

Samsung
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Galleria’nın değiştirdiklerine değinen yazıdan aldığım dönüşler, beni başka bir mahallenin dönüşümü üzerine düşündürdü. Söz konusu mahalle Gülbahar, mahallenin bağlı olduğu semt de Gülbağ. Dönüşümün habercisi ise sınırı Zincirlikuyu’ya dokunan Profilo AVM.
Nasıl? Profilo’nun yıllarca fabrika olarak kullanılan binası, var olduğu zamana dair Mecidiyeköy’de henüz konut veya ticari mülk ihtiyacının merkezinde olunmayan bir dönemi anlatıyor; tüketimin yüceleştirilirken üretimin silik bir anı gibi kaldığı 80’li yılların sonrası ise mahallenin merkezî konumu ve civardaki artan metrekare fiyatlarıyla olacakları müjdeliyordu. Tüketim taleplerinin kanıksanmasından bir müddet sonra, Mecidiyeköy ve Bomonti gibi mevkilerde konumlanan şirketler, taşınma kararı almak zorunda kalıyordu. Çünkü merkezde kalan bu tip yapılara karşı, toprağın hak olarak talep ettiği bedeller verilemiyor ya da yapıların üretimi için gereken alan giderek daralıyordu.
Her şeyin olduğu gibi bunun da bir çözümü var: AVM olmak. Evet, bir mekânın acı çeken bir üretim merkezi olmasındansa yapı özelliğini değiştirip tüketim tezkeresi alması mümkün ve o yıllarda bir hâl çaresi olarak uygulanıyor aslında. Çünkü gazetelerde dahi “Hayat artık tüketmek, tüketmek de var olmak demek,” minvalinde cümlelerle tüketim özendiriliyordu. Mekânın 1995’te başlayan ve üç yıl süren tadilatının ardından içine tiyatro sahnesi, spor salonu, otopark ve ortak yemek alanı sığdırılan yapının bütün ihtiyaçları karşıladığı düşünüldü. Fakat bugün bile içine girdiğinizde kendinizi farklı bir yerde hissediyorsanız bunun sebebi mekânın en başta kamusal bir yapı olarak üretilmemiş olmasıdır. Burada bir parantez açarak, Ankara’daki şehirler arası otobüs terminalinin yapımında imzası bulunan Utarit İzgi gibi mimarların izinin olduğunu da belirtmek isterim. Yani, bir kişi veya mesleki kusurdan ziyade hikâyenin en başı bu farkı yaratır.
Semt ve mahalleye dönersek: İstanbul’un Harlem’i olarak anılan ve mahalle sınırları içinde yer alan Gülbağ, estetikten uzak düzenini yıllar önceki gecekondulaşmasına borçlu. Merkezinde alışveriş merkezi bulunan Gülbahar da eskiden yeşillikleri ve yazlık evleriyle anılıyor. Kendiliğinden kopuk, gelişine yaşanan günlerin temsilini layıkıyla yerine getiren mahalle, yine de her İstanbulluyu bir şekilde konuk etme fırsatını yakalıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Çağdaş sanatın gözünde şehrin dönüşümü, fabrikadan alışveriş merkezi, sokak yemekleri, İstanbul'un yüzleri
24 Oca 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...




