genç, yetenekli ve vizyoner bir küratör. Daha 21 yaşındayken üç büyük müzede eserlerimin sergilenmesine ve işlerimin satılmasına çok aracı oldu. Bir sürü ödül kazandım, bir sanatçı olarak kutlanıyor ve saygı görüyordum. Bu sebeple Olivia ile tanışmak da önemli noktalardan biri.
Ve son adım Türkiye'ye dönmekti. Buradan da Avrupa pazarına açılmak, belki Çin'e gitmek gibi fikirlerle İstanbul’a yerleştim.

"Dağa çıkmak, bir krater gölüne gitmek istiyorum. Şehri, şehrin seslerini ve insanlarını o kadar seviyorum ki tamamen izole olmam da mümkün değil, onu biliyorum."
EB: Eserlerinde normlardan uzak bir yerde kendi dünyanı yaratıyorsun. Altın’ın dünyasını yaratırken nelerden ilham alıyorsun?
AT: Her şey bana ilham veriyor. Çocukluğumdan beri nerd kabul edilenlerdenim. İçe dönük bir çocuktum. Herkes bebeklerle evcilik oynarken ben toprak ve böcek toplar kendi laboratuvar ortamımı kurardım. Kitap okurdum, anime izlerdim. O dönemde anime karakterlerin sınırsız güçleri, boyutlar arası seyahat etmeleri, moda anlayışları bana çok ilham verdi. Doğa ve evren üzerine izlediğim belgeseller, strateji oyunları da.
Bir sanatçı her alanda bilgili olmalı, bunu şimdi anlıyorum. Diğer sanat okullarından farklı olarak benim okuduğum üniversitede sanat eğitiminin yanında zorunlu olarak aldığım bilim dersleri beni çok besledi. Bu bilgiler maksimalist bir sanatçı olarak işlerime yansıyor, detaylar ve semboller içinde kendini gösteriyor.
Şehir ve insanlar da bana ilham veriyor. Şehirde yaşamayı seviyorum ama bazen doğaya kaçmak da istiyorum. Mesela dağa çıkmak, bir krater gölüne gitmek istiyorum. Şehri, şehrin seslerini ve insanlarını o kadar seviyorum ki tamamen izole olmam da mümkün değil, onu biliyorum. Kendi hayal dünyasında öyle bir insanım.
"Kuzguncuk, Üsküdar hayatımın bir parçası. Burası okuldan sonra açtığım ilk atölyem. Buraya taşındığımda tek tek tüm dükkanlara uğradım ve esnafla tanıştım. İnsan ilişkilerine çok önem veriyorum."

EB: Şehir ve yaşadığın Üsküdar, sanat pratiğine ve hareketle ilişkine nasıl yansıyor?
AT: Kuzguncuk, Üsküdar hayatımın bir parçası. Okuldan sonra açtığım ilk atölye burada. İnsan ilişkilerine çok önem veriyorum. Buraya taşındığımda tek tek tüm dükkanlara uğradım ve esnafla tanıştım.
Resim yaparken belli bir alanda olduğum için hareketlerim kısıtlanıyor. Resim öyle hoplayıp zıplayıp yapabildiğim bir şey değil. Çocukluğumdan beri spor yapıyorum, ailem hep beni spor yapmaya teşvik etti. Yüzdüm, tenis oynadım; hep hareket halindeydim. Sürekli bir yerde oturup kalamam. Erken saatlerde Kuzguncuk’a inip koşmayı seviyorum. Bazen de bütün gün masa başında çalıştıktan sonra sahilde gün batımını izlemeye gidiyorum.

"Çizimlerime baktığınızda her şey kontrollü ve temiz görünüyor ama aslında çizimlerimi içgüdüsel yapıyorum. O kadar çok hata var ki! Evrendeki her şey gibi."
EB: Deneysellik sanat pratiğinde ve günlük hayatında hangi noktada başvurduğun bir yöntem?
AT: Yeni bir şey öğrenmekten besleniyorum. Her anlamda deneysellik, günlük hayatımda başvurduğum bir yöntem. Çizimlerime baktığınızda her şey kontrollü ve temiz görünüyor ama aslında çizimlerimi içgüdüsel yapıyorum. O kadar çok hata var ki! Sonra mükemmel olmadığımı kabul ettiğim için o hatalar eserle bütünleşiyor ve ortaya böyle bir görüntü çıkıyor. Evrendeki her şey gibi.
Son iki senedir seramik yapıyorum. Çamura dokunmak beni özüme, ilkel benliğime döndürdü. Çamur kontrolü çok zor bir materyal, bana kabullenmeyi ve teslim olmayı öğretti. Ve tabii tamamen deneysel bir alan. Tam mükemmel yaptım diyorsun, kimyasal sürece giriyor ve bir çıkıyor, hiç beklediğin gibi değil.
"Uzun vadede bir robot doğurmayı; yani tasarlamayı ve karakterinin yazılımını yapmayı çok istiyorum."

