

Yeni başlangıçlar, yeni ufuklar demektir: Cemal Hünal #wainerTHEswiss Wainer’in şimdiye kadar Mehmet Güreli, Nejat İşler ve Onur Saylak gibi isimlerin yeni başlangıç hikâyelerine yer verdiği videoların bir yenisini daha görmekteyiz. Wainer yayınladığı yeni videosunda Cemal Hünal’ı ağırlıyor. Hünal, incelikli İsviçre saatçiliğini günümüz trendleri ile buluşturan Wainer’in yeni videosunda izleyicilerle yeni başlangıçların ne anlama geldiğini, ürkütücü olsa da büyümenin ve genişlemenin yolunun cesaretten geçtiğini paylaşıyor. Cemal Hünal’ın yeni başlangıçları: İstanbul'dan İskoçya'ya, oradan Londra'ya ve sonra Los Angeles'a bir yolculuk, Cemal Hünal’ın ilk gençliği. Londra'da tasarım okurken yeni bir heyecana yelken açarak soluğu Los Angeles'ta alan Hünal'ın yeni tutkuları tiyatro ve sinema oluyor. Tiyatro oyunlarında rol alan, Çağan Irmak’ın Issız Adam filminde başrol üstlenen ve son dönemde Sadakatsiz dizisiyle öne çıkan Hünal; yeni başlangıçların yeni ufuklar anlamına geldiğine inanıyor. Bilinmeyene yelken açmak, alışkanlıklardan sıyrılmak ve yeni keşiflere çıkarak daha önce görülmeyeni görmeye, yaşanmayanı yaşamaya, yeni lezzetler tatmaya, yeni yollar aşmaya, yeni arkadaşlar ve yeni aşklar bulmaya heyecan duymak gerekiyor, her ne kadar ürkütücü olsa da. “Yaşamak lazım ama yeni başlangıçlarla.” diyor Hünal. Wainer ICONIC: İkonik olmanın yolu yepyeni bir estetikte yeni bir standart yaratırken bunu zamansız ve kalıcı hâle getirmekten geçiyor. İncelikli çarklar ile bezenmiş mekanik iskelet mekanizmayı altın renginin inceliği ve mavinin heyecan veren ruhuyla bir araya getiren İsviçre standartlarında üretildiğini belirten Swiss Made etiketiyle Wainer'in ICONIC serisi adının hakkını veriyor. İzin verin, İsviçre kalitesi yeni başlangıçlarınıza eşlik etsin. "Dünyayı görmek, gittiğimiz yerleri solumak içimize çekmek lazım. Yaşamak lazım ama yeni başlangıçlarla." Cemal Hünal’ın çağrısına kulak vermenin, cesur adımlar atmanın tam zamanı. Aradığınız saati buldunuz. Hemen Keşfedin. Wainer ile büyüleyici İsviçre saatçilik dünyasına adım atarak, hayatınızın yeni başlangıçlarını kutlayın…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
2013 kışı. Keşif Sineması yazılarının girişlerinden alıştığınız üzere, yine bir festival zamanı. O zaman hâlâ hayatlarımızda olan !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin en sevdiğim, ismiyle müsemma bölümü "Oyun", o yıl da festival programı açıklanır açıklanmaz ilk açtığım sayfa oluyor. Gizemli bir fotoğraf dikkatimi çekiyor hemen; yüzünü gizlemiş bir genç adam, bulutlara ya da dumana boyanmış bir duvarın önünde oturuyor. Metni okuyorum. Bir belgesel bu - gerçek hayat yani. Ama okuduklarıma inanamıyorum. Türkçeye “hayat avcısı” olarak çevrilmiş The Imposter hakkında, “Tam durumu çözdük zannettiğimiz anda yeni bir soru ve şüphe dalgasıyla bütün beklentilerimizi alt üst ediyor.” yazıyor kitapçıkta. Birkaç hafta sonra filmden çıktığımda, ne demek istediklerini anlıyorum. Hayatın bazen kurmaca hikâyelerden de tuhaf olabileceğini bir kez daha hatırlatan Bart Layton’ın adını, takip edilecek yönetmenler listeme altın harflerle yazıyorum.

