Hem sergi hem atölye: Sarp Polat’tan 'Yeminler'

“Yazıları okuyunca üstü karalanmış kelimelerin bana yokluğuyla musallat olduğunu hissediyorum. Geriye kalan kelimeler ise benden esirgenen koca bir hikayenin küçük fragmanları olarak beni cezbediyor.”
Hem sergi hem atölye: Sarp Polat’tan 'Yeminler'

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Instagram’la ilgili en sevdiğim şey, bana ilham verecek insanlarla tanışmak için bir alan tanıdığı zamanlar. Bu bir DM de olabilir, akışıma düşen herhangi bir gönderi de. Veya sadece geç kapitalizm döneminin bir insanı olarak kendimi avutacak şeyler arıyorumdur. 

Öyleyse bile, 5 ve 7 Nisan tarihleri arasında HoodBase’te gerçekleşecek Yeminler sergisi ve atölyelerinin yürütücüsü Sarp Polat’la, özellikle sticker işlerini severek takip ettiğim sevgili Hüma sayesinde, Instagram üzerinden tanıştım. Bazen sosyal medya, o kadar da korkunç bir yer olmayabiliyor.

Yeminler, Sarp’ın Ekim ayından beri yürüttüğü katılımcı sanat projesinin son ayağı. Katılımcısına bir “günce” ve bir “yemin” yazdırarak kişinin kendi anlatısına odaklanabilen ve otosansür gibi konuları irdeleten projenin sergi ayağıyla ilgili sohbet, aşağıda.

  1. Yeminler boyunca ziyaretçilerle yapmayı planladığın atölyeler hakkında daha detaylı bilgi verebilir misin? HoodBase’te gerçekleşecek serginde nasıl bir etkileşim bekliyorsun?

Yeminler projesinin sergisi, Ekim ayından beri yürütmekte olduğum bir katılımcı sanat projesinin son ayağı. Bu projede katılımcılarla baş başa oturup onlardan yüzüstü bıraktıkları bir insan hakkında iki yazı yazmalarını istiyorum: Bir “günce” bir de “yemin.” Ancak bu projeyi sıradan bir yazım sürecinden ayıran şey, katılımcıların onlara verilen bir keçeli kalem aracılığıyla yazdıklarını istedikleri gibi sansürleyebilmeleri—isterlerse tüm kelimeleri bile sansürleyebilirler, bu konuda hiçbir kısıtlama yok. Sonra da yazılarını yırtıp tekrar yapıştırıyorlar (yine istedikleri gibi) ve bu süreç hakkında yaptığımız bir sohbetle bu kırılganlık ritüelini sonlandırmış oluyoruz.

Sergide, bu projede yer almış katılımcıların “günce” ve “yemin” yazıları yer alacak. Bu yazıların hemen yanlarında da her katılımcının deneyimleriyle ilgili yaptığım gözlemlerden bahsettiğim yazılar bulunacak. Proje, her ne kadar basit adımlardan oluşuyor gibi gözükse de sonuçlar ve deneyimler katılımcıdan katılımcıya inanılmaz farklılık gösteriyor. Bu farkları gözlemlemenin ziyaretçiler açısından ilginç bir deneyim olacağını düşünüyorum.

HoodBase’te gerçekleşecek üç günlük serginin son gününde üç tane Yeminler atölyesi yürütmeyi hedefliyorum. Bu atölyelerde, yukarıda bahsettiğim yazı pratiğini ziyaretçilerle gerçekleştirmeye devam edeceğim. Bana kalırsa Yeminler projesinin kalbinde bu yazım pratiğinin kendisi yatıyor, dolayısıyla atölyeleri yürütmek benim için son derece kritik bir önem taşıyor. Katılmak isteyen herkesi beklerim.

  1. Yeminler sergisi için katılımcılarla buluşmaları nasıl ayarlıyorsun ve bu buluşmalar için belirli kriterlerin var mı?

Başta arkadaşlarıma sorarak başladım. Elimde belirli bir miktarda yazı birikince ve bu pratiği yürütmek konusunda kendime biraz güvenmeye başlayınca da Instagram’a attığım bir açık çağrı aracılığıyla devam ettim: Katılımcının hevesli olması dışında da hiçbir kriterim yoktu. Her katılımcının süreci gerçekleştirme tarzı çok farklı olduğu için var olan her olasılığı görmek istiyordum. Bu merak, projeyi her daim taze ve şaşırtıcı kıldı.

