İÇSELLEŞTİRMESEK Mİ?

AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
Karşılaştırmalı Edebiyat diplomama kavuşmaya beş kala, 2017 yılında Çocuk ve Gençlik Edebiyatı eleştirisine iyice ilgi duymaya başladığım zamanlar, İpek Ongun'un çok-satan Bir Genç Kızın Gizli Defteri'ni ilk defa elime almış ve benzer dönemlerde bell hooks'tan şu sözleri okumuştum: "Çocuk edebiyatı, eleştirel bilincin geliştirilmesine yönelik feminist eğitim için çok önemli bir alandır çünkü inanç ve kimlikler bu süreçte hâlâ inşa edilmektedir."
Şayet bunu kendime pusula alacak ve çocuk edebiyatı üretilerine bu gözden bakacaksam, "radikal" kaçabileceğini bilmekle birlikte, Harry Potter'ın yazarı J.K. Rowling'in transfobik açıklamalarını da göz önüne alarak bu iki yazarın çocuklarla okur-yazar ilişkisi kurmalarını güvenli bulamıyorum.
İlk olarak 1990'da basılan Defter'in bendeki kopyası 103. baskıya ait. Son 20 yılda hayatımızda aktif olarak bulunan seri, ilk çıktığı zamanlarda "türünün tek örneği." Dolayısıyla Ongun, ebeveynleri yeni ayrılmış orta sınıf bir ailenin çocuğu Serra'nın maceralarını okuyucuyla paylaşmaya başladığında aslında Türkiye'de bir geleneği de başlatmış oluyor. Şimdiki gibi alternatiflerinin olmadığı bir türde uzun süre hâkimiyet kurmuş bir kitabı incelemek gerekmez mi?
Mezuniyet projemin bir parçası olarak bu kitabı okurken 15 yaşındaki kurgusal bir karakterden feminist bilinç veya öğreti değil, bunları kaleme alan yazardan ona "akıl verecek" bir ebeveyn temsili veya herhangi bir sesi kaleme almasını bekledim — o sayfa, hiç gelmedi. "Ya ben bu seriyi daha küçükken okusaydım?" diye sordum kendime. Neleri içselleştirirdim kim bilir?
BASMAKALIP KARAKTERLER
Defter'de okuduğumuz ikinci cümle "Sıska kızlara bayılan oğlanlardan nefret ediyorum!" oluyor. Serra, arkadaşlarını da kendine yönlendirdiği sıfatlar doğrultusunda betimliyor: "Toparlak Mehmet" ve "sıska Filiz'in ip gibi bacakları"yla çevrili etrafımız. "Zeka düzeyi oldukça düşük," kızlar, "her teneffüste tuvalete koşup kaküllerini tarıyor"lar. Bunların hepsi ana karakterimizi sinir ediyor: "Filiz’in oğlanları etrafına toplayıp kıkırdaması, yüksek sesle konuşması, oğlanların da onun peşinden gitmesi yalnız benim değil, Ayşegül gibi güzel bir kızın bile sinirine dokunuyor."
Kitap boyunca kadın karakterler "süslüler," "rahatsız etmeyen süslüler" ve "kendi gibi olanlar" olarak gruplaştırılıyor. Tümay ve Zeynep adlı iki arkadaşı, "süslü kızlar" gibi olmadıkları için Serra tarafından övülüyorlar, özellikle de "tıpkı erkek çocukları gibi" olan Tümay bundan nasibini alıyor. Onda "kızların kırıtmaları" veya "alınganlıkları" yok, hem de sözleri kısa kesiyor — oley!
Peki suçlu kim? Süslüler mi, dayatılan güzellik algısı mı? Toplumsal cinsiyet rollerine uyanlar mı, uymayanlar mı?
KATI GÜZELLİK ANLAYIŞI
Serra, en büyük hayalini gerçekleştirip kilo vermeye başlayınca Defter bize nasılını söylemiyor. Yalnızca "Kilo vermişsin!" cümlesinin annesinden gelebilecek "en büyük iltifat" olduğunu öğreniyor ve karakterimizin bir şeyden mutsuzluk hissettiği zaman çözümü duygusal yemede bulduğunu fark ediyoruz. Ongun’un kalemi, "Kilo ver de sağlıklı veya sağlıksız olmuş, önemsiz!" algısını meşrulaştırmış olmuyor mu?
