

Dünya için, karbon nötr moda: Voiterra ANGST olarak yüksek perdeden konuşmaktan kaçınmıyoruz. Gezegenin bugününü etkileyen potansiyel risklerin sorumlularını biliyoruz. Yine de devletlerin, enerji şirketlerinin, hızlı modanın dünyaya verdiği zararın bilinçli tüketiciler olmamız ve bilinçli tercihler yapmamız gerekliliğini değiştirmediğinin farkındayız. Bugün kendi ölçeğimizde yapabileceklerimizin değişime öncü olacağına inanan bir markayı konuk ediyoruz: Voiterra. Voiterra: Herkesi harekete geçmeye, dünya için yapabileceklerimizin daha fazlasını keşfetmeye, havalı ve aynı zamanda bilinçli bir şekilde giyinmeye davet eden Voiterra, kendi hikâyesini bu cümlelerle açıklıyor. "Voiterra, Dünya’mız üzerindeki etkimizi keşfetmemiz ile ilgilidir. Karbon nötr bir marka olarak, her şeyi daha farklı, basitçe şeffaf olarak yapmak için buradayız." Neler var? Voiterra'nın ürün yelpazesinde geleneksel pamuğa kıyasla %46 daha az karbon salımına sebep olan, %91 daha az su kullanan ve üretiminde %62 daha az enerji harcanan organik pamuktan ya da geri dönüştürülmüş pamuktan üretilmiş yalın tişörtler ve açık pastel tonlarıyla dikkat çeken çoraplar yer alıyor. Neden önemli? Global Organic Textile Standart ve Global Recycle Standard sertifikalarına sahip üreticilerle çalışan Voiterra, değer zincirinde yer alan tedarikçilerin sosyal etik denetiminden geçtiği anlamına gelen SEDEX sertifikasına sahip olmasına da dikkat ediyor. Ayrıca marka, doğaya saygılı ham maddelerle en az seviyede tuttuğu çevresel etkilerini Greenstory partnerliğiyle satın aldığı karbon kredileriyle nötrlüyor. Voiterra’nın ardındaki felsefeyi ve Voiterra ürünlerini bu adresten keşfedebilir, Voiterra’yı Instagram’da da bulabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Her hafta ANGST'ın bir harekete geçme çağrısı olduğunun altını çiziyoruz. Peki ANGST İnsanları kim? Biz, soru soranlarız — iklim krizi, azınlık hakları, kimlik politikaları, döngüsel ekonomi ve aktivist kültürlerle ilgilenen, bunları kendi meselesi hâline getirenleri yakından tanıyoruz. İlk konuğumuz ANGST ekibinden Hazal Yılmaz.
Röportaj: Alara Demirel
Kendini iklim kültürünün bir parçası olarak görüyor musun?
Yaşadığımız dünyada pek çok şey krize dönüşmeden önce dikkat çekmiyor. Giderek artan yangınlar, sel felaketleri dünyayı özensizce kullanmamızın bir semptomu. Ne yazık ki gidişat pek iyi değil. Devletler ve bireyler olarak acil önlemler almazsak bu yüzyılda değil iki derecenin altında kalmamız, 4-6 derece artış yaşamamız bile olası.
İklim krizi bugün dünyanın en önemli meselelerinden birisi. Bunun mesele olmuş olmasına olumlu tarafından bakmaya çalışıyorum. Daha çok insan bunu meseleye dönüştürdükçe etrafında bir kültürün de gelişebileceğine inanıyorum ve inanmak istiyorum. İklim kültürünün oluşması, bunun sürekliliği, sadece kriz çözümü olmaması için çabalayan bir güruhun parçasıyım.
Bu konuyla ilgili neler yapıyorsun?
Bugün verdiğimiz bireysel kararların, önemsiz gibi görünen seçimlerin dünyanın geleceğini belirlediğini düşünüyorum. Hayatı yazarak anlamlandıran biriyim. Bu sebeple Emel Ernalbant'la 50 Maddede Veganlık isimli bir kitap yazdık. Hayvanları birer ürün olarak görmeden ve sürdürülebilir hayat için daha az atık yaratarak nasıl yaşayabileceğimizi, plastiği hayatımızdan tamamen çıkarmanın önemini ve yollarını, dilimize pelesenk olmuş türcü laflardan arınmayı, yulafın da sütü olduğunu, tüketmekten üretmeye nasıl ileri dönüşebileceğimizi, "Peyniri bırakamıyorum!" diyenler için alternatifleri anlattık bu kitapta.

50 Maddede Veganlık
Veganlık, karbon ayak izimizi azaltmak için elimizden geleni yaptığımız dünyada hayvanların da insanlar kadar yaşamaya hakkı olduğuna dair bir inanç — bu inanç uğruna tatlardan ve alışkanlıklarımızdan vazgeçtiğimiz bir yaşam biçimi, ulusal sınırları ve duvarları hiçe sayışıyla belki de ilerleyen yıllarda insanları bir araya toplayacak politik bir duruş.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İklim aciliyeti meselesini iklim kültürüne dönüştürebilir miyiz? Z kuşağı iklim kültüründe nasıl bir rol oynuyor? Gelecek vegan mı?
05 Eki 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir zamanlar hayatın akışı içinde kendiliğinden gerçekleşen karşılaşmalar giderek programlanan, paketlenen ve satın alınan hizmetlere dönüşüyor. Kiminle, nerede ve nasıl karşılaşacağımızı belirleyen sosyal altyapılar artık teknoloji şirketleri, hospitality sektörü ve üyelik sistemleri tarafından şekillendiriliyor. Peki daha pürüzsüz bir sosyal yaşam uğruna farklı olanla karşılaşma ihtimalinden tümden vazgeçiyor olabilir miyiz?

Bir zamanlar birbirimizin sesini duymak için telefon açıyorduk; şimdi aramadan önce mesaj atıyor, sesli mesajlarımızı telefona dikte ettiriyor, mesajı anlamayınca yapay zekaya soruyor, cevabı da ona yazdırıyoruz. İletişim hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hâle gelirken birbirimizi dinlemek külfete dönüşüyor; arada da makineler bizi dinliyormuş gibi yapmayı öğreniyor.

Akıllı saatler ve uyku takip cihazları, dinlenmeyi puanlanması, optimize edilmesi ve başarılı olunması gereken bir projeye dönüştürdü. Oysa ki uyku, insanın kontrolü elinden bırakmadan yapamadığı az sayıdaki şeyden biri: Kovaladıkça kaçıyor, ölçtükçe bozuluyor, üzerine titredikçe nevroza dönüşüyor.

Akdeniz bölgesi ağırlıklı olmak üzere Türkiye’de her geçen yıl plastik atık ithalatı sorunu büyüyor. Başta Birleşik Krallık olmak üzere Avrupa’dan ithal edilen plastik atık miktarı 500 bin tona ulaşırken sahillerdeki mikro plastik sorunu büyüyor. İlk kez 1989’da gündeme gelen ancak son yıllarda yaygın kullanılan “atık sömürgeciliği” kavramı The Guardian’da yer alan bir haberde Türkiye için kullanıldı.

Arkasında ailesinin beklentileri, sınıfsal konumu, yaşadığı yer, aldığı eğitim, aile sermayesi, geleceğe ilişkin endişeleri olan, tercih formunun üzerinde adı yazan kişiyi düşünelim. Tercihi yapan el onun olabilir; peki o eli yönlendiren hayal, arzunun ne kadarı ona ait? Hayallerimiz, tercihlerimiz, arzularımız ne kadar bizim? Soruyu daha kökensel bir yerden soralım: İçimizde tercih yapan o “kişi” kim?