  1. Katılımcılardan bir “günce” ve bir “yemin” yazmalarını istemenin özel bir sebebi var mı? Bu iki farklı yazım türünü seçmenin arkasındaki motivasyonu merak ediyorum.

Bu projenin ilk katılımcısı bendim, dolayısıyla proje o ilk seansın etrafında şekillendi. Öncelikle olayları gözden geçirmeye ihtiyacım olduğunu hissettiğim için, bir sayfalık bir günce yazmaya karar verdim. 

Projeye ismini veren yemin yazısı ise daha beklenmedik bir katkıydı. O dönem manifestolar, sözleşmeler ve yeminler gibi yazı türlerine çok ilgi duyuyordum; o an içinde de bir yemin yazmanın iyi gelebileceğini hissettim. Aklımda dönen sorunun şu olduğunu fark ettim sonrasında: “Geçmişe dönüp olayı gözden geçirdim, tamam; ama geleceğe dönük bir adım atacak mıyım bu suçluluk hissi konusunda?” 

Günce geçmişin, yemin ise geleceğin temsilini üstleniyor.

  1. Katılımcının yazdıklarını “sansürleme süreci” serbestçe işliyor—kararı tamamen onlara bırakıyorsun. Bu “serbestlik deneyimi” içinde hiç “Bu tepkiyi beklemiyordum,” dediğin bir an yaşadın mı?

Suçluluğun, üzerine düşünmenin en zor duygulardan biri olduğunu düşünüyorum. Çoğunlukla bu duygudan kaçtığımızı hissediyorum. Katılımcıların istedikleri her kelimeyi saklama özgürlüğüne sahip olduklarını bilmelerinin bu duyguyla ilgili daha önce hiç fark etmedikleri şeyleri fark etmelerini, kendilerine bile itiraf edemedikleri şeyleri kağıda dökmelerini sağladı; bu da hem onları hem de beni şaşırtan yazılar ve sohbetler doğurdu.

Sansür adımıyla ilgili yaşadığım en ilginç anekdotlardan biri, ironik bir şekilde, sansür kullanmayı reddeden bir katılımcının seansında gerçekleşti. Bu katılımcı son derece mecazi ve üstü kapalı bir dil kullanarak yazdı. Ortaya çıkan yazı, deşifre edilmesi oldukça güç olan şiirimsi bir metindi. Sohbet kısmı sırasında, bu yazı üslubunun başlı başına bir sansür işlevi gördüğünden bahsettik, bu yüzden keçeli kalemi kullanmasına gerek kalmamıştı.

Bu anekdot, sansürlemenin yazma eylemiyle ne kadar iç içe olabildiğini çok net bir biçimde gösteriyor. Kendimizi her daim sansürlüyoruz—elimizde olsa da olmasa da. Yeminler’in sansür adımı ise—her ne kadar paradoksal gözükse de—otosansürü elimine etmeyi hedefliyor.

  1. Kağıdı yırtıp tekrar yapıştırma, “kırılganlık ritüeli”ni nasıl ifade ediyor? Katılımcıların bu süreçteki deneyimlerinden nasıl bir okuma çıkarttın?

Yazısını yırtmak istemeyen, çünkü bu adımı anlamsız bulan katılımcıların sorduğu bir soruydu bu. Bu gibi durumlarda beraber sohbet ederken bu adımın onlar için ne anlam ifade ettiğini anlamaya çalıştık. Kısacası bu sorunun cevabı katılımcıdan katılımcıya değişiyor.

Mesela bir katılımcı yazısını bitirince kağıdı buruşturdu ve “Çöpe atıyormuş gibi yırtacağım,” deyip özensizce parçalara ayırdı yazısını. Sohbet sırasında bunun, suçluluğa karşı hakimiyet kurma arzusundan kaynaklanıyor olabileceği üzerine konuştuk. 

