Kokteyl mi kahve mi? Vegan mı kaymaklı mı?

Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Sıcak, çok sıcak. Serinlemenin yollarını arıyoruz. Ağaç altında soluklanabildiğin kaç mahalle kaldı İstanbul’da? Moda’da, Caddebostan’da belki Bomontiada’da bir ağaç buluruz altında dinlenmelik ve nefes almalık. Yetmedi. Serin bir şeylerle neşelendirmek lazım damakları. Dondurma alır mıyız? Alırız. Akşamüstü sefasına oturur muyuz? Otururuz. İyi ama ah nerede vah nerede?
Derken aradık Serra’yı gölgede. Saatler dondurmaya 5, kokteyle 3 var. Kimdir Serra? Serra, İstanbul’u avucunun içine yazmış bir boğa burcu. Tabii ki midesine düşkün olanlardan. Yaz boyu serin şeyler yemeyi, ferah kalmayı çok seviyor. Salaş, rahat ve samimi yerler gözde mekânlarından. Atmosferle eşdeğer gittiği yerlerin lezzeti, midesi mutlu olmazsa oraya bir daha adım atmıyor bizimki. Bundan sebep alıyoruz Serra’dan tavsiyeleri.
Kokteyl Saati:
- Geyik, Cihangir: Senin için hazırlanan sürpriz kokteyller mi? Biz yola çıktık bile. Akşam 7’de dükkân senin, sokağa taşan kalabalıkları istersen de akşam 10’dan sonra. Whiskey Sour sipariş et, ikincisini gözüne bakınca nasıl kokteyl sevdiğini sana söyleyen çalışanlara bırak.
- Fahri Konsolos, Moda: Sihirbaz Burak Ayaz’ı daha önce duymadıysan hemen kulaklarını aç. Dünyanın her yerinden onun kokteyllerini içmeye geliyorlar artık. Haftasonu masa bulup da oturursan ne âlâ. Ama ne yap et, mevsime göre değişen ve hayal gücünü zorlayan kokteyller için uğra, şimdilerde Serra’nın favorisi viski, vişne ve safranın ağız sulandıran uyumu Çidem ve Prototip rakıyla hazırlanan sakızlı ve dutlu Duthane. Yanlış duymadın. Gördüğüne değil tattığına inananlardansan 19.00 itibarıyla Fahri’de buluşalım.

Fahri Konsolos'un laboratuvarı
- Però, Yeniköy: Yeniköy’se deniz, denizse però, peròysa Boulevardier! Pek sevgili ekibi ikna edip Negroni’ni take-away alıp sahilde yürüyüşe eşlikçi edebilirsin. Serra ısrarla Negroni’sini deneyin diyor ama sen house kokteyllerine de şans verebilirsin.
- Xunta, Arnavutköy: Akşamüstü. Minik ışıklarla dolu bir teras, ellerde Pinky Promise. Gün batımına, denize ve müziğe ayrılmış saatler. Elindeki buz gibi kokteyl bardağından ellerin ıslak ıslak olmuş. Kendini ritme kaptırmışsın. Gözlerini bir açmışsın İstanbul’dasın.
Dondurma ikindisi:

Yazın en hüzünlü fotoğrafı
- Vero Gelato, Caddebostan: "Muz yiyeyim ama çilek tadı gelsin" diyenlere. Muzlu ve kakaolu, tahinli ve keçiboynuzlu şekersiz dondurması Serra’nın vazgeçilmezi. Erikli reyhanlı ve tuzlu karamellisi de şekersiz dondurma konseptinden çok uzaktakilere gelsin.
- Loved Gelato, Cihangir: Türkiye’nin ilk vegan dondurmacısı. Vegan seçenekleri yok, sadece vegan dondurmaları var. Hem de kaju kremasının dayanılmaz hafifliği ve kıvamıyla birlikte. Yedikten sonra kuş gibiyiz. Bu sıcaklarda limonlu Hindistan cevizlisi ferahlığıyla olmazsa olmaz. Menü, haftalık olarak değişiyor. Hepsi taze ve mevsiminde meyvelerin başka bileşenlerle dansını temsil ediyor. Misal: vişneli çikolatalıyı Serra her cuma iş çıkışı yiyor. Biraz abarttı mı ne?
- Balkaymak, Moda: “Her şey bir yana, bol sütlü klasikleri nerede yiyelim?” dersen Serra’nın cevabı bir reklam cümlesi gibi olacaktır: “Tabii ki Balkaymak!” Tercihlerini söylemeye gerek yok gibi ama söylemeden geçmeyelim: balkaymaklı, vanilyalı ve sakızlı.
Akşamüstü rüzgârı:
- Emirgan Teras, Emirgan: Serin bir akşam yemeğinin ve kokteylin Emirgan hâli. Rezervasyon pek tabii gerekli. Yazın teraslarda köşe kapmaca hâkim. Deniz, gökyüzü ve martılarla yemek randevusu ne de olsa.
- Sofa, Moda: Moda’nın yenisi. Bu yaz ilk kez arka bahçesinde zevk-i sefa ediyoruz. Şezlonglara kuruluyoruz, arkada havuzdan gelen su sesi. Hafif esinti. Cold Brew ilk tercih ama sen istersen buzlu çaylarından söyle. Aç kitabını gün batımını bekle.
- Petra, Bebek: Ağaç altında kahvaltı, üstüne kahvesi, tatlısı, Bebek sahilinde yürüyüşse vedası. Menüden Serra’nın favorisi yumurta ama portakallı. Bir de üzerine zeytinyağlı dondurması var ki sorma gitsin. Bu yazın yeni alışkanlığı söylensin, biraz rüzgâr essin. Daha ne istersin?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
İstanbul'da yazın hangi deli dolaşır dedik, dört İstanbullu arkadaşımızı hayal ettik. Şikemperver, doğadostu, sukuşu ve kitapkurdu. Biri ya da hepsinden bir parça olabilirsin. Keşfetmek için bizimle gelmeye ne dersin?
10 Ağu 2022

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?



