"Gümüşlük'e bahar geldiğinde doğa öyle bir değişir ki sen ne kadar karanlık olursan ol buna karşı koyamazsın."

Kendi kıyını, koyunu, adanı, alanını ve mahalleni kurmayı öğrendiğin bir yer burası.
"Gümüşlük'e bahar geldiğinde doğa öyle bir değişir ki sen ne kadar karanlık olursan ol buna karşı koyamazsın."

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

"Gümüşlüklüler size yalnızlık ve birlik arafında bir yerden sesleniyorlar. Dengesi var."

Lara Lakay, Yazar, Şair

Nereden baksan 5 sene dönüp dolaşıp kendimi Gümüşlük’te bulduğum göçebe bir hayatım oldu. Pek hakkaniyetli bulmuyorum bu kelimeyi belki sığınağım oldu demeliyim. Bana çok kalbini açtı, güzel insanlar ve güzel hikâyeler verdi. Ezellik Egeliyim sanırım bunu iyi anlamış oldum burada. Denize, yeşile ve mezeye müthiş bir zaafım var. İkisi olmayan yerde tuzsuz, susuz kuyruğum kuruyor.

Lara ağaçların altında, huzurda

Fotoğraf: Rana Mengü


İlk geliş hikâyem ilginç; Venedik’te okuduğum dönemde babaannemi kaybettim, buhrana girdim ve sevdiklerime yakın olayım, memlekette kalayım deyip Türkiye’ye döndüm fakat İstanbul’da kalmak da istemiyordum. Tamamen tesadüf eseri Gümüşlük'ün tepelerinde Karakaya Köyü’nde bir inziva merkezinde gönüllü olunduğunu duydum, tek bavulu kapıp geldim. Kafa dinlerim derken bütün yaz burada geçti. O işi yaptım. İstanbul’a, oraya buraya gittim geldim derken bir baktım sürekli dönüp dolaşıp Gümüşlük’e geliyorum. İstanbul’daki evi hepten kapattım. Geldiğimin ertesi haftası pandemi patladı. Sahilin arkasında ufacık bir taş evi, dayadım döşedim, o yuvada seneler sonra köklenmiş yaşarken buldum kendimi.

Küçücük keyifleri onurlandırma yeri

İlginçtir son 3 senedir yazdığım her şeyde, şu an bitirmeye çalıştığım kitap dâhil hep bir iskele, bir ada ve bir bekleyiş hikâyesi var. O kehaneti tamamlayan yerler benim yaşam alanım oluyor kendiliğinden. Buraya hem düşen hem de hâlihazırda burada yetişen insanları, hayatı seviyorum. Kendi sesimi duyabildiğim yerler bana yaşam enerjisi veriyor. Çok romantik gelecek belki ama güneşin, denizin, taşın ve böceğin insanın duygularıyla ilişkilenmesine değer veriyorum burada. Şehrin verdiği kaos itkisine zaman zaman ihtiyaç duysam da, yenilenmek ve dönüşmek benim yaşam alanlarım.

Buralılar size yalnızlık ve birlik arafında bir yerden sesleniyor. Dengesi var. Kasaba hayatı, küçük köy haletleri enteresan olabiliyor ilk okumada. Kendi kıyını, koyunu, adanı, alanını ve senin deyişinle mahalleni kurmayı öğreniyorsun önce. Akabinde sesini duyan yanına geliyor. Benim tecrübe ettiğim özellikler küçücük keyifleri onurlandırmaları oldu burada. "Dün, yarın yok. Bugün var." hikâyesi. Klişe geliyor, ama çabuk unutuyoruz. Her yerin şifası insanlarda, seslerde ve renklerde gizli. Gittiğim, gezdiğim ve yaşadığım her yeri bu üçlü üzerinden okuyorum. Benim hikâyemde o şifayı verene kadar Gümüşlük; tüm dostlarımı, müziğini, gün ve ay ışığını dağıttı. Şimdi yeni bir şifanın yolcusuyum.

Mahallenin ritmi; oltaların denize girişi, dalganın sesi


Doğanın kaosunu duyabiliyorsun

Bir süre önce Gümüşlük defterimin sonuna geldiğime karar verdim, kapattım, Yunan’a kaçtım. Atalardır oradan oraya göçmüş bir ailenin çocuğuyum o yüzden bir yerleri yuva bellemekte, hareket hâlinde olmakta çok zorlanmıyorum. Gümüşlük durağı şimdilik hizmetini tamamladı. Fakat diyebileceğim o ki, öğretisi yaşadığım diğer yerlere göre çok daha farklı oldu. Şehir kaosunu, sanat kaosunu, üretmek, yaratmak kaosunu zaten az buçuk hep bildim; Gümüşlük’te hepsiyle karışık bir de doğanın kaosu var. Cırcır böceğine direnmeye ya da susturmaya kalkıştığın bir denklemin içinde, tüm programını günbatımını yakalamaya uyarladığın bir dengede ve denize yalnız mı açılsam eşle dostla mı? seçimi güzel fark oldu bildiğim hayata.