Başka bir katılımcı ise yapıştırma sürecini bir geleneksel Japon sanatı olan Kintsugi’ye, yani kırılmış nesneleri altınla onarma sanatına benzetti. İlk katılımcı için yırtmak ön plandayken, ikinci katılımcı için onarmak ön plandaydı. Ve ilk katılımcının yazısını tekrar yapıştırması ironik bir şekilde çok fazla özen ve zaman istedi—hâlbuki yırtması saniyelerini almıştı.

  1. Sergideki yazıların içinde, katılımcılarla sohbetlerinden hangi hikayeler öne çıkıyor? Bu sohbetler projenin şekillenmesine nasıl yardımcı oldu?

Doğrusunu söylemek gerekirse sohbet aşamasını tatmin edici şekilde yürütmeyi öğrenmem, tahmin ettiğimden daha uzun sürdü. Ancak öğrendiğimde fark ettim ki bu projenin özü, bu küçük konuşmalarda yatıyor.

Mesela katılımcılardan biri, ilk geldiğinde yeni ayrılık yaşadığını söylemişti ve eski sevgilisine karşı oldukça kırgın ve öfkeli olduğunu ifade etmişti. Soruyu sormam üzerine, yazısını terk ettiği bir eski sevgilisi üzerine yazdı. Sohbet kısmında da şu sözleri söyledi: “Terk edilmiş olmaya kızıyordum ama fark ettim ki ben de zamanında birine aynı şeyi yapmıştım. Kendimi onun yerine koymak iyi geldi. Terk edenlere şefkatle bakabilmenin mümkün olduğunu hissettim.”

Özellikle bu seans sonucunda bu yazı pratiğinin ne kadar dönüştürücü bir etkisi olabildiğini fark ettim. Benim için Yeminler’in odağı “suçluluk hissini dönüştürme” eylemi oldu bu sayede.

  1. Katılımcılardan ve ziyaretçilerden aldığın geri bildirimler nasıl? Bu sergi deneyimi onlara ne hissettiriyor?

Katılımcılardan nasıl bir geribildirim alacağım benim için çok önemliydi, zira başlarda böyle yüzleştirici bir çalışma yürütürken insanlara zarar vermekten korkuyordum. Ancak çalışma süresince aldığım tepkiler oldukça pozitif ve dokunaklı oldu. 

Çoğu tiyatro oyunu insanın kendine anlattığı anlatı (narrative) ile gerçeklik arasındaki uçurumun çatışmasını konu edinir. Aldığım geribildirimler, bu çalışmanın insanların kendi narrative’lerini sorgulamak için alan açtığı yönünde. Bu benim için son derece sevindirici.

Yazıları okuyunca üstü karalanmış kelimelerin bana yokluğuyla musallat olduğunu hissediyorum. Geriye kalan kelimeler ise benden esirgenen koca bir hikayenin küçük fragmanları olarak beni cezbediyor. Ziyaretçilerden isteğim kendilerini bu hem ürpertici hem de baştan çıkarıcı olan gizeme teslim etmeleri. Boşlukları ziyaretçilerin doldurduğu, bu sansürlü yazıları kendi hikayelerinden parçalar ekleyerek tamamladığı bir sergi deneyimi hayal ediyorum.

  1. Yeminler gelecekte nasıl evrilecek? Yeni projelere bu deneyimden neyi taşımak istiyorsun?

Yeminler projesi, benim üzerine çalıştığım bir serinin parçası olarak görülebilir. Bu seri, birkaç aşamadan oluşan katılımcı yazım pratiklerinden oluşuyor. Aralık ayında bir etkinlik olarak Lara Baksu’yla gerçekleştirdiğim Yaz-Yak Ritüeli de bunlardan biri. Sergileme deneyiminin bu projelerin son aşaması olduğunu düşünmüyorum. 

Mesela “Yaz-Yaz” katılımcılarından biri bu etkinliği kendi doğum gününde de düzenledi. Yeminler için ise sonraki adımın bir art book olabileceğini düşünüyorum. İnsanların bu yazıları evlerinin rahatlığında uzun uzun karıştırdığını hayal etmek beni heyecanlandırıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Alara Demirel

Editor in Chief @ Universal Friend Publishing

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?
Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni