İkametin unutulan yüzü: Evsizlik


Markalara yenilikçi bir tanıtım modeli, kullanıcılara gezi ve alışveriş fırsatları: Rehberle Dünyanın en güzel yürüyüş yollarından biri olan Likya Yolu'nun, ismini antik dönemde "Işık Ülkesi" olarak bilinen bir bölgeden aldığını, Sivas'ta yer alan Gökpınar Gölü'nün turkuaz mavisi rengiyle Türkiye'nin en özel doğal alanlarından biri olduğunu, Orient Express'in Avrupa tarihinin ilk lüks treni sayıldığını biliyor muydunuz? Tarih, coğrafya, kültür gibi konularda Türkiye özelinde içerikler ilginizi çekiyorsa bugün sizi profesyonel bir turist rehberi tarafından hazırlanan, seyahat ve keşif odaklı içerikleriyle bir Instagram hesabı olarak kurulan ve bugün dinamik, eğlenceli ve bilgilendirici yepyeni bir gezi ve kültür platformu Rehberle.com’la tanıştıralım. Rehberle 25 yıldan uzun bir süredir turizm sektöründe profesyonel rehberlik faaliyetleri yürüten, Gökalp Saban tarafından kurulan Rehberle; bir gezi ve kültür influencer'ı ve seyahat blogu olarak öne çıkıyor. Rehberle.com ise profesyonel tur rehberlerinden akademisyenlere; arkeologlardan gezginlere birçok farklı kesimin farklı bakış açıları ve deneyimlerini paylaştıkları dinamik, eğlenceli ve bilgilendirici yepyeni bir gezi ve kültür platformu görevi üstleniyor. Kullanıcılar platformda gezi ipuçlarından, makalelere, rehberlerin başından geçmiş ilginç olaylardan gezi notlarına kadar birçok keyifli içerik bulabiliyor. Tarihten sanata, mimarlıktan coğrafyaya birçok farklı başlık altında ve farklı konularda yaptığı paylaşımlarla "Türkiye'nin az bilinenlerine" vurgu yaparak bu coğrafyanın eşsizliği konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan Rehberle; tümü organik yollarla kazanılmış kültür seviyesi yüksek takipçi kitlesiyle markalar için yenilikçi, esnek ve dinamik bir tanıtım modeli sunuyor. Rehberle markalara ne vadediyor? %25'i İstanbul'da yaşayan ve %67,7'sinin 25-44 yaş aralığında; Organik ve hızlı biçimde büyüyen 239 bini aşkın takipçi Yaratıcı hikâye (story) ve gönderi (post) formlarındaki içerikler En az 150 bin görüntülenme Organik olarak genişleyen bir takipçi kitlesi. Rehberle’yle Türkiye’nin "az bilinenlerine" dair rengârenk bir yolculuğa çıkmak için Instagram hesabına göz atabilir, Rehberle’nin markanız için sunacağı çözümler hakkında daha fazla bilgi için bu bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Geçen ay, çizer arkadaşımın Berk’in (Şentürk) Paris’te yaşayan Philippe isimli bir evsizin hayatını resimlendirdiği kitabı yayımlandı. Böyle bir hikâyeyi aktardıkları için gururlu olan arkadaşım, bende de aynı hissi ona karşı uyandırdı ve bu sayede çoğu zaman şehrin sakinleriyle ilgili bir şeyler yazarken evsizleri göz önünde bulundurmadığımı fark ettim. Hâlbuki “yoksulluğu bir statü olarak kabul edersek, bundan statü yokluğuna”* bir yolculuğu deneyimleyen evsizlerin sadece İstanbul’da 7 bin kişiye ulaştığı düşünülüyor. Bugün ikametin, ikametgâhı olmayanlara nasıl yansıdığına bakalım.
