Geçmişin hayaletleri, bugünün hayalleri: Büyük Zarifi Apartmanı

İlhamını aldığı mekanla aynı ismi taşıyan ve İKSV İstanbul Tiyatro Festivali’nde sahnelenmeye başladığından beri ünü dilden dile yayılan Büyük Zarifi Apartmanı’nın yolculuğunu ekibinden dinledik.
Geçmişin hayaletleri, bugünün hayalleri: Büyük Zarifi Apartmanı

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Pembe Çıkmazı’nda 150 yıllık bir Rum apartmanı. İçinde genç bir aktivist, babası, Rodoslu bir turist ve bir Rembetiko şarkıcısı... Hepsi birden mekana özgü bir proje olarak tasarlanan Büyük Zarifi Apartmanı’nda buluşuyor. Abdülaziz ve 2. Abdülhamid dönemlerinde İstanbul'un en varlıklı ailelerinden biri olan Zarifilerin yaptırdığı, sonra istos yayın’ın tiyatro sahnesine dönüştürdüğü bu apartman, tarihî gerçeklerle harmanlanan kurmaca bir hikayenin sahnesine dönüşüyor. İlhamını aldığı mekanla aynı ismi taşıyan ve İKSV İstanbul Tiyatro Festivali’nde sahnelenmeye başladığından beri ünü dilden dile yayılan Büyük Zarifi Apartmanı’nın yolculuğunu ekibinden dinledik.

Büyük Zarifi Apartmanı’nın çıkış hikayesini merak ediyorum. istos yayın’ın tiyatro sahnesine evrilmesi nasıl oldu? Nasıl karar verdiniz burada oyun yapmaya?  

İLYAS ÖZÇAKIR (Proje Tasarım, Yönetmen): Apartmandan içeriye adımımı attığım gün (27 Aralık 2022) projenin de ilk tohumları atıldı aslında! istos ofis daha önce başka bir binadaydı. Bu binaya taşındıktan sonra ilk kez geliyordum. Başka bir işin okuma provası için gelmiştim. Daha ilk andan etkiledi beni apartman! Okuma provası bitince, Anna Maria’ya burada bir şey yapalım dedim heyecanla. O da heyecanla karşılık verince çalışmalar başladı.

ANNA MARİA ASLANOĞLU (Yapımcı): istos’ta ürettiğimiz projeler genelde bu şekilde organik olarak üretiliyor ve bu çok mutluluk verici. İlyas’ın coşkusunun ardından, bana da büyük heyecanla “Hadi yapalım!” demek düştü. Bu şekilde de istos sahne’nin ilk adımlarını atmış olduk. istos film’deki sinema yapımcılığına ek olarak tiyatro ve sahne sanatları serüveni beni ayrıca heyecanlandırıyor.  


7 kişiden oluşan kalabalık bir yazar grubu var. Oyunda bir hikayeyi Yunan yazarlar, bir hikayeyi Türk yazarlar yazıyor; bir hikaye ise kolektif şekilde yazılmış. Bir dönem Rumların yaşadığı bu apartmanın hikayelere etkisi oldu mu? Nasıl bir yol izlediniz, nelerden yararlandınız? 

İLYAS: Tabii ki çok katkısı oldu. Kurgulamaya başlamadan önce projenin danışmanı (aynı zamanda yapımcısı) Anna Maria ve yazarlarımız H. Can Utku ve İlias Maroutsis’le uzun toplantılar yaptık. Ne tür hikayeler yazabiliriz ve bu hikayeler birbirlerini nasıl besleyebilir, destekleyebilir ve tamamlayabilir diye tartışmalarda bulunduk. Yazarlarımız bir yandan fikirlerini geliştirirken ben de konu hakkında belgeleri inceliyor, kurgu ve kurgu dışı kitaplar okuyor, sözlü tanıklıkları dinliyor, kurmaca ve belgesel filmler izliyordum. Topladığım bütün bilgi, hikaye ve tanıklıkları heybeme attım. Yazarlarımız da bu sırada üçer-beşer alternatifle geldiler. Yeniden toplantılar yaptık ve elimizdeki malzemeleri seyirciye en iyi şekilde aktaracağımız formülü bulmaya çalıştık. Oyunlar bu mekana özel olarak yazıldı. Yazarlarımız gelip mekanda zaman geçirdiler, incelediler ve mekandan aldıkları ilhamla metinlerini yazdılar. Birinci ve üçüncü bölümün metinleri bu şekilde ortaya çıktı. İkinci bölüm ise daha çok “saha”da şekillendi. Bu bölüm kolektif yazarlı görünüyor ama ben yazmaktan daha çok 5 kişi yarattık demeyi tercih ediyorum çünkü klasik metin yazımından epey farklıydı buranın süreci. 

80 dakikalık oyunda 3 farklı hikaye görüyoruz. Bu hikayelerin temeli 100 yıl öncesine dayanıyor. Yani insanların yerlerinden, yurtlarından edildiği zorunlu göçe. Günümüzün en büyük çatışma alanlarından biri de milliyetçilik ve onun ortaya çıkardığı baskılar. Bu bakımdan, oyundan çıkarken izleyicide nasıl bir his bırakmasını istediniz?

