‘F1 Filmi’: Brad Pitt ile Formula 1 pistlerinde

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: F1: The Movie
Yönetmen: Joseph Kosinski
Yapım yılı: 2025
Süre: 155 dakika
2021 yılında, o sıralar Top Gun: Maverick filmi için güçlerini çoktan birleştirmiş yapımcı Jerry Bruckheimer, yönetmen Joseph Kosinski ve senarist Ehren Kruger, Brad Pitt’in başrolünde yer alacağı bir otomobil yarışı filmi için çalışmaya başladıklarını duyurduğunda stüdyo ve platformlar filmin haklarını almak için ayrı bir yarışa girmiş ve yarışı Apple kazanmıştı.
Muhtemelen benim gibi birçok kişi de bu haberi okuduğunda Rush (2013) ya da Ford v Ferrari (2019) gibi otomobil yarışı dünyasına dair gerçek bir hikaye beklentisine kapılmıştı. Oysa şimdi, dört yıl sonra gösterime giren F1: The Movie, hiç de sandığımız gibi bir film değil: Film, kurmaca bir Formula 1 takımı ve pilotlarını merkezine alsa da, Formula 1’e dair olabilecek her şeyi—gerçek pistler, otomobiller, pilotlar ve reklamı yapılan markalar dahil—içeren gerçeğe olabildiğine yakın duruyor. Sahip olduğu, 30 milyonu Brad Pitt’e gitmek üzere açıklanan rakamlara göre 200 milyon, söylentilere göre 300 milyonun biraz altında bütçesiyle bu dev proje, orijinal bir hikayeden yoksun olmasına rağmen eğlence endüstrisinin ve yaygın akım sinemanın tüm vaatlerini yerine getiren bir heyecan fırtınası sunuyor.

F1: The Movie | Kaynak: TME Films
Film, kurmaca F1 takımı APX GP’nin başındaki Ruben’in (Javier Bardem), takımın sabit başarısızlığı nedeniyle eski rakibi ve dostu, profesyonel kariyerini bir kenara bırakmış olan Sonny’nin (Brad Pitt) kapısını çalmasıyla başlıyor. Başta takımın genç yıldızı Joshua (Damson Idris) ile durmaksızın çatışan Sonny, oldukça tahmin edilebilir bir şekilde bu çatışmayı önce mentorluğa sonra da takım ruhuna dönüştürmeyi başarıyor.
F1: The Movie’nin usta-çırak dinamiklerini “gençlerin önünü açalım” mesajıyla ele alan basit hikayesi de hikayeyi fazla umursamadan deneyime odaklanması da teknik anlamdaki başarıları da kamera arkası ekibin önceki işbirliği Top Gun: Maverick’i fazlasıyla hatırlatıyor. Nasıl ki öncülü Tom Cruise’un yıldız ışığını ve onun 30 yıl önceki rolünün nostaljisini arkasına alıyorsa, bu film de Brad Pitt’in yıldız ışığını ve bambaşka fakat devasa genişlikte bir kitlesi olan Formula 1 dünyasını arkasına alıyor.
Film, Formula 1 dünyasıyla öylesine içli dışlı ki projeye en başından beri dahil olan yapımcılarından biri, günümüzün yıldız pilotlarından Lewis Hamilton. (Şayet film Top Gun: Maverick’in ödül sezonu başarısını takip eder ve En İyi Film dalında Oscar adaylığı elde ederse, Hamilton tarihin ilk Oscar adayı Formula 1 pilotu olacak.) Hamilton’ın yanı sıra Max Verstappen, Fernando Alonso ve Benoît Tréluyer’in de aralarında olduğu onlarca pilot ve Formula One Group CEO’su Stefano Domenicali gibi birçok gerçek kişi filmde karşımıza çıkıyor. Çekimlerin, gerçek yarışların öncesinde, gerçek pilotların kullandığı gerçek yarış otomobilleriyle yapıldığı biliniyor; hissediliyor da.