"Herkes fellik fellik İstanbul’dan kaçmaya çalışırken ben Gümüşlük'teydim zaten."

Yiğit Karaahmet, Yazar, Gazeteci

Gümüşlük’ü ilk kez 2015 yılında gördüm. O ana kadar Bodrum benim için otel tatilleri, arkadaşların yazlıkları, beach party’ler ve beach club’lardı. Bildiğim Bodrum’un çok dışında, kendine özgü bir havası vardı, tatil için buraya gelmeye başladım ve çok sevdim. Paralel olarak İstanbul’dan sıkılmaya başlamıştım ama bunu kendime itiraf edemiyordum. Darbe girişimi sonrası arkadaşlarımın çoğu yurtdışına taşınmıştı, beni ben yapan İstanbul garip bir yer oluyordu. Ama şehirli kimliğim çok baskındı. Şehri terk edip güneye taşınanları biraz da küçümserdim içten içe. Şu an oturduğum evde yaşayan arkadaşım başka bir yere taşınırken evi tutmak isteyip istemediğimi sordu. Karar vermek için yirmi günüm vardı sadece. "Ne kaybederim taşınayım. Olmazsa tekrar bakarım." dedim. 2018’in şubat ayında Gümüşlük’teydim.

Yiğit gökkuşağının altında


İlk 1-1,5 yıl "Aman tanrım ne yaptım, manyak mıyım, delirdim herhâlde İstanbul’daki hayatımı bırakıp kendimi bu köye kapattım." düşünceleriyle geçti. Sonra pandemi oldu, tüm taşlar yerine oturdu. Herkes fellik fellik İstanbul’dan kaçmaya çalışırken ben Gümüşlük'teydim zaten. Hayatta ilk kez bir dalgayı herkesten sonra değil, önce yakalamayı başardım. Buradaki beşinci yılıma girmek üzereyim ama hâlâ kendimi buralı hissetmek konusunda çok net değilim. Sevdiğim kadar sevmediğim özellikleri ya da bana iyi geldiği kadar kötü gelen tarafları da yok değil. Bir parçam buralı ama diğer parçalarım hâlâ başka arayışlar içinde

Ruhun beslendiği merkez

Buraya taşınırken yazarım, üretirim, sevdiğim şeyleri yaparım diye düşünüyordum. Ama tam olarak öyle olmadı, bunu biraz doğaya bağlıyorum. Tabiat o kadar büyük, o kadar sonsuz ve etkileyici ki kendi düşündüğüm her şey bir boşlukta kayboluyor gibi. Hiçbir şeyin sonunu getiremiyorum mesela çünkü doğada da bir son yok. Fikirlerim uzay boşluğunda gidiyor gibi geliyor bana. Ancak başladığın işi bitirmek için uygun bir yer bana kalırsa. Çok boş vaktin olduğu için elindeki işle uğraşabiliyorsun ya da ne bileyim bir araştırma yapabiliyorsun. Ama sıfırdan yaratmak bana pek olmadı. Maalesef hâlâ beni en çok besleyen şey şehir, kaos ve insanlar. İnsanların karakterlerinden, hikâyelerinden ve tepkilerinden çok etkileniyorum, ilham verici buluyorum. Şehrin sunduğu kültürel olanaklardan, gece hayatından ve insan psikolojisinden besleniyorum. Bir köy evinde kapanıp romanlarımı yazayım düşüncesi en azından şu an için ben de çalışmıyor pek.

Ruhumuzun beslendiği sahil


Güneşe, yağmura, toprağa ve epey fazla rüzgâra tabi bir yaşam

Gümüşlük’e dair insanlar sadece 2 duygu besleyebilirler bana kalırsa. Ya seversin ya nefret edersin. Arası pek yoktur. Ben sevenlerdenim. İlk gördüğüm anda da çok sevmiştim. Hâlâ bozulmamış eski bir hippi ruhu, çok fazla para harcamadan kendi kendine geçirebileceğin uzun günler, tüm koyun ortasındaki halk plajı ve tabii ki nispeten Bodrum’a göre çok fazla bozulmamış doğasıydı beni ilk etkileyenler. Ve tabii ki olağanüstü günbatımları. Gümüşlük’ü ilk kez bir günbatımında tepeden görmüş, böyle bir yer olduğuna inanamamıştım. Büyüleciydi bana kalırsa.