ANNA: istos yola çıktığı günden bu yana, nostaljiden uzak durarak, bazen iğneyle kuyu kazarak, bu coğrafyanın ortak hafızasına ve bugünün hakikatine dair üretim yapmaya, söz üretmeye çalıştı. Bunu önce yayıncılık alanında yapmaya başladı, hemen ardından hikaye anlatıcılığının olduğu diğer alanlara, diğer kültürel üretimlere yöneldi. Bu oyunun uyandırmaya çalıştığı his, doğrudan istos’un varoluş sebeplerini ve şiarını da oluşturan his. 

Savaşlar, sürgünler, milliyetçi baskı, zorunlu göç bu toprakların hafızasında olan olgular. Oyundan çıkan izleyicinin, naçizane, bu olguların ağırlığını hissetmesini, belki yanı başında, belki dünyanın başka bir yerinde benzer durumlarda kalan başka insanların yaşadıklarını hissetmesini, bunu yaparken de aslında bir ortak hafıza üzerine düşünmenin, bu ortak hafızayı kendi aktüel hafızasına katmasının çeşitli katmanlarının olduğunu fark etmesini dileyebiliriz. Geçmişe bakarken pek çok duyguyu yaşayabiliyoruz, apatik nostaljinin yanı sıra üzüntü, öfke, korku, mücadele, mücadele edememe duyguları…. Büyük Zarifi Apartmanı’yla, geçmişe bakarken bugüne dair düşünme ve eyleme alanı açabilmiş olmak isteriz. Oyundan çıkan seyirciye tüm bu katmanların iç içe geçtiği bir duyguyu, buradan doğan bir itkiyi bir nebze hissettirebilirsek ne mutlu bize. 

Son dönemde sahnelenen oyunların bazılarının teknolojiyle iç içe olduğunu görüyoruz. Bu oyunun “Mavi Çiçekler” hikayesinde de sinematografik/deneysel bir performans var. Tiyatrolardaki bu “dönüşümü” nasıl değerlendiriyorsunuz?

İLYAS: Çağın getirisi olarak görüyorum. Yalnızca sanatın değil her şeyin dijitalize olduğu bir çağda bu çok normal. Ama kendi adıma bu dönüşüme oldukça mesafeli durduğumu da söylemeliyim! Daha doğrusu temkinli yaklaşıyorum. İçerikten beslenen fikirler beni çok heyecanlandırırken bir bağlama oturtamadığım buluşlar hüsrana uğratabiliyor.

Fotoğraf: Haydar Taştan

Bir apartmanın bir dairesine konuk olduğumuz oyunda seyirci kapasitesi 20 kişiyle sınırlı. Tiyatroların bu kadar az kazandığı bir dönemde böyle bir seyirci sayısıyla oyunu sahnelemek zor değil mi? Ekonomik olarak sizi nasıl etkiliyor? Bildiğim kadarıyla Rasmi Tsopela, Yunanistan’da yaşıyor ve ayda bir hafta oyun zamanı geliyor. Aslında bu süreç bile maliyetin bir göstergesi. Bu maliyetlerle nasıl başa çıkılıyor?

ANNA: Bu maliyetlerle başa çıkılamıyor! Şaka bir yana, bağımsız kültür-sanat üretiminin yaşadığı zorluklara işaret ettiğiniz için teşekkürler. Evet, oyunumuz mekana dayalı olduğu için seyirci kapasitesinin bir sınırı var; üstelik iki ülkeye yayılan bir prodüksiyon yapıyoruz dediğiniz gibi. Büyük Zarifi Apartmanı ilk adımlarını İstanbul Tiyatro Festivali’nin Genç Sanatçı Fonu ve Avrupa Birliği’nin Culture Civic fonu sayesinde atabildi. Oyunu daha geniş kitleler için erişilebilir kılma isteğimiz baki, fakat varlığımızı sürdürülebilir kılmak için 20 kişilik kapasitemizin bilet satışları yeterli olmuyor. Her ay için maddi destek arayışımız sürüyor ve oyunu sahnelediğimiz sürece bu arayışımız devam etmek zorunda. 

Mekana özgü bir oyun olduğundan başka yerde sahnelenme ihtimali olmayacak. Keşke bunu daha büyük bir sahnede yapsaydık dediğiniz oldu mu? Yoksa bu oyunun büyüsü bu mekanda saklı diye mi düşünüyorsunuz?

İLYAS: Daha büyük bir sahnede yapsaydık demedim hiç. Apartmanımızı seviyorum. Bir büyüsü de var gerçekten! Anlattığımız hikayeler bu apartmandaki merdivenlerle, parkelerle, pencerelerle tamamlanıyor. Ama mekan daha çok seyirci ağırlayabilseydi keşke diyorum her gün. Oyunu (bu kadar yoğun ilgi de varken) daha çok seyirciye gösterebilmeyi çok istiyorum tabii ki. Bunun yollarını da araştırıyoruz. Kapı tamamen kapalı değil!