Nedir? Evsiz kelime olarak, ekonomik zorluktan öte ev gibi ikamet edilen bir yerin eksikliğini yaşayan kişiler için kullanılıyor. TDK’ya göre “sokakta yaşayan” anlamını da barındırıyor. Buna ilaveten toplumda evsizlerin “pis, bankta uyuyan, hor görülen veya görülmesi gereken kişiler” olduğunu düşünülüyor. Uluslararası terminolojiye baktığımızda bunun nasıl gerçekleştiği ve evsizlerin nasıl yaşadığına işaret edenler tanımlar da var. Örneğin, Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi de “evsiz ailelerin eşyalarını daima yanında taşıdığını, kapıda iskelede uyuduğunu” söyleyerek bir tanımlamada bulunurken Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu evsizleri birincil ve ikincil evsizlik olarak ikiye ayırıyor. Buradaki temel fark, kimilerinin insanlığa yaraşır bir yaşam alanı olmadan yaşamak zorunda kalmasıyla kimilerinin geçici konaklama imkânının olması.
Tarihte nasıl yer buldu? Kimi düşünürler bu konunun muhataplarına anlatmak için farklı kelimeler tercih etti. Filozoflar Karl Marx ve Friedrich Engels evsizlerden bahsederken baldırı çıplaklar; düşünür Walter Benjamin ise ezilenler kelimelerini kullandı; akademisyenler Ayşe Buğra ve Çağlar Keyder bu kişilerin durumunu anlatırken yeni bir yoksul kimlik demeyi tercih etti. Sosyolog Georg Simmel yoksulluğun en uç fenomeninin evsizlik olduğunu söylerken; antropolog Mary Douglas, mülkiyet yoksunu olmanın bir tercih olmadığı varsayımıyla yola çıkarak evsizlerin toplumda “pis, habis” olarak damgalanmasının, yine toplumun kendi düzeni olduğunu ilave etti. Hak temelli yaşamın evsizler için geçerli olmadığını gösterircesine sosyal dışlanma, eşik ve tabu konusu olarak yaşadıklarını ekledi.
Neden önemli? Bu kesimi, sokaktan geçen birine görünmez kılan neyse modern devlete de de görünmez kılıyor. Örneğin, Nüfus Hizmetleri Kanunu’nda aile kütüğünde bulunması gereken bilgilerin içinde adres de var. Adres veremeyen kişiler vatandaşlık haklarından yararlanmakta zorlanıyor. Adrese dayalı nüfus sayımında yer alamadığı için tam sayıları da bilinemiyor. Kendi literatürünü bile oluşturan kesimin yaşadığı “düşüş”, onları bir “hücre” aramaya muhtaç bırakıyor. Düşüş, evsizlerin evlerinden mahrum oldukları anı, hücre ise sonrasında yaşadıkları yeri anlatmak için kullandıkları sözcükler. Bu sadece bize, İstanbul’a özgü değil, postmodern kentlerin, yani tüm dünyanın sorunu. Gittikçe yoksullaşan toplumlar, başkalarının inisiyatifine kalan bireylerin sayısındaki artışından kaçamıyor.
Neler yapılıyor? Yurt dışında evin olmamasıyla evsiz denilmesi, önceliğe işaret ediyor; ev sahibi olunması için kamu kurumları ve politika yapıcılar çalışıyor. Bu çok kolay olmadığı için ortak barınma yapıları artırılıyor. Türkiye’de hukuki olarak evsizlik kavramı, aile bütünlüğü üzerinden ele alınıyor ve her ilde bir yapı buna ayrılıyor. Burada bir süre konaklayan kişilerin başka kurumlara nakli yapılıyor.
İstanbul özelinde bakarsak nisan ayı Beyaz Masa istatistiklerinde gelen aramaların neredeyse yarısının sosyal yardım talebi üzerine olduğu görülüyor. Destek ve bilgi almak için yapılan 200 bin çağrıların sonucunda geçici konaklama uygulamaları devam ediyor. Fakat bu nasıl yeterli olur? Kişisel fikrim medyada daha çok yer bulmasıyla. Bu noktada da Hayata Sarıl Derneği gibi yerlerin çabasına ayrıca teşekkür çekmek gerekiyor.
* Gümüş, Goncagül. Evsizlik: Yeni Bir Metropol Yoksulluğu Deneyimi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2016.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İsim, şehir, aidiyet: İkametin unutulan yüzü evsizlik, kimliğin aidiyet hissiyle olan ilişkisi ve mekânsal boyutu, aidiyet kavramı üzerine sorular.
02 May 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...