Kış mevsimini hiç sevmem, her kış sonrası garip, asla çıkamayacağımı düşündüğüm karanlık bir hâle bürünürüm. Kışlar beni hem psikolojik hem fiziksel olarak zorlar. Gümüşlük’teyse bahar geldiğinde doğa öyle bir değişir ki sen ne kadar karanlık olursan ol buna karşı koyamazsın. Uzun kır yürüyüşleri yaparım baharda ve olmak istediğim tek yerin bu mevsimde sadece burası olduğunu düşünürüm. Sırasıyla çiçekler açar, doğa değişir ve çok özlediğim, sevdiğim yazın gelmek üzere olduğunu anlarım. Her sene olan bu devinimi hepimiz ilkokuldan beri biliriz ama içinde yaşadığında başka türlü bir deneyim oluyor. Her şeyin, tüm yaşamın güneşe, yağmura, toprağa ve epey fazla rüzgâra tabi.

Rüzgâra tabi olanlar 


Gümüşlük’te sadece Gümüşlüklülerin anlayabileceği garip bir spiritüellik var. Buraya gelen insanların bir takım arızalardan sonra yollarının buraya düştüğüne inanıyorum. Gümüşlük beni de kendinde istedi bana kalırsa. Hayatımı biraz küçültmek istemiştim. İstediğim o küçük, kendime ait şeylerle doldurduğum minik hayata orada sahip oldum. Aynı şekilde bu durum başka ihtimalleri değerlendirmenin de önüne geçti aslında. Ben taşındıktan sonra İstanbul’daki hayat ve genel ruh hâlimiz manyak bir noktaya geldi. Uzakta, göreceli korunaklı bir yerde durup bunu izlemek şimdilik daha güvenli ve rahat geliyor. Bazen ne kadar nefret edersem edeyim elimden giderse çok üzüleceğimi ve özleyeceğimi hep biliyorum mesela. İçindeyken bana sıkıcı gelen pek çok şeyin sonrasında aslında ne kadar özel olduğunu anlayacağımı da. Kendime göre bir düzen oturtarak çok sık kalmayarak ama merkez olarak orayı tutarak yaşamaya çalışıyorum bir süredir. Şimdilik iyi gidiyor gibi.

Gümüşlük’te “müdavimiyim”

Gümüşlük epey küçük bir yer o yüzden müdavimlik diye bir şey bence burada pek söz konusu değil. Herkes her yere gidiyor. Kendi adıma sevdiğim ve nefret ettiğim yerler var diyebilirim. Nefret ettiklerimi yazsam epey uzun bir liste olur o yüzden gerçekten sevdiğim birkaç yerden bahsedelim.

Yeni Hayat: Yazları sahil hattı hem kalabalığı hem de karmaşasıyla biraz çekilmez olduğunda sahilin bir tık gerisinde kalan Yeni Hayat sakinliği ve enfes bahçesiyle kurtarıcı. Bence Gümüşlük sınırları içinde dekorasyonu ve yemekleriyle “şehirli” dokunuş sunan tek yer. Küçük buluşmalara ve date’e tavsiye ederim. Tek başına da güzel bence. Aşırı dost canlısı bir barı var, kimseyi pek yalnız hissettirmiyorlar.

Tuz Duman Kumda: Maalesef çok güzel ve artık popüler olduğu için çok kalabalık. Bazı yerlerin tutmasından pek hoşlanmıyorum elimizde olanı kaybediyormuşuz gibi hissediyorum. Sahilde, koyun ucunda, güneşin battığı son noktada hem de. Yemekleri nefis, tüm menüyü baştan sona defalarca yemiş olabilirim. Biraz fazla çocuk, köpek ve ebeveyn dolu. Ama yine de vazgeçmek epey zor. Keşke herkes gitse de tekrar bize kalsa.

Tuz Duman Kumda'da günbatımı molası


Deli Pizza: Eski köy kahvesi yeni Yalı Cafe’nin arkasında küçücük bir pizza köşesi burası da. Pizzacı kızlar tüm hamur, domates soslarını ve ıvır zıvırı kendileri yapıyor. Köyümüz için bu derece lezzetli bir pizza bulmak çok önemli o yüzden başarılarını desteklemek zorundayım.