F1: The Movie | Kaynak: TME Films
Yarış sahnelerinin, pistlerdeki heyecanının, ölümle burun buruna gelinen kaza ihtimallerinin ve rekabetin olabildiğine hissedildiği film, sporun motorlu ya da motorsuz hiçbir dalıyla ilgili olmayan bende geçen yıl Challengers’ın tenis için yaptığına ve hissettirdiklerine benzer bir etki yarattı. Kuralların büyük kısmını bilmesem hatta anlamasam da anladığım ilüzyonuna kapıldım. Tam da filmin niyetlendiği, hatta bazen emrettiği gibi dönemeçlerde ya da temaslarda nefesimi tuttum, koltuğuma gömüldüm. Öte yandan Challengers bunu sadece bir spor için, tenis için yaparken F1: The Movie bunu bir marka için yapıyordu.
Filmin ilk gösterimlerinin ardından gelen yorumlar ve yazılarda sayısız kişi tarafından söylendiği gibi, izlediğimiz filmin ya da parçası olduğumuz deneyimin Apple’ın üzerine para verdiği, çok pahalı bir F1 reklamı olduğu göz ardı edilemez. Kaldı ki konu sadece F1 değil. Filmin neredeyse tüm sahnelerinde en az bir markanın reklamı ve ürün yerleştirmesi görülüyor: Gerçek yarış pistlerindeki reklam giydirmeleri ve farklı takımların araç ve kıyafetlerindeki logolar bir yana, sadece APX GP takımının araç ve kıyafetlerinde bile 12 markanın logoları film boyunca görülebiliyor: Expensify, MSC Cruises, Heineken 0.0, IWC Schaffhausen, Mercedes-Benz, Geico, SharkNinja, Marriott Bonvoy, EA Sports, KFC, T-Mobile ve Tommy Hilfiger. Damson Idris’in Met Gala’ya filmdeki yarış kıyafetiyle katılmasının ardından gider yönetimi uygulaması Expensify’ın aboneliklerin %300 oranında arttığını açıklaması gösteriyor ki bu ürün yerleştirme ve reklamların etkisi henüz film gösterime girmeden aylar önce hissedilmeye başladı.

F1: The Movie | Kaynak: TME Films
Günün her anı, her ortamda ve her eylem sırasında maruz kaldığımız reklamlar belki de hiç bu kadar yoğun ve sayıca fazla şekilde bir filmin içine boca edilmiş olmamıştı. Tüm bu yoğunluğun ve maruziyete rağmen film izleme zevkinin, görsel ve işitsel deneyimin bölünmediğini, en azından son dönemdeki yerli Disney+ orijinal filmlerinde gördüğümüz örnekler kadar rahatsızlık vermediğini söylemeliyim. Neredeyse kendi ekonomisini yaratmış bir yarış endüstrisinin her şeyiyle yansıtıldığı, adı basitçe “F1 Filmi” olan ve hatta afişlerinde F1’in yanına eklenmiş bir ® işareti bulunan bir filmde reklama maruz kalmayacağını düşünen de yoktur herhalde.
F1: The Movie, senaryo anlamında orijinal bir şey vadetmeyen ama anlatmak istediği şeyleri anlatabilen, yıldız bir oyuncu ve yükselen bir yeteneği harika bir dinamikle karşı karşıya getiren, prodüksiyon kalitesi ve bilhassa ses efektleriyle hayranlık uyandıran ve özgün şarkılardan oluşan eğlenceli bir soundtrack ile desteklenen bir film olarak tam da beklediğim gibi.
Nerede izleyebilirsin? F1: The Movie, bu film için özellikle tercih etmeni önerdiğim IMAX, ScreenX ve 4DX salonlar da dahil olmak üzere, bugün gösterime girdi.
Benzer işler:
- Creed (2015, Ryan Coogler)
- Ford v Ferrari (2019, James Mangold)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Brad Pitt’in deneyimli bir Formula 1 pilotunu canlandırdığı “F1: The Movie”yi izledik. Müzikseverlere, hafta sonu çakışan Slowdive ile Fontaines D.C. konserlerinden hangisini neden tercih ettiklerini sorduk.
27 Haz 2025

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.