Ana karakterimizin ilk olarak gözlüklerini bırakıp lens takmasıyla başlayan "ergenliğe geçiş töreni," Hemingway'in Indian Camp'indeki dönüş yolculuğuna denk düşen kuaför ziyaretiyle doruğa ulaşıyor. Başta "garip" hissetmesine rağmen yeni saç kesiminden sonra kendini "büyümüş" hissediyor. Önyargılı yaklaştığı "süslenme" meselesini sevmeye başlıyor ve bu esnada "Kadınlar bu kadar çeşitli ve değişik acılara her hafta nasıl katlanıyorlar?" diye soruyor.
Peki Serra bunların bir tercih olabileceğinin farkında mı? "Genç bir kadın olmak," toplumun güzellik algısına uymak olarak kodlanmasaydı, bunları yapmak ister miydi? Serra Noyan, Austen'ın Catherine Morland'ı gibi büyümüyor — mizojinist bir toplumun arasına can simidi olmadan atılıyor. Ana karakterimiz artık çocukluğunu geride bıraktı ve şimdi feminist bilince sahip olmadan toplumsal cinsiyetle savaşacak. Daha da korkuncu, her dinamiği yeniden üretecek.
BUNLARI İÇSELLEŞTİRMESEK Mİ?
Ongun, ana karakterin ilgi veya hayallerini ev içi alanla kısıtlı bırakmıyor veya "yerini bilen bir kız çocuğu" imgesini yüceltmiyor. Aksine Serra ve annesinin diyaloglarında defalarca "kendi ayakları üzerinde durması gerektiği" meselesinin üzerinde duruluyor. Yine de bunlar Ongun'un eserinin önceki paragraflarda örneklendirilen içselleştirilmiş mizojini meseleleri konusunda sınıfta kaldığı gerçeğini değiştiremiyor. Defter'de tanıştığımız kadınlar diğer kadınları "süslü" oldukları için alaya alıyor, yalnızca örgü ördükleri veya birbirlerine tarif verdikleri için Serra tarafından "bir komedi" olarak betimleniyorlar. Alcott'un Küçük Kadınlar'da yaptığı gibi kadınlar ve ev içi hane temsil edilip kutlanmıyor.
Kitaptaki yetişkin temsilleri, "biz erkekler belki böyle güzelleri sokakta görünce dönüp bakarız ama birlikte olmak istediğimiz, gerçekten sevebileceğimiz kızlar, kişilikleri olan kızlardır," diyebiliyor. "Kişilikleri güzel olan, kafası çalışan, sevecen, insanın oturup konuşabileceği kızlar. Kısacası Serracığım, bir erkek gözüyle, sen dört dörtlük bir kızsın. Kişilikli bir güzelliğin var, inan bana," sözleriyle, kurgusal yetişkin bir erkek, belirleyici faktörün "bir erkek gözüyle" güzel olmak olduğunu kanıksatmış oluyor. Heteroseksist bir bakış açısı olması bir yana, "male gaze" yüceltiliyor ve kendini sevmek yine ve yeniden bir başkasının, direkt bir erkeğin algısına göre yeniden şekilleniyor.
Bir Genç Kızın Gizli Defteri, bir zamanlar için "yeterli" kalmış, hatta etkili olduğu dönem için "yenilikçi" bir kitap sayılmış olabilir. Toplumsal cinsiyet bağlamında eleştirel bir gözle bakan bir okur olaraksa 2021'de büyüme çağında birine bu kitabı önermenin veya eksikliklerini görmezden gelmenin "Kendinle ilgili bu problemli düşünceleri içselleştirmeni istiyorum!" demekten bir farkı olduğunu düşünmüyorum.
Kaynakça:
hooks, bell. Feminizm Herkes İçindir: Tutkulu Politika. bgst Yayınları.
Ongun, İpek. Bir Genç Kızın Gizli Defteri. Artemis Yayınları, 2017.
Editörün notu: Bu araştırmanın tamamının yer aldığı makale veya sunuma ulaşmak istersen bana buradan ulaşabilirsin.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
İpek Ongun önermeyi bıraksak mı? Ne demek translar var? En sevdiğin aroma ne, işçi hakları olabilir mi? Her plastik çöp müdür?
25 Tem 2021

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?

Birçok Avrupa kentinde sıcaklık rekorları peş peşe kırılırken kıtada sıcağa bağlı ölüm sayıları dünyanın diğer bölgelerine kıyasla orantısız derecede yüksek seyrediyor. Peki neden?




