

Profesyonel bir sinema topluluğu: House of Yapımlab
Dünyaya sizinle aynı gözlerle olmasa dahi sizinle aynı yerden bakan, konuştuklarınızda ortaklık kurabildiğiniz insanlarla iletişimi devamlı kılmanın dünyaya bakışımızı zenginleştirdiğini reddedemeyiz. Bu yönleriyle; benzer bir disiplinde,…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Kabul etmemiz gerekir ki Covid-19 günlük rutinlerimizi bir hayli değiştirdi. Evde olmak belki ilk günlerde bir fırsat gibi gelirken ardından günlük ev işleriyle çalışmanın birleşmesi, ev halkıyla ve çocuklarla birlikteyken üretmenin zorluğu özellikle yaratıcı sektörlerden anneleri fazlasıyla etkiledi. “Sanatçı anne”lerin sanatçı ve anne kimliklerine yeni roller eklendi, adapte olmak için mücadele ederlerken çalışma süreleri sınırlandı. Birkaç “sanatçı anne”den (Ekin Saçlıoğlu, Yonca Karakaş, Hale Güngör Oppenheimer ve Manolya Çelikler) bu süreçteki deneyimlerini, anne ve sanatçı kimlikleri arasındaki dengeyi nasıl sağladıklarını, kendi cephelerinde nasıl çözümler bulduklarını dinledik.
Kuş ve Cop Çiçekleri, tuval üzerine akrilik, 180x120 cm, 2018
Ekin Saçlıoğlu: Açıkçası ben bu dönemde bir denge kuramadım. Hayatım 180 derece değişti diyebilirim. Benim yedi ve beş yaşında iki kızım var. Salgın öncesinde çocuklar hem okula devam ediyorlardı hem de evde bana yardım eden biri vardı. Ben de atölyemde ya da diğer etkinliklerde zaman geçirebiliyordum. Salgınla beraber, önce aylarca hiç çıkmamacasına çocuklarla eve kapandık. Bitmeyen ev işlerinin yanı sıra tam zamanlı öğretmen, oyun ablası ve her şey hâline geldim. Okula yeni başlamış ve zorlanan bir çocukla siz de okula başlamış gibi oluyorsunuz maalesef. Eşim de çok yoğun çalıştığı ve neredeyse evde olmadığı için çocukların ve evin tüm ihtiyaçları benim üzerimdeydi, hâlâ da öyle. Yaz döneminde çocuklarla İstanbul dışında zaman geçirme imkânım oldu ve o dönem biraz kendimize geldik.
Tüm bu yoğunluğun içinde ben, ne zaman olarak ne de zihinsel olarak işime yeterince yoğunlaşamadım. Atölyeye gittiğimde, normalde olduğumdan çok daha sabırsız ve çalışmaya aç bir şekilde, az da olsa orada zaman geçirebildim. İşin bir kısmına da evde devam ettim. Ancak sadece birkaç kez atölyeme gitme imkânım oldu ve fark ettim ki evin şartlarında kafamda netlik kazanamayan iş, atölyeye gittikten 15 dakika sonra netleşti.
Bu hâl zaten bildiğim bir durumu daha net algılamamı sağladı. O da sanat üretimi sadece aralarda bir-iki saatlik boş zaman yaratmakla gerçekleşemiyor. Tabii bu biraz sanatçının üretiminde düşünselliğin baskınlığıyla da alakalı. Kendi kendine kalmaya imkân bulamayan bir zihin netlik sağlayamayabiliyor. Daha önce çocuklarla hatta hamileyken çok yoğun çalışıp peş peşe sergiler açtım, fuarlara katıldım. Hiç kolay zamanlar değildi ama kafamda bazı şeylerin daha net olması, psikolojik olarak salgının yarattığı belirsizlik ve endişe duygularının olmaması bunu sağladı belki.
Belki kendimi zorlayarak yoğunlaşmayı sağlayabilseydim bu durum benim için sağaltıcı da olabilirdi. Ancak benim için bu sefer maalesef mümkün olamadı. Bazen bazı durumları değerlendirebilmek için mevcut şartlardan uzaklaşmak gerekir ve benim için bu dönemin etkileri daha dingin bir zihne ulaştığımda görünür olabilir diye düşünüyorum.
Yonca Karakaş portre
Yonca Karakaş: Pek de sosyal sayılmayacak ve yalnız çalışan biri olarak diyebilirim ki bilmediğim ya da alışmakta zorlandığım bir durum değildi. Özellikle benim gibi evden çalışan ve geçen yıl okul öncesi çocuklarıyla sadece kendisi ilgilenen annelerin, bu durumda fazla zorlanmadığını düşünüyorum. Zaten belirli bir rutini devam ettiriyoruz. Ama bu rutin fiziksel olarak kendi içinde olağan gelse de aslında psikolojik olarak çok daha farklı. Çünkü bu kez dış dünya ya da mekânla olan ilişkimizin evrildiği bir sürece girdik. Ötekiyle bağlantısı kopuk olan bir dış dünya ve mükemmel bir şekilde izole edilmiş ev...
Ev, artık sadece bir ev değil. Bir iş yeri, restoran, oyun alanı, spor salonu, sinema salonu... Küçük bir küpte tüm bunları yapmak ya da bunun için çaba sarf etmek gerçekten tuhaf. Koşullar ne olursa olsun artan bir ısrarla bildiğimiz yaşamın tüm olanaklarını tek bir mekâna sığdırmaya çalışmak, ilginç bir deneyim oldu hepimiz için. Bu deneyimle değişen şartlara ne kadar çabuk adapte olduğumuzu görmek beni en çok şaşırtan durumdu. Sanırım çoğunluğun yaşadığı bir deneyim olduğunu idrak ettiğimiz noktada adapte olmamız kolaylaştı. Diğer türlü bireysel olarak bu denli büyük bir değişikliğe bu kadar rahat adapte olabileceğimizi hiç sanmıyorum.
