İklim Krizinde Sorumluluk


Gecikme maliyetleri önlemekten daha yüksek
30 yıl önce, Kurucumuz ve Onursal Başkanımız merhum Asım Kocabıyık, Türkiye'nin çağdaş medeniyet seviyesini yakalaması, laik ve demokratik Cumhuriyetin ilerlemesi, ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesi ve insan haklarının layıkıyla…
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Nursel Ölmez Ateş
İklim krizinin somut verilerle ortaya konması çok da eskiye dayanmıyor aslında. Bugün iklim değişikliği konusunda küresel boyutta en yetkili ve etkili kuruluş olan Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) kuruluşu, 1988 yılına uzanıyor. Toplam 34 yıllık bir zaman diliminden bahsediyoruz. İklim krizine neden olan sürecin insanlığın son 300 yılını kapsadığını düşünürsek, iklim krizi konusunda küresel bir organizasyonun oluşumu oldukça geç kalmış kabul edilebilir.
Genel kamuoyunun, siyasi otoriteler ile uluslararası kuruluşların iklim krizinin gerçekliğini anlaması ve kabul etmesiyle birlikte “Sorumluluk kimde?” tartışması da başladı aslında. Hiç kuşkusuz önemli “Kim yaptı?” sorusu ama “Nasıl çözeriz, nasıl işbirliği yaparız?” yerine “faile” odaklanmanın hiç de hayırlı bir bakış açısı olduğunu söyleyemeyiz çünkü “kim” sorusu, çözümden çok, çözümsüzlüğe odaklı bir yaklaşım hissi uyandırıyor.
Ne yazık ki gerçekten de böyle oldu. Kyoto Protokolü’ne kadar uzanan uluslararası iklim rejimi müzakerelerine baktığımızda, çözüm konusundaki ilerlemelerin oldukça sınırlı olduğunu görebiliriz. Tartışmaların çoğunluğunun “Bu sorun kimin sorumluluğunda?” ve “Bu konuda kim adım (para, teknoloji, deneyim) atmalı?” sorularına odaklandığını görebiliriz. İlerlemedeki yavaşlığın arkasında çok da verimli olmayan bu tartışmanın yattığını söyleyen birçok uzman var.
Kuşkusuz iklim krizini ele almada, çözüm üretmede, tarihsel sorumluluk tartışması önemli bir başlık ama her şey de değil. Sorumlulukları ortak bir zeminde, adilane bir şekilde paylaştırmayı başarmak kadar; sorunu doğru yöntemlerle, iş birliği ve dayanışma eksenli bir şekilde ele almak da önemli. Hele ki dünya üzerinde, nerede yaşarsak yaşayalım, iklim krizinin sonuçlarından her koşulda etkileneceğimizi kesin olarak biliyorsak…
Yukardan aşağı mı, aşağıdan yukarı mı?
Sorumluluk tartışmasının insanları, kurumları, devletleri çözümden çok soruna odakladığını aslında yaşadık ve gördük. Bugün iklim rejimi tartışmalarının ve emisyon azaltımı planlarının temel metni ve yol haritası olarak kabul edilen 2015 tarihli Paris Anlaşması da aslında bu temel sorunu çözmeye yönelik bir mimariye sahip. Daha önce yukarıdan ve belirli bir mantık üzerinden ülkelere yüklenen sorumluluklar, bu yeni anlaşmayla, ülkelerin kendi sorumluluklarını kendilerinin belirlemesine dayanan, aşağıdan yukarı bir anlayışa evrildi. Paris Anlaşması’ndan bu yana geçen 7 yıl, birçok iniş çıkışa ve sorunlara karşın, daha önceki dönemde atılamayan birçok adımın hayata geçirebileceğini hepimize, küresel kamuoyuna gösterdi.
Bu noktada, hemen Paris’in ardından Birleşmiş Milletler tarafından açıklanan Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nı (SKA) da hatırlatmakta fayda var:
- 17 başlık altında ve 194 alt hedefle birlikte ele alınan SKA, sadece ülkelere ve onların sürdürülebilirlik politikalarına bağlı kalmadan, tüm kurumları, yerel yönetimleri, bireyleri, sivil toplumu ve şirketleri ortak amaçlar altında harekete geçirmeyi başarmasıyla hayli önemli bir adım oldu.
- Birleşmiş Milletler, SKA’ların belirlenmesinden başlayarak, küresel boyutta uzmanların, sivil toplumun ve bireylerin görüşlerine ve katılımlarına izin vererek, insanlığın ortak gücüne ve eylemine önemli bir vurgu yapmış oldu.
Bunun sonucunu artık hemen hemen her yerde görüyoruz. Kuşkusuz daha gidilecek çok yol, aşılacak çok engel var; üstelik zaman da daralıyor ama umut da pırıl pırıl parlıyor.
Anahtar, yönetişim olabilir mi?
Hem Paris Anlaşması’nın hem de SKA’ların gösterdiği aslında aynı yönelim:
- Sorunlara değil, çözümlere odaklanalım.
- Çözümü başkasından değil, kendi gücümüzden, yeteneklerimizden yaratalım.
Bunun şirketler düzeyindeki en önemli başlığı ve ifadesi ise, “yönetişim”. Özel sektörün çevresel ve sosyal fayda yaratma çabalarının önemli bir bileşeni olan yönetişim, aslında Paris’in ve SKA’ların temel mantığının eşdeğeri. Çalışanların yetenek, deneyim ve evet, vicdanlarından yükselen o güce hem kurumların, hem devletlerin, hem de gezegenin tahmin edilenden fazla ihtiyacı var.
Baştaki “Sorumlu kim?” sorusunun yanıtı en genel anlamda “hepimiz”. Hatta şu anda hayatta olmayan nesiller. Artık onları bulmamız imkansız, bulsak bile bunun bize bir yararı yok. Ama çözüm kimde sorusu çok daha net ve işlevli: Hepimiz. Bu sorunun altından ancak hep birlikte kalkabiliriz. O halde herkesin inisiyatif almasına, söz söylemesine, kararlar almasına ve o kararların gereğini yapmasına izin verecek bir mekanizmaya ihtiyacımız var. Sanırım bu mekanizmanın adı da “yönetişim”. Süslü albenili kelimeler dağarcığına eklenecek bir yeni kavram olmanın ötesinde; yaşayan, gelişen, dayanışma ve işbirliklerine yol açan, sorunları elbirliğiyle çözmeye odaklanan bir anahtar var sanki elimizde.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Çiftlikten Çatala, Borusan Sanat Etkinlikleri, Bütüncül Yönetim
29 Nis 2022

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
“Dünyanın güzelliği bir farkındalık çanıdır.” — Thich Nhat Hanh
15 Eki 2026

Geleceğe duyduğumuz güven, bugün harekete geçmemizi engelliyor olabilir mi?
15 Eki 2026

Küçük bedenlerine koca bir dünyanın düzenini sığdıran canlılar; böcekler
15 Eki 2026





