

Keşfedilecek içerikler, keşfedilecek yetenekler: Accessland
ANGST, yayın hayatına başladığından bu yana sorular sormayı çok seviyor. Yeni ufukların sorular sorarak, yanıtlar arayarak keşfedileceğine inanıyor.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Yunus Kara
Evrimin tarihi incelendiğinde insanın zamanla tüm dünyanın hâkimi olduğunu sandığını söylemek mümkün. Bu durumun nedenleri hakkında bir uzlaş olmamakla birlikte kültür; kolektif emek; zihinsel kapasitenin bir sonucu olarak düşünebilme yetisi; alet yapabilme ve fizyolojik avantajlar, insanın doğaya ve hayvanlara — insan olmayanlara — hükmedebilme becerisi kazanmasına neden oldu.
Tahakküm kurma durumu, insan toplulukları tarafından aşırı kullanım nedeniyle çevresel yıkım ve ekolojik kaynakların tükenmesi düzeyine varan sonuçları da beraberinde getirdi. İnsanlığın aşırı tüketimi ve varlık olarak kendisini tüm türlerden üstün görmesi maalesef geri dönülemez sonuçlar yarattı. Tam bu noktada, Hayvan hakları yasası neler söylüyor? sayısında da açıklandığı gibi insanların kendilerini tüm türlerden üstün görmesi durumunu "türcülük" olarak adlandırabilmek mümkün.
Irkçılık ve cinsiyetçilikle paralel: türcü tahakküm
Peter Singer tarafından ırkçılık ve cinsiyetçilik kavramlarıyla paralellik kurulmak üzere kullanılan türcülük terimi, ilk defa 1970 senesinde yazar, psikolog ve hayvan hakları savunucusu Richard Dudley Ryder tarafından ortaya atıldı. Ryder, türcülüğü, bir türdeki canlıların başka bir türün mensubu olması gerekçesiyle onlara zarar vermesi olarak tanımlıyordu.
Türcülük, bir türe ait canlıların, (günümüz dünyasında insanın) kendini başka türlerden üstün görmesi, onlardan faydalanma hakkına sahip olduğunu düşünmesi anlamına geliyor. Türcü mantık, insanın hayvanlar arasında adaletsiz seçimler yapmasına, hayvanları besin, tehlike veya dost şeklinde kategorize ederek temel yaşam haklarını ellerinden almasına neden oluyor — insan harici canlıları başkalarının malı ve kaynağı olma, başkalarının zevki için kullanılıp öldürülme gibi biçimlerde kendisini gösteriyor. Türcü bakış açısının ürettiği ben ve öteki anlayışı yani insan ve onun ötekisi olarak kurulan canlı ikiliğinde insanın, insan olmayan canlılara tahakküm kurmasını, kendi çıkarları için nesneleştirmesini meşru kılıyor. Türcü bakış açısına göre insanı insan yapan, doğaya yani insan olmayana hükmedebilme, tahakküm kurma becerisi!
Dilde türcülük
Tüm ayrımcılık biçimleri kendilerini meşru gösterebilecek kültürel yapıları beraberinde getiriyor. Dildeki ayrımcı ifadeler, deyişler, yapıtlar ve söylemler buna örnek geliyor. Başka bir ifadeyle dilimizdeki türcü ifadeleri fark etmek ve bunları kullanmamaya özen göstermek oldukça kıymetli.
Vegan Derneği’nin listelediği türcü ifadelerden bahsetmek ve bu ifadeleri kullanmamak eşitlik yolunda önemli bir adım olabilir:
- “Ayı,” “köpek”, “domuz,” “ahtapot,” “akbaba” gibi hakaret niteliğinde, aşağılamak için kullanılan sözcükler,
- “Eşek hoş laftan ne anlar?” “kuş beyinli,” “köpeğe atsan yemez,” “hayvanlık etmek,” “hayvan oğlu hayvan,” “öküz gibi bakmak,” “kedi nankördür,” “eşek sudan gelinceye kadar,” “it dövüldüğü yere kaçar,” “köpek giren eve melek girmez,” “eşeğe altın semer vursalar eşek yine eşektir,” “et hayvanı,” “tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır,” “kurt gibi aç olmak,” “kürk hayvanı” gibi söylemler.
Türcü yaklaşımların sadece hayvanlar özelinde olmadığını da eklemek gerekiyor. Dilimizdeki türcü ifadeleri, doğanın bir diğer paydaşı bitkiler için de fark etmek de önemli: “ot gibi yaşamak,” “fındık beyinli,” “muşmula suratlı,” “saman kafalı,” “pırasa saçlı,” “bostan korkuluğu,” “odun,” “yontulmamış kereste,” “kabak kafalı,” “patlıcan burunlu” gibi küçümseyen, hoşnutsuzluk belirten betimlemeler ve söylemler, benzer türcü tahakkümlere dayanıyor.
Yeryüzündeki tüm canlı veya cansız varlıkların değerli olduğu gerçeği ve farkındalığıyla kendimizden başlayarak insan merkezci düşünce sistemleri yerine diğer türlerle uyumlu yaşamaya ve her türlü kaynağı eşit ve adil paylaşmaya istekli olma anlayışını benimseme yoluna girebiliriz.
Tüm varlıklar için adil bir dünya düzeni, hem günümüz hem de gelecekteki olası sorunları önlemek açısından değerli.
Kaynaklar:
Kara, Y. (2020). Ekolojik sosyal hizmet bağlamında türcülük.
Akademi Sosyal Bilimler Dergisi, 7 (20), 82-94. DOI: 10.34189/asbd.7.20.004.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Tür temelli haklar neler? Seçimlerin cruelty-free mi? Türkiye'de hayvanların sömürüldüğü deneylerin yaygınlığının farkında mısın?
19 Eki 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
İnsanın toplulukla birlikte özneleşmesi, topluluğun içinde erimesini gerektirmez. Tersine, kendi sesini koruyabildiği, başkalarının sesini duyabildiği, ortak hayatı dönüştürmeye katılabildiği ölçüde, ben ile biz arasındaki ilişki yeni olanaklarla zenginleşerek güçlenir. Öyleyse birlikte yaşamanın sorusu, birarada kalırken birbirimizin özgürlüğünü nasıl koruyacağımızı yönelik olabilir. "Birlikte yaşamanın arkeolojisi" serisinin ikinci yazısında "kovuk, çember, eşik" kavramlarından hareketle birlikte yaşamanın sınırlarının nasıl çizildiğine odaklanıyoruz.

Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.



