"Bu semtte hep bir sayfiye havası. Koroda ben, deniz, erik ağacı."

SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
1990'lar. Mahalle Bostancı. Sol üst köşesi Kozyatağı, hemen bitişiği Suadiye. İki kişi birbirini görür görmez âşık olur. O zamanlar pastanelerde hâlâ buluşulur. Sayfiye havası civarda hâkimdir. Akşamları Bağdat Caddesi'nde yürüyüşler yapılır. Cadde, "Cadde" olmamış daha. Dondurmalar yenir. Bir şeyler içilir. Daha kentsel dönüşüm ve büyük depremden uzak yıllar. Alçak, üç-dört katlı apartmanlar ve köşkler eskisi gibi gırla olmasa da bazıları ayakta. Suadiye-Bostancı arası hava sakin. Caddebostan-Şaşkınbakkal arası heyecanlı. Müzik sesi yüksek. Çok mu geldi? Alalım sizi sahile. Dalga sesleri ve martılar korosu işte şimdi sizlerle. Dilerseniz sabah kahvaltıda dilerseniz meltemli akşam yemeklerinde.
Elif Bayram
Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Aylardan ağustos. Bizim âşıklar hoşbeşte. Karar verirler hayatlarını birlikte geçirmeye, bu kendi hâlindeki mahallede. İkisi çok yalnız kalmaz. Katılır deli dolu bir kız çocuğu aralarına. O park senin bu park benim maaile. Biraz büyüyünce bizimki atlar bisikletine gider Suadiye'den Caddebostan'a delice. Bizim âşıklar nice? Sahil yolu boyunca çocuk peşinde. Mutlu, huzurlu, eğlenceli bir çekirdek aile.
İşte böyle başlar yolculuk mahallede. Bisikletin üzerinde kendimi rüzgâr kadar özgür, dalga kadar "kendince" ve "delicesine" hissettiğim çocukluk zamanlarımdan. İnsan, her köşesine bir hikâye yazınca "oranın," işte o zaman "oralı" oluyor. Kelimelerin değil, duyguların arka arkaya sıralandığı "oralarda." Seni, sensiz bile anlatan insanlarla, caddelerle, ağaçlarla. Ondandır belki, nereye gidersem gideyim hep buraya dönmem. Buralarda bir yerlerde, kelimelerle anlatamadıklarımı sakladığımdan. İstanbul'a ev diyemezken bu mahallede ev hissettiğimden. Başlangıç noktası olduğundan, hep döngüyü tamamlamak için uğradığım.
Bağdat Caddesi TGIF'in önü — şimdilerde Kahve Dünyası, ilk kez iki tekerlekli bisiklete bindiğim yer. Ne heyecan ne heyecan. Büyük iş başarmıştık. Biz — annem, babam ve ben. Şu ağaç var ya, her mayıs can erikleriyle yazın müjdecisiydi bizim için. Biz — ben ve oyun arkadaşlarım. Bugünlerde ağacın komşusu hep bir Martı. Uçamayandan.
Plaj Yolu Sokak'taki Movieplex, ilk sevgilimle, ilk kez buluştuğum yer. Sinema binası terk edilmiş, etrafı "hava geçirmez" rezidanslarla sarılı şimdileri. Suadiye Otel'in karşısındaki kumluk, ne zaman canım sıkkın olsa günü batırdığım nokta. Artık her şeyden çok denizin hâline canım sıkılıyor. Müsilaj, kaleye mum dikti. Kocayol, mezuniyetten hemen sonra ilk kez düz vites araba kullandığım cadde — şimdi altı aylığına bile bir yere gidip dönsem tanıyamadığım caddelerden bir tanesi. Bugün yerinde yeller esen ama civarından her geçişimde anımsadığım kafe, şu an gerçek olanın hayalini kurduğum yer. Her şey sürekli dönüşüm içinde. Zaten başlangıç noktası, ondan burası bizim için. Biz — Elif, içimdeki çocuk, ötedeki ben. Aynı değil ne biz ne mahalle. Ne çekirdek aile ne de oyun arkadaşları. Artık sadece ben, erik ağaçları ve şimdilik deniz.
