

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle hazırlanmaktadır.
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Kâinatta insanlar tarafından belki de en fazla bilinen, ait olduğu “gülgiller” ailesine cazibesi ile adını veren, bir çağı kapatıp, başka bir çağı açan Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in portesinde yer alan çiçek GÜL’ dür. Çalı formunda 1-2 metreye kadar uzayabilen ya da tırmanıcı özelliğe sahip, soğuk aylar dışında devamlı çiçek açabilen, beş çanak yaprağı ile açan çiçekleri farklı renklerde olan, dikenli, güzel kokulu, çok yıllık bitki türüdür. Eş sesli olması sebebiyle akla gelen diğer tanımı gül-mek; mutlu, hoşça zaman geçirmenin etkisi ile yüzde beliren tebessüm, akıl ve kalpte oluşan doyum hali, memnun olma halidir. Bu sebeple ve farklı kültürlerin ona yüklediği anlam ile ‘gül’ insan üzerinde hep olumlu duygular uyandırır.
Gül, Çin kültüründe sonsuz baharı ve uzun ömürlülüğü, İslam kültürü ve tasavvufta Hz. Peygamber’i yani ilahi güzelliği, Antik Yunanda Afrodit ile ilişkilendirilip, aşk ve güzelliği, Antik Roma’da Venüs ile ilişkilendirilip evrensel aşkı simgeler.
Gül, dünya çapında en çok kuzey yarım kürede yayılış gösterir. Anadolu coğrafyasında uzun bir geçmişe sahiptir. Osmanlı döneminde, Saray mutfaklarında özellikle gül şerbeti, gül şurubu ve gül reçeli yapımı sebebiyle, Saray bahçelerine çokça dikilmiştir. Özellikle Fatih Sultan Mehmet döneminde Topkapı Sarayı’nda, Padişahın yeryüzü cenneti olarak anılan Hasbahçe’nin önemli bir kısmına da ‘gül’ dikilmiştir. Sarayı çevreleyen, dış bahçe olarak anılan alanda gül yetiştirilmeye devam edilmiştir. Bu alana ‘Gülhane’ denmiştir. Bu yüzyılda yaşamış ve eğitiminin bir bölümünü İtalya’da yapan Osmanlı minyatür sanatçılarından Nakkaş Sinan Bey, Fatih'in gül koklarken tasvir eden portresini yapmıştır. Burada gül, Muhammed'i, ilahi aşkı çağrıştırmaktadır.
Saray bahçelerine dikilen güllerin yansımasını, Türk Dokuma sanatında, özellikle saraylardaki halı, kilim, hasır, seccade de ve süsleme sanatında bol bol görmekteyiz. 16. yüzyılda Türk Çini Sanatı için altın çağ olarak bilinir. Çinide daha sonra formülü uzun yıllar unutulacak olan kırmızı rengin mükemmelleştiği 16. yy. da çini sanatında gül motifi çok görülmektedir. Ömer M. Koç koleksiyonuna ait olan Çini Tabakta aynı kökten çıkan gül ve gül goncası figürü görülmektedir.
Görsel sanatlarda olduğu gibi Klasik Türk Edebiyatı, Türk şiiri ve müzik sanatında da Gül isimlerine çokça rastlanır. Türk besteci ve müzik eğitimcisi İsmail Hakkı Bey (1865 -1927, İstanbul) tarafından bestelenen ‘Fikrimin İnce Gülü’ şarkısı Türk Sanat Müziği'nin baş yapıtlarından biri olarak kabul edilir. Şarkıda geçen, ‘Fikrimin İnce Gülü, Kalbimin Şen Bülbülü’ ifadesi bizlere Hz. Mevlânâ’nın Mesnevisini hatırlatır.
Gül, mükemmelliğin dünyadaki yansıması, Gül- Bülbül aşkı da yeryüzündeki en büyük aşkın ifadesidir.
Adalet Ağaoğlu’nun “Fikrimin İnce Gülü” (1976) romanı adını, romanın kahramanına hediye edilen plakta yer alan ‘Fikrimin İnce Gülü’ şarkısından alır. Barış Manço’nun 1991’de yazdığı ‘Gülpembe’ eserinin,
Sen gülünce güller açar, gülpembe
Bülbüller seni söyler, biz dinlerdik, gülpembe
Sen gelince bahar gelir, Gülpembe…
mısralarında gülün açmasıyla baharlar geldiği, gül ile bülbül aşkı, gül ile gülmek eyleminin ilişkisi açıkça okunmaktadır. Ve aynı zamanda çok sevdiği birini gülü metafor olarak kullanarak, ifade ettiği açıkça okunmaktadır.
Batı'ya baktığımızda; Ortaçağ ve Rönesans sanatında gül genellikle Meryem Ana'yı sembolize ettiği için çok kullanılmıştır. Botticelli ve Raphael gibi sanatçılar saflığı ve ilahi aşkı ifade etmek için dini resimlerine sık sık gülleri dâhil etmişlerdir. Boticelli tarafından resmedilen “Venüs'ün Doğuşu” adlı sanat eseri, aslında aşk ve güzellik tanrıçasının Kıbrıs adasına gelişini, deniz serpintisinden doğuşunu, Zephyr ve Aura adlı rüzgârlar tarafından oraya savruluşunu gösterir. Rüzgârın savurduğu güller de baharı hatırlatmaktadır.