EB: Deneysellik demişken teknolojiyle kesişen projelerde nasıl bir vizyonun var?
AT: Bilim insanlarıyla çalışmak istiyorum, özellikle de robot mühendisleriyle. Üniversitede aldığımız derslerde bilim derslerinin pratiğime etkisinin ne kadar önemli olduğunu gördüm. Bu süreçte böcek bilimi (entomoloji) üzerine dersler aldım. Böcekler vücut mekanizmaları, çalışma şekilleri ve hareketlerinin gerçek dışı oluşuyla robotiklerin temelini oluşturan varlıklar. Mesela bir sineğin bir anda kavis çizmesi. Şu anda böyle bir uçak teknolojisine sahip değiliz ve onu elde etmeye çalışıyoruz.
Uzun vadede bir robot doğurmayı; yani tasarlamayı ve karakterinin yazılımını yapmayı çok istiyorum. Bu insansı mı olur, hayvansı mı olur bilmiyorum. Bir drone ve onun koreografisini tasarlamak da var aklımda. Diğer yandan 3D yazıcılarla yapılan işler çok hoşuma gidiyor. Bu araçlarla farklı şeyler denemeye hevesliyim.

"Aslında sanatçılar, emekleri en çok anlaşılamayan ve hor görülen işçilerdendir."
EB: Yakın dönemde sanat ve marka işbirliği, sanatçının yaratıcı sürecine nasıl katkıda bulunuyor? Nike ile bir araya gelmenin senin sanatsal ifadene olan etkisini nasıl değerlendiriyorsun?
AT: Aslında sanatçılar, emekleri çok anlaşılamayan ve hor görülen işçilerdendir. Sanat olmasaydı günlük yaşamımızdaki her şey sadece fonksiyonlarını yerine getiren ruhsuz objeler ve binalar olurdu. Giysilerimiz biçimsizleşir, günlük hayatlarımız monotonlaşırdı. Elimizden düşmeyen telefonlardan tutun, tuvalet kağıdına kadar her şey sanatçıların elinden geçiyor ve bunun bir emek olduğu halk tarafından maalesef anlaşılmıyor. İnsanlar çoğu zaman eserlerimizin ve emeğimizin bedava olması gerektiği algısında. Bir iş yapıyorsunuz ve ödemesini aylar sonra alıyorsunuz. Halbuki bir doktora ya da bir markete gittiğinizde para ödemeden oradan çıkabilir misiniz? Bu sebeple sanatçılar için tam zamanlı sanatçı olup eser üretmeye ve yaratmaya odaklanmak çok zor. Düzenli bir gelir olmadığından sürekli bir iş aramanız gerekiyor.
Sanat ve marka işbirlikleri sanatçıya nefes alması, özgürce üretmesi ve emeklerinin görünür hale gelmesi konusunda çok destek oluyor. Özellikle Nike ile bu süreç benim için çok rahat ve heyecan verici oldu. Nike hep vizyonu ve tasarımları açısından hayran olduğum bir markaydı. İşbirliği yapmamız beni çok mutlu etti ve bana inanılmaz bir moral verdi. Spor yapan da bir sanatçı olduğumdan bu işbirliği kaçınılmazdı. Kendimi ve sanatımı özgürce ifade edebildim.
Fotoğraflar: Emirkan Cörüt
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Evrenin kutladığı bir sanatçı nasıl olunur? Multidisipliner sanatçı Altın Tatlı, cevabı şehirle ve hareketle kurduğu ilişkide, sanat pratiğindeki dönüm noktalarında, bilime ve deneyselliğe verdiği önemde arıyor.
27 Haz 2025

YAZARLAR

Elif Bayram
Editor-in-chief, Soli

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR
Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.

12 Ağustos’ta yaşanacak tam güneş tutulması Grönland’ın doğusundan başlayıp güneye doğru ilerleyecek ve ardından İzlanda’nın batı kıyıları ile İspanya’nın kuzeyinden geçecek. Yaklaşık iki dakika sürecek bu doğa mucizesine tanık olmak isteyenler için farklı zevklere göre öneriler hazırladık.

23-28 Haziran arasındaki Paris Erkek Moda Haftası bir kez daha gösterdi ki bugün moda yalnızca kıyafet üretmiyor; şehirlerin kültürel ritmini belirleyen, farklı disiplinleri aynı masada buluşturan ve en beklenmedik karşılaşmalar için alan açan canlı bir ekosistem olmaya devam ediyor.

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.

Belki Canelé’sini belki Earl Grey’li kekini tattınız ama muhtemelen henüz onunla tanışmadınız. Mitte Brot'un pasta şefi Gökçe Durukan, şehrin kahve laboratuvarı Petra’nın kahve eşlikçileriden sorumlu. Sabahın erken saatlerinde müşterilerine sıcak ve taze ürünler servis etmek üzere geceden çalışmaya başlayanlardan yalnızca biri. Gecenin son, sabahın ilk durağının temsilcisi. Gökçe’yle pâtisserie yaklaşımlarına, pasta şefi olarak rutinlerine ve şehirde gece çalışmaya dair laflıyoruz.