Biz — Elif, deniz ve martılar
Şimdiye gelmeden biraz kasedi geri saralım. Yıl 2000'lerin başı. Bağdat Caddesi’nin "Cadde" lakabını aldığı yıllarda başlayan dönüşüm, özellikle Suadiye'de çok etkili. Deprem sonrası çoğu alçak üç-dört katlı apartman yıkılıyor, yerine yüksek katlı apartmanlar dikilmeye başlıyor. Ardından dışarıda yeme-içme furyası başlayınca Bostancı, Çatalçeşme ve Suadiye'ye de uzanıyor. Önce yurt dışından gelen markalar, yerel butiklere yavaş yavaş dükkân kapattırıyor. Restoranlar zincirleşiyor. 300 metrede bir Starbucks — bir kilometre aralıkla iki McDonald's. Şıpıdık terlik ağaç tepelerinde gezen çocuklar, dinledikleri müzik türüne göre Converse'lerini giyip Starbucks'ta frappuccino içmeye başlıyor — mesela Avril Lavigne'inkiler gibi deforme edilmiş siyahlar, o yıllarda oldukça punk. Kavram karmaşası had safhada. Suadiye'nin bazı çocukları, o dönem bu kapitalist akıma karşı olmak adına yalnızca tekelden bira ya da dondurmacıdan dondurma alıp sahilde takılıyor. İzin alabilen doğru Kadıköy'e; çiçekli Converse'liler TGIF'e. Mahalle mektepliler okulu kırmış. Kravatlar ellerde.
Mahallenin dönüşümüne denk gelen bir gençlik, işte böyle bir girdabın içinde o yıllar. 2001, 2007 ekonomik krizleri ve daha sonraları irili ufaklı politik meseleler, İstanbul'un en değerli mahallelerinden biri olan Suadiye'yi de vuruyor. Yabancı markalar, büyük kiralar ödedikleri mağazaları boşaltma kararı alıyor. Kimi inşaatlar, kaynak sağlanamadığından yıllarca sürüyor. Derken bir süre mahalle, hayalet kasabaya dönüyor. Tüm ekonomik, politik ve sosyokültürel dalgalanmalar bizim sahile vuruyor. O zamanlarda tek şubeye sahip Happy Moons'ta gençlik, her şeyden haberdar ama Chicken in London'la keyifleri yerinde. Ta ki Gezi'ye kadar.
TGIF'ler kapanıyor, Happy Moons'lar açılıyor. 2013'ten sonra kentsel dönüşüm hız kazanıyor — biraz sonra "kentsel yok oluş"a dönüşecek olan. Yapılan yeni rezidanslarla mahallenin değeri iyice artıyor, çehresi de değişiyor. Birbirini tekrar eden "konsept" restoranların biri kapanıyor, bir diğeri açılıyor. O zamanlar Plaj Yolu'nda üç-beş kafe var. Döne döne oturuluyor. Şımarıklık etmek istendiğinde çıkılıyor Mirror'ın terasına. Festival havası geliyor mahalleye Kafe Pi açılınca. Arkadaş grubunun Avrupa Yakası'nda oturan kısmına ithafen "Oh," deniyor — şimdi onlar düşünsün!
TGIF'e doğru, yolda
Balkonlarıyla meşhur eski sayfiye evlerinin yerinde şimdi Beymen, Chanel ve Louis Vuitton boy gösteriyor. Parlaklık arttıkça bakmak güçleşiyor. Gözlerini dinlendirecek bir durak, bir başlangıç noktası arıyor insan. İniliyor Plaj Yolu Sokak'tan aşağı yeniden; hiçbir şey olmamış gibi Suadiye Otel'in denizi selamladığı, Hoş Seda Apartmanı'nın süzüm süzüm süzüldüğü yeşil sokaktan. Ysabel, Townhouse, Pigalle, Kakao — o, bu, şu, biraz Fransız biraz İngiliz. Karşılaşıyoruz. Kimiyle hemen kaynaşıyor kimiyle mahalleyi paylaşamıyoruz. Sonra deniz geliyor insanın aklına. Yaklaşıyor iyice. Erenköy Plajı'na doğru. Kuma ayak basmaya.