Bart Layton
Fotoğraf: Allen J. Schaben / Los Angeles Times
Sıfır noktası: Üç yıl önce ortadan kaybolan biricik evladınızdan tam umudu kesmişken, telefon çalsa ve onu bulduklarını söylese neler hisseder, neler yaparsınız? Nicholas’ın ailesi de işte tam olarak öyle hissediyor, onu yapıyorlar. Hiçbir şeyi sorgulamadan evlatlarına kavuşmanın mutluluğunu yaşıyorlar. 10 yıla yakın bir süre boyunca televizyon belgesellerinde yapımcı ve yönetmen olarak çalışmış Bart Layton’ın ilk sinema filmi The Imposter (2012), Nicholas’ın ailesinin çaresizliğinin akıl almaz bir şekilde suistimal edilişini anlatıyor. Teksas’ta yaşayan aile öyle bir mutluluk yaşıyor ki 13 yaşındayken kaybolan evlatlarının nasıl üç yıl sonra İspanya’da bulunduğuna da aksanının nasıl değiştiğine de takılmıyor, hatta saç, göz ve ten renginin nasıl koyulaştığını bile düşünmüyorlar. Ve Fransa’da doğup büyümüş, 18'ini çoktan geçmiş dolandırıcı Frédéric Bourdin'e evlerini, kalplerini, hayatlarını açıyorlar. Tüm bunlar buzdağının sadece görünen kısmı, kitapçıkta yazdığı gibi, tam her şeyi çözdüğünüz anda, her şey altüst oluyor. The Imposter’ın bu etkisi sadece izleyicisi için değil, yönetmeni için de geçerli olmuş. Layton, film için yaptığı her röportajda olayı çözdüğünü zannetmiş; ta ki bir sonraki röportajda her şey altüst olana kadar.
Gerçeğin göreceliliği: İlk filmi The Imposter’daki akıl almaz hikâyeyi elinde neredeyse hiçbir arşiv görüntüsü bulunmadığı için yeniden canlandırma tekniğiyle beyaz perdeye aktaran Layton, bunu yaparken, tıpkı filmi temsil eden fotoğraftaki gibi bulutlu, dumanlı, belli belirsiz görüntüler çekmeyi seçmiş; gerçeği birebir tasvir etmeye değil, anlatılanları zihninde canlandırması için izleyiciye ipuçları vermeye gayret etmiş. Yönetmenin ikinci filmi American Animals (2018) da akıl almaz ama gerçek bir hikâyeyi, sıradan birkaç gencin kalkıştıkları boylarından büyük soygunu anlatıyor. Bu bir belgesel değil - ama tümüyle kurmaca da değil. Yönetmen hikâyeyi anlatmaya başlıyor ve âdeta bir dönemin popüler “kendi maceranı kendin seç” kitaplarında olduğu gibi, kamerayı sık sık olayın gerçek kahramanlarına çeviriyor, onlara soruyor: “Sonra ne olmuştu?” Filmin senaryosunu soyguncuların mektuplarından yola çıkarak yazan Layton, her yeni röportajla senaryoyu değiştirdiğini, dönüştürdüğünü söylüyor.
Sırada ne var? "Bir sonraki filmim kurmaca bir hikâye olacak - ama muhtemelen The Imposter'ın hikâyesinden daha inandırıcı bir kurmaca hikâye!" diyen Bart Layton’ın şu an iki ayrı kurmaca hikâye üzerine çalışıyor. Bunlardan biri, George Dawes Green'in 2010 tarihli suç romanı Ravens’ın sinema uyarlaması. Diğeri Geoffrey Household imzalı, başarısız bir suikast girişiminin ardından hayatı pahasına saklanan bir adamı konu alan klasik roman Rogue Male’in, Benedict Cumberbatch’in yapımcılığını ve başrolünü üstleneceği yeni bir uyarlaması.
Diyor ki… "’Böyle olmuş olmalı.’ diyen değil, ‘Bu kişinin olduğuna inanmanızı istediği şey bu.” diyen bir film yapmak istedim.”
Keşif Sineması Letterboxd’da: İlk haftasından itibaren Keşif Sineması'nda yer alan yönetmenlerin, yazılarda adı geçen filmlerini bulabileceğiniz, serinin her yeni yazısıyla güncellenen listeyi, buradan takip edebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Gerçek hayatın en tuhaf kesitlerinin peşinde Bart Layton ve biricikliğin peşinde Yu Su, performans sanatçılarından geleceğin fısıltıları, Kongo Nehri'nin taşıdığı sesler ve dahası.
11 Haz 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026