Resim: Sandro Botticelli, Venüs’ün Doğuşu, (1484–1486), Uffizi Galeri
Gül, aynı zamanda umudun simgesidir.
Çoğu çöl ile kaplı olan Arap Yarımadası’nda, Desert Rose (Çöl Gülü) isminde bol miktarda kum taneleri içeren alçıtaşı veya barit kristal kümelerden oluşan karmaşık bir jeolojik oluşum bulunmaktadır. Bu kristal oluşum tıpkı gülün çanak yaprakları gibi, yassı dairesel plakalardan oluşmaktadır. Çöl gülü, bu coğrafyada sanki çok çetin koşullarda hayatta kalabilme umudunun simgesi olmuştur. Ünlü Fransız Mimar Jean Nouvel, Yeni Katar Ulusal Müzesi’ni (2019) tasarlarken bu doğa fenomeninden ilham almıştır.
Dünyaca ünlü Meksikalı ressam Frida Kahlo bir keresinde "Çiçekleri ölmemeleri için resmediyorum" demiştir. Eşsiz sanatında ölümsüzleştirdiği çiçekler gibi, Frida Kahlo gülü de onun kalıcı ruhunun canlı ve renkli bir hatırlatıcısıdır; çiçekleri kırmızı ve altın çizgilidir ve gül dünyasında türünün tek örneğidir. 2017 yılında Amerikan Gül Derneği tarafından bu güle Frida Kahlo Gülü olarak ismi verilmiş ve ölümsüzleştirilmiştir.

Resim: Frida Kahlo Gülü
Çin kültüründe gül, tarih boyunca önemli bir yer tutmuştur. Bilimsel adı Rosa chinensis olan bu gül türü, kökeni itibarıyla Çin'e dayanmaktadır ve Tang Hanedanlığı dönemine kadar uzanan bir geçmişi vardır. İpek kumaşlar üzerinde de sayısız gül figürlerinin dokunduğu görülmüştür.
İngiltere’de güller yaşamın önemli bir parçasıdır. Kraliçe I. Elizabeth döneminde saraya ait olan bugünün Hyde Park, Regent Park, Greenwich Parkta güller bahçelerin önemli bir bölümünü oluşturmaktaydı. Halka açılan bu bahçeler, günümüzde Londra’nın en büyük kent parklarıdır ve halen büyük bir kısmını gül bahçeleri oluşturmaktadır. Regent Park’taki Queen Mary Park 12.000 gül ile Londra’nın en büyük gül koleksiyonuna sahiptir. Londra dışında Avrupa’nın diğer önemli kentlerinde de güller parkların içinde ve saray bahçelerinde yerini almıştır.
Los Angeles’ta 2003 yılında Ünlü Mimar Frank Gehry tarafından tasarlanan Walt Disney Hall’un bahçesine bu binanın yapımına 50 Milyon Dolar bağışlayan Lillian Disney için bir anıt yapılması istendiğinde, Frank Gehry büyük bir gül heykeli yapmıştır. ‘Lily için Bir Gül’ adlı bu heykel çeşme, Lily’nin en sevdiği gül çiçeğinden esinlenilmiştir. Üzeri Lily’nin koleksiyon yaptığı Delft Porselenleri ile kaplanmıştır.
Güller renkli ve kokulu çok yıllık bitkiler olarak parklarda kullanılmasının yanı sıra kesme çiçek olarak da çok kullanılmaktadır. Renklerine göre farklı anlamlar yüklenen güller, evlilik, sevgililer günü, anneler günü gibi özelleşmiş tarihlerde verilen çiçeklerin başında gelmektedir. Bu özelliklerinin dışında, gülden çok güçlü antiseptik özelliğe sahip gül yağı ve gül suyu üretilmektedir. Dünyada en fazla gül yağı Türkiye’nin Göller Bölgesi, Isparta Kenti’nde ve Bulgaristan’ın da Kazanlık Vadisi’nde üretilmektedir. Bu bölgelerde güller kültürel bir varlık olmanın ötesinde topografik bir varlık olarak kendini göstermektedir. Rosa damascena türünden elde edilen gül yağının, birçok fiziksel, nörolojik ve psikolojik hastalığa iyi geldiği kanıtlanmıştır. Hem bitkisel tedavi hem de kozmetik sanayinde kullanılmaktadır.
İnsanda bu kadar güzel duygular uyandıran ve şifa olan “gül ve gülşenlerle” daha çok karşılaşmanız ve kokusunu solumanız dileklerimle..
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Aşkın ve güzelliğin simgesi olan 'Gül', iklim krizine karşı dünya sevgisi, biyofili kavramı ve doğa ile kurduğumuz bağ, kitap & söyleşi önerileri ve çok daha fazlası...
14 Şub 2025

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