Kadıköy sahil hattında bir mahallede yaşıyorsan deniz, dostun demek. Her şeye rağmen. Herkes gitse bile, kalmana sebep. Bostancı'dan kalkan yandan çarklı ada vapurunun sesine gülümsemek, mahallenin dürüst ve sadık esnafıyla ahbap olmak, hayatın tüm tasasını ayağına terlikleri geçirip sahile yürüyerek çözebilmek, Yaşar Usta'ya ya da Zeynel Usta'ya yürüyerek bir yaz akşamını kolayca serinletebilmek, Kazdal'da sıcak simit kuyruğuna girmek, Suadiye Plajı'nda yalın ayak yürümek, 29 Ekim ve Fenerbahçe şampiyonluk kutlamalarına ev sahipliği yapmaktır mahalleli olmak. Sınırları ihlal etmektir. Bostancı, Suadiye, Erenköy diye uzar gider. Burada sınırlar değil, yaseminler, çınar ağaçları ve manolyalar vardır. Söylenmektir kentsel dönüşüme, anıların üzerine inşa edilen yüksek katlı apartmanlara, yaz-kış demeden sayfiye zaman diliminde yaşamaktır mahalleli olmak. Yavaş. Canlı. Özgür. Keyfe keder.
Balkon muhabbeti, söylenmek kentsel dönüşüme
Nereye gitsem geri dönüyorum bu mahalleye. İstanbul'da hayal olan o sayfiye hayatı için mi yoksa yaşanmışlıklar için mi bilmiyorum ama rezidanslar bile beni yıldırmadı. Tam sevdik derken kapanan kokteyl barlar da. Her köşe başına açılan "aynı kahveciler" de. Ne açsalar, tutmayan o dükkâna ne oldu merak ediyorum. Benim olsa atölyem yaparım. Plaj Yolu Sokak'ta Hoş Seda Apartmanı'na gelmeden sebze meyve arabasına enginar ve böğürtlen gelmiş midir diye düşünüyorum. Böğürtlenler yıkanıp sahilde pikniğe, enginarlar eve. Göz koyduğum balkonlu daire boşalmış mıdır diye emlakçıya soruyorum. Çınarlı Sokak'ta yürümek istiyorum. Göğün görünmediği anlarda çınar beni sakinleştiriyor. Son kalan sahil sitelerine baka baka çıkmaz sokaklarından denize yürüyorum. Dönüşte Primos De Colombia'ya uğrar kahve alırım diyorum. Yanına Grandma'dan ya da Matters'dan kruvasan. Bademlisi iyi, bademlisi. Akşama mahallenin yenilerini keşfederiz belki — Allen, Parker'da bir kokteyl içeriz. Ya da en iyisi hazırlayalım sepeti, sahile inelim. Atalım çimenlere sandalyeleri.
Bu sabah dingin bir sabah. Ayşeçavuş'un trafiği ve inşaat sesinden uzakta — Mine Sokak'tan aşağı yürümüşüm yasemin kokularıyla. Sonra doğru denize! Dalyan'a kadar. Mahallenin ruhunu yaşatan, bir deniz şehrinde yaşamanın hakkını veren nicesine selamla. Bu semtte hep bir sayfiye havası. Koroda ben, deniz, erik ağacı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SoliSeyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
NEREDE YAYIMLANDI?
Elif Bayram'ın peşine takılıyoruz Suadiye sokaklarında. Ayaküstü Jungleous'a uğruyoruz, Bitkilere Giriş 101 dersini tamamlamaya. Oradan elde dirseklere kadar akan dondurmayla şehrin nefes alan duraklarına geçelim diyoruz, gelir misin?
18 Tem 2021

YAZARLAR

Elif Bayram
Editor-in-chief, Soli

Soli
Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.
İLGİLİ OKUMALAR