Kardeşler Köftecisi: Müdavimlikse müdavimlik budur. Yine Yalı Cafe’nin içinde belki de Bodrum sınırlarının en iyi köfte ve tostu. Sezonda uzun sıralar beklenir. Haftada en az bir kere tostu ve  sayamayacağımız kadar çok sefer de köftesi yenilir.

Limon: Yani Limon’u saymaya gerek var mı bilmiyorum çünkü zaten sadece Gümüşlük’te değil Bodrum’a geldi mi mutlaka gidilecekler arasında ilk 10'da. Ama ambiyansıyla ve detaylarıyla bunu fazlasıyla hak ediyor. Ben yemeklerininin pek tutkunu değilim, artık olmayan kahvaltısı muazzamdı bana kalırsa. Tüm olayı günbatımında barı ama tabii yer bulursan. Ben orada çok popüler olduğum için her zaman yerim vardır.

Balıkçı Hasan: Açıkçası bir tane balıkçım olacaksa bunun için Hasan’ı seçerim ya da orjinal adıyla Gümüşlük Balık Pişirme Evi’ni. Sahildekilerin hepsinden tek tek nefret ettiğim için Hasan aradan sıyrılıyor. Hiçbir yemeği için mükemmel diyemem ama genel olarak belli bir seviyedeler. Güzel balık pişirirler, servisi iyidir ve her zaman masamız vardır ve tüm Gümüşlüklüler burada biter.

"Eve dönmem lazım gibi bir duygusu yoktur buranın çünkü hiçbir yerde yabancı değilsinizdir."

Jehan Barbur, Müzsiyen, Besteci, Şair

Evlendiğim zaman eşim Bodrum’da yaşıyordu, benim işlerim sebebiyle İstanbul’a döndük ama en azından yazları Bodrum’la olan bağımız devam etti. Gümüşlük’ü ziyarete geldiğimiz zaman ona merkezdeki evimizi buraya taşımayı çok istediğimi söyledim çünkü burayı görür görmez vurulmuştum. 2015 yılında, henüz ev fiyatları çıldırmamışken buradan eski bir Rum evi aldım. 1 yıl sonra eşimle ayrılınca ben yavaştan buraya yerleştim ve İstanbul’u da bırakmış oldum.

Kolay ve doğası şahane bir yer. Şehri özlersem Bodrum merkeze yirmi dakika uzaklıkta. Apartman, AVM ve asansör yok. Evlere, binalara kapanmıyoruz. Hep dışarıda, açık havada.

Su kenarında yaşadığımda kendimi; akışa, doğanın benden olan üstünlüğüne ve içimdeki kocaman evrene teslim etmeyi hatırladım yeniden. Bu yeterli ve kocaman bir başlangıç bence. İstanbul’da manzara vardı burada manzaranın içindeyim. Yani görsele para vermiyorum görseli yaşıyorum ve her şeye dokunabiliyorum.

Burada ev her yerdir.

Burada her yer evdir. “Ay eve dönmem lazım” gibi bir duygusu yoktur buranın çünkü hiçbir yerde yabancı değilsinizdir. Herkes tanıdık ve ahbap. Ben yalnız yaşıyorum uzun yıllardır ama bir an olsun bile kendimi yalnız hissetmedim. Dilediğim yerde soluklanıyorum, çayımı ve kahvemi içiyorum. Birlikte yaşıyoruz köy halkıyla.

Bilgisayar klavyesini evi yapmış bir mahalleli


Gümüşlük Akademisi’yle de gurur duyuyor ve memnun oluyorum. Üretken ve eğiten bir yer. İmkân yaratıyor, doğanın içinde insanları buluşturuyor. Genelde her sabah "günaydınlar"ımı havalarda uçuşturarak geçerim mahalleden. Güleryüz içimi ısıtır, iyi ve güçlü hissettirir beni. Yazdan çok kışına tutkunum ama. Kuru kalabalıktan uzak olup biz bize kaldığımız zamanlara…

Gümüşlük’te turizimin turizmi bitirmemesi için uğraşıyoruz ama bizi pek duyan yok. Yine de bir nebze sitalanı olması burayı hâlâ özel kılıyor bence. Ama memlekette şu an uzun zamandır olduğu gibi talan politikası güdülüyor. Burada da bunu gayet net bir şekilde ve üzülerek hissediyoruz. 