ANNA: Evet, keşke aynı mekanda daha çok seyirci ağırlayabilseydik. Her gün bu konuyu eviriyoruz, çeviriyoruz, aynı deneyimi daha çok seyirciye ulaştırabilmenin yollarını arıyoruz. 

Oyunda 1960’ların Yunan solistini zaman zaman şarkı söyleyerek canlandırıyorsunuz. Bunu bir perde arkasından ve dijitalin entegre edildiği bir hikayeyle yapıyorsunuz. Nasıl bir deneyimdi?

ÇAĞDAŞ EKİN ŞİŞMAN (Oyuncu, Yazar): Karakteri çalışmaya başlarken müzikal ve fiziksel olarak yoğun çalışma süreci oldu. Gördüğümüz örneklerde çiğ durabildiğini bildiğimiz için Rum aksanı yapmama tercihimiz netti başlarken. Fakat bununla beraber Yunanca şarkı söylemem gerektiği için telaffuz ve dil çalışmam gerekti. istos korosu’nun şefi Fotini Kokkala ve müzisyen Andreas Sarantidis’le şarkılar, telaffuz, vurgular üzerine dersler yaptık. İşinin ehli olan insanlarla çalıştığımız için hem çok verimli hem de güven veren bir süreç oldu hâliyle. 

Fotoğraf: Salih Üstündağ

Rum bir rembetiko solistini videoda 20’li yaşlarındaki hâliyle, canlı performansta ise 80’lerindeki hâliyle canlandırıyorum. Dolayısıyla yaptığım çalışmalarda iki farklı yaşın fiziksel özelliklerini ayrı ayrı ele almam gerekiyordu. Ortaya çıkan sonuçta seyirciye eşzamanlı olarak iki dönemi gösteriyoruz ve oyuncu olarak bir perdenin arkasındaki daracık alanda devinmek matematiksel hesaplar ve ince ayarlar yapmadan mümkün değildi açıkçası. İlk defa denediğim bir biçimsel tercih olduğu için heyecanlı ve biraz da ürkütücüydü bilinmezliğiyle. Ama detaylara yoğun çalıştıkça o daracık alanda Hrisoula’nın kurduğu, yıktığı, yeniden yazdığı hikayeleri keşfetmeye imkan doğdu. Her gösterimde de karaktere ve oyun alanına dair yeni duygular, imkanlar keşfetmek mümkün oluyor.

Spotify’da 21 şarkıdan oluşan “Büyük Zarifi Apartmanı’na Gelirken Dinleyebileceğiniz Şarkılar” listesi dikkatimi çekti. Bu şarkılar nasıl seçildi? Oyunla bir bağlantısı var mı?

ENVER SEDAT KURUBAŞ (Dijital İletişim): Bu çalma listesinde aslında tüm ekibin hislerini biraraya getirmek istedik. Çünkü biz bu oyunda misafirlerimizi sadece seyirci olarak değil, Büyük Zarifi Apartmanı’nın 6 numaralı dairesinin konukları olarak görüyoruz. Çalma listesini hazırlarken de, tüm oyuncu ve teknik ekibimizin “aşk, ayrılık ve göç ile karşı karşıya kaldıkları zamanlarını”, yani duygusal zorunlu göçlerinde, dinledikleri şarkıları biraraya getirmek istedik. Asıl odaklandığımız nokta ise tüm bu azınlık hissetme hâllerini buluşturmak ve her seansta sadece 20 kişiden oluşan misafirlerimizin ruhsal olarak bu oyuna, deneyime, tiyatroya hazır gelmelerini sağlamaktı. 



Projeyi Tasarlayan, Yöneten: İlyas Özçakır
Yazanlar: H. Can Utku, İlias Maroutsis, Fulya Özlem, Sandra Penso, İlyas Özçakır, Çağdaş Ekin Şişman
Yapımcı: Anna Maria Aslanoğlu
Oynayanlar: Çağdaş Ekin Şişman, Gafur Uzuner, Pınar Fidan, Rasmi Tsopela, Umut Çınar
Videoda Oynayanlar: Ali Baran Özcan, Andreas Sarantidis, Çağdaş Ekin Şişman, Oğulcan Arman Uslu, Yusuf Tan Demirel
Video Yönetmeni, Kurgu: Sandra Penso
Yardımcı Yönetmen: Melis Balaban
Dekor Tasarımı: Osman Özcan
Dekor Asistanı: Banu Güçlü
Kostüm Tasarımı: Müge Orhan
Kostüm Asistanı: Gizem Tuğan
Işık Tasarımı: Utku Kara
Ses Tasarımı: Berkant Kılıçkap
Video Ses Kayıt Teknisyeni: Orhan Koçalan
Video Işık Teknisyeni: Kemal Keçeci
Yapım Koordinasyon: Gülenay Koçak
Prodüksiyon Asistanı: İsmet Ekin Arı
Afiş Tasarımı: Gökhan Yeter - D’art Duvar
Sosyal Medya: Enver Sedat Kurubaş

Oyunun biletlerini buradan takip edebilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emrah Akbaş

Editör ve tiyatro yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni
Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Şerif Yenen

·

10 Mar 2026

Geçmişe isim koymak: Bizans diye bir devlet var mıydı?