Dış dünyayla ilişkimizin koptuğunu görünce bu kez aksine psikolojik olarak bu rutini kırma ihtiyacı duyduk. Bunun için evdeki eşyaların yerini ve daha önceki bildiğimiz standart ev yapısını değiştirdik. Salonumuzu evimizin çalışma odası, çalışma odasını da oyun ve spor odasına çevirdik.
Günün ilk saatlerini yeni çalışma odamızda üç kişi aynı masada geçirip molalarda yeni spor salonumuz ve oyun odamızda vakit geçirmeye çalıştık. “Çalıştık” çünkü zoraki ve temsili bir yaşam şekli gibiydi. Yaşamı taklit etmek gibi...
Bir süre bunun farklı olduğuna kendimizi inandırdık. Bir yıl boyunca dönem dönem kendimizi inandırabileceğimiz yeni birçok şeyle ilgilendik. Ama iç ses, yani içerdeki sorgulama sürekli olarak “bunun daha ne kadar süreceği” ile ilgiliydi... Benimki bir iç ses olarak kalsa da (zorunlu olarak) oğlumun artık çok daha net soruları var. İçimizden birinin bu konuyla ilgili sesinin net duyulması en azından birazcık da olsa rahatlatıcı. Tabii şimdilik...
Hale Güngör Oppenheimer portre
Hale Güngör Oppenheimer: Sanırım benim pandemi sürecinde yaşadıklarım çoğu diğer ülkelerde bulunan sanatçı annelerden biraz daha farklı. Bunun en büyük sebebi ikamet ettiğim İsveç’in pandeminin başından beri hiç karantinaya girmemiş olması. Tabii ki hayatımız çok değişti, sosyal aktivitemiz veya fiziksel yakınlığımız kalmadı, gerekenler dışında alışveriş yapılmadı/yapılmıyor, toplu taşıma kullanmıyoruz, bir aksırık sonrası üç gün eve kapanıyoruz. Fakat İsveç’i farklı kılan şey burada okulların hiç kapatılmamış olması. Bu nedenle benim bütün gün evde iki çocuğum ve eşimle baş başa kalma ve üretimime devam edememe gibi bir durumum olmadı.
Bununla beraber büyük bir çoğunluk evden çalışmaya başladı ve ben de pandeminin başında atölyemi eve taşıdım. Önceleri bunu geçici bir çözüm gibi gördüysem de şu anda sadece artılarını yaşıyorum. Hem atölye kirasının finansal ağırlığını böyle belirsiz bir zamanda omuzumda taşımıyorum hem her gün aksi takdirde yolda geçecek olan zamandan en az bir saat tasarruf ediyorum hem de zaten domestiklik etrafında ürettiğim işlerim için evden daha da beslenmiş oluyorum. Evden çalışmanın tek dezavantajı ileride bir sergi için veya öyle yapmayı tercih edersem büyük işler üretmem gerektiği takdirde bunun önümde bir engel oluşturabilecek olması. Ancak pandemi döneminde diğer birçok alanda da artık yapmaya alışık olduğumuz gibi her şeyi günü gününe yaşıyorum, vakti ve yeri gelirse onu o zaman düşünürüm.
Pandeminin başka bir etkisi ise anneliğim ve sanatçılığım arasında önceden aynı derecede olmayan bir bağ kurmuş olması. Kızımın okuldan geldiğinde bana o gün “o ağaç” üstünde daha çok çalışıp çalışmamış olduğumu sorması, işlerimdeki aşamaları merak ediyor ve yakından takip ediyor olması başka şartlar altında bu kadar sık yaşanmayacak çok özel bir şey. Pandeminin birçok şeyi altüst etmiş olmasına rağmen iş ve özel hayatımın dengelerini değiştirdiğini söyleyemem. Öncesinde de olduğu gibi, çocuklar okuldan eve geldiklerinde anneyim ve sabah uyanıp okula gittiklerinde sanatçıyım.

Sütun, seramik üzerine müdahale, 182 cm x 45 cm x 45 cm
Manolya Çelikler: Virüsün en yoğun olduğu dönemde doğum yaptım. Güneş için de kendim için de hayal ettiğim bu değildi tabii fakat karışık ve zorlu süreçlerde ortaya çıkan, durumla baş etmemi sağlayan bir tarafım var.
Genelde kaygı beni çalışmaya iter fakat bu defa beklemeyi ve akışa bırakmayı öğrendim.
Yaklaşık üç yıldır ev ve atölyemizi ayırmıştık fakat bu süreçte çalışma ortamımı olabildiğince minimum düzeyde tutarak eve taşıdım. Sistemi ilk başlarda oturtmakta zorlansam da zamanla akışa uyup değiştiğimi ve bunun işlerime, bakış açıma çok etkisi olduğunu düşünüyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Bir müzisyenin sıfır noktası, sanatçı bir annenin döngüsü, bir devletin doğuşu, Oasis'in geri dönüşüm kutusu ve Maskeli Balo.
29 Oca 2021

YAZARLAR

Burcu Dimili
İletişim danışmanı, editör, sanat yazarı.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