Yazın gelenlerle birlikte birkaç ay bir değişiklik oluyor. Şehirden uzak yaşadığım için başka yerlerden gelen dostlarımla vakit geçirme imkânı da buluyorum. Yani birkaç ay keyfe keder takılıyorum, eğleniyorum ve kalabalığa karışıp yabaniliğimden uzaklaşıyorum. Pandemiyle insanlar buraya sığındı ama pek de beceremediler büyük şehir hayatlarını burada idame ettirmeyi, o sebeple çok da durmadılar. Fazlaca inşaat yaptılar, fiyatlar astronomik rakamlara ulaştı ama dediğim gibi; bu da geçer. Köy burada barınamayanı bir şekilde kusuyor çünkü.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

🐚 Yer: Gümüşlük Zaman: dört mevsim

Tüm programını günbatımını yakalamaya uyarladığın bir dengede yaşadığın, her yerin "ev" olduğu bir mahalle. Hiçbir yerinde yabancı hissetmediğin bir sığınak.

11 Eyl 2022

Fotoğraf: Rana Mengü

YAZARLAR

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli

HİKAYE

Seyahatin yeni değer önerisi: Yediğin içtiğin senin olsun, bana öğrendiğini anlat

Kültürel değer üretme biçimi değişiyor. Seyahat de bunun dışında kalmıyor. Seyahatin tarihsel işlevlerinden biri olan öğrenme, kültürel katılım ve karşılaşma, dijital çağın koşullarında yeniden görünür oluyor.

Elif Bayram

·

12 Tem 2026

Seyahatin yeni değer önerisi: Yediğin içtiğin senin olsun, bana öğrendiğini anlat
SoliSoli

HİKAYE

12 Ağustos tam güneş tutulması rehberi: Nereye gitmeli, ne yapmalı?

12 Ağustos’ta yaşanacak tam güneş tutulması Grönland’ın doğusundan başlayıp güneye doğru ilerleyecek ve ardından İzlanda’nın batı kıyıları ile İspanya’nın kuzeyinden geçecek. Yaklaşık iki dakika sürecek bu doğa mucizesine tanık olmak isteyenler için farklı zevklere göre öneriler hazırladık.

Deniz Aytekin

·

12 Tem 2026

12 Ağustos tam güneş tutulması rehberi: Nereye gitmeli, ne yapmalı?
SoliSoli

HİKAYE

Paris'in en şık kaosu: Paris Erkek Moda Haftası'ndan notlar

23-28 Haziran arasındaki Paris Erkek Moda Haftası bir kez daha gösterdi ki bugün moda yalnızca kıyafet üretmiyor; şehirlerin kültürel ritmini belirleyen, farklı disiplinleri aynı masada buluşturan ve en beklenmedik karşılaşmalar için alan açan canlı bir ekosistem olmaya devam ediyor.

Doruk Başkır

·

11 Tem 2026

Paris'in en şık kaosu: Paris Erkek Moda Haftası'ndan notlar
SoliSoli

HİKAYE

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi

Kuruçeşme'de, sadece randevuyla hizmet veren Salon Kantiem, Türkiye'nin ilk bağımsız saatçilik butiği olma iddiasında. Ama bir mağazadan çok bir buluşma noktası olarak tasarlanmış. Türkiye'de bağımsız saatçilikte yaşanan dönüşümün ortasında duran isimlerden biriyle, Turkish Watch Guy'ın kurucusu ve yeni açılan Salon Kantiem'in ortaklarından Doruk Ünlü'yle saatlerin anlattığı hikayelerden ve Türkiye'nin potansiyelinden sohbet ediyoruz.

Orhun Canca

·

10 Tem 2026

Gölgeden çıkan zanaat: Türkiye'de bağımsız saatçiliğin sessiz yükselişi
SoliSoli

HİKAYE

6'dan 6'ya İstanbul | Mitte Brot'ta gecenin son, sabahın ilk durağı

Belki Canelé’sini belki Earl Grey’li kekini tattınız ama muhtemelen henüz onunla tanışmadınız. Mitte Brot'un pasta şefi Gökçe Durukan, şehrin kahve laboratuvarı Petra’nın kahve eşlikçileriden sorumlu. Sabahın erken saatlerinde müşterilerine sıcak ve taze ürünler servis etmek üzere geceden çalışmaya başlayanlardan yalnızca biri. Gecenin son, sabahın ilk durağının temsilcisi. Gökçe’yle pâtisserie yaklaşımlarına, pasta şefi olarak rutinlerine ve şehirde gece çalışmaya dair laflıyoruz.

Elif Bayram

·

08 Tem 2026

6'dan 6'ya İstanbul | Mitte Brot'ta gecenin son, sabahın ilk durağı