İklim-kurgu: Edebiyatın ekoeleştirel etkisi


Daha uzun bir yaşam döngüsü: Samsung Galaxy Z Flip5 ve Z Fold5
Galaxy Z Flip5 ve Z Fold5 aracılığıyla küçük eylemlerin gezegeniz üzerinde nasıl büyük ve olumlu bir etki yaratabileceğini yukarıdaki bilgi grafiğinden inceleyebilirsiniz. Yolculuğun merkezinde bizler ve gezegenimiz için daha fazla olanak…
Daha fazlasını öğren →
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İklim krizi derinleştikçe daha fazla roman yazarı iklim değişikliği, çevresel tahribat, türlerin yok oluşu ve ilgili konular hakkında yazıyor.
—Amy Brady, Orion dergisinin direktörü
İklim değişikliği, çağımızın en acil meselelerinden biri—bu yeni bir bilgi değil. Durum şu: Bu acil durum, edebiyat dünyasını da şekillendiriyor. İklim-kurgu (cli-fi), özellikle son 10 yıldır ekolojik krizlerin etrafında şekillenen hikayelerle dikkat çekiyor. Tür, iklim biliminden esinlenerek gezegenin karşılaşabileceği ekolojik dönüşümleri işliyor ve böylece okuyuculara sorunları spekülatif bir çerçevede sunuyor.
İklim değişikliğinin etkilerini işleyen bir edebî türün varlığı, olası iklim geleceklerini tahayyül etmeye; iklim değişikliğinin ciddiyetine ve aciliyetine ikna olmaya yardımcı olabiliyor. Bunun ekopolitik bir etkiye sahip olduğunu söylemek hiç de abartılı değil.
İklim-kurgunun temelleri: 19. yüzyıl ve romantik şairler
19. yüzyılın başlarında romantizm akımıyla ilişkilendirilen şair Lord Byron da çağdaşları gibi doğanın gücü ve ihtişamına odaklanıyordu. Hatta bazı eleştirmenler, Byron’ın Childe Harold’s Pilgrimage’da (1812-1818) kullandığı doğa tasvirlerinin "yıkıcı ve kaotik güzellikler"le ilişkilendirilerek çağdaş iklim-kurgu türüne öncülük ettiğinin altını çiziyor.
Bir gelenek: Bu betimlemelerin iklim değişikliğinin sebep olabileceği kaos ve yıkımı hayal etmek için modern yazarlara ilham kaynağı olduğu varsayılabilir. Byron ve diğer romantik şairlerin doğanın kudretini ve insan üzerindeki etkisini anlatarak iklim-kurgunun edebî köklerine katkıda bulundukları da ifade edilebilir. Zira iklim-kurgu yazarları—Byron’ın yazılarındaki gibi—doğanın insan yaşamındaki köklü rolünü ve insanlıkla doğa arasındaki ilişkiyi sorgulayan anlatılar yaratarak bu edebî mirası sürdürüyorlar.

Caspar David Friedrich, Wanderer above a Sea of Fog (1818)
Toplumsal farkındalık temsilleri: 21. yüzyıl ve çağdaş romancılar
İklim-kurgu, yakın dönemden hemen önce çoğunlukla uzak gelecekteki distopik dünyaları tasvir etmek için kullanılıyordu. Bu dönemin örnekleri olarak nükleer felaket sonrası bir dünyayı konu alan Nevil Shute’un On the Beach’i (1957) ve J.G. Ballard’ın eriyen buzullar sonucu yükselen deniz seviyelerini ve iklimin değiştiği bir dünyayı tasvir ettiği The Drowned World’ü (1962) verilebilir. Frank Herbert’ün Dune (1965) serisi de gezegen çapında ekolojik dengesizlikleri ve kaynak kıtlığını işliyordu.
Bu üretimlerde, iklim değişikliği ve çevresel felaketler genellikle insanlığın kendi yarattığı sorunlar olarak tasvir ediliyordu. Karakterler bu yeni dünyaya uyum sağlamak veya onu değiştirmek için mücadele ediyorlardı. Aradaki farksa şu: Bu hikayeler, genellikle uzak bir gelecekte geçiyor ve bu yüzden okuyucular tarafından gerçek dünyadan oldukça ayrı olarak algılanabiliyor.
Türün evrimi: Margaret Atwood’un Deli A üçlemesi (2003-2013) gibi eserler, iklim değişikliğinin sonuçlarını daha yakın bir gelecekte işlemeye başlıyor ve durumun insanlık üzerindeki etkilerini daha tanıdık bir bağlamda ele alıyor. Bu ilerleyiş, çevresel sorunların artık uzak bir geleceğin meselesi olmadığını, günlük yaşamın bir parçası hâline geldiğini vurguluyor. Türün bu yöne doğru evrimi, okuyuculara iklim değişikliğinin aciliyetini ve önemini anlamaları için daha yakın bir perspektif sunuyor.

Dune (2021)
İklim-kurgunun bugünü ve eleştirisi
İklim-kurgunun gücü yalnızca hayalî dünyalar yaratmakla sınırlı değil. Örneğin Omar El Akkad’ın American War’u veya Lydia Millet’ın A Children’s Bible’ı, iklim krizini anlatının merkezine yerleştirerek okuyucunun empati duygusunu da buraya yönlendiriyor. Yani temsiller, güncel çevresel sorunları ve gelecekteki olası sonuçları irdeleyerek toplumsal farkındalığı artırmaya yardımcı olabiliyor. O hâlde bu durum uzun vadede iklim değişikliğine duyarlı olmayı da teşvik etmez mi?
Bangkok Wakes to Rain’in yazarı Pitchaya Sudbanthad, Amy Brady’e verdiği bir röportajda, çevresel sorunları ve iklim değişikliğini kurgulaştırmak için onu teşvik edenin ne olduğu sorusuna şöyle cevap veriyor:
2010 yılında Tayland’daki sel felaketlerini yaşamak ve ardından 2012'de Sandy Kasırgası'nın NYC’deki etkisini görmek, beni savunmasız insanlar ve yerler hakkında daha da endişelendirmişti. Sanırım romanımı da iklim endişesinin bir sonucu olarak görebiliriz. Hayal gücüm, insanlığın en acil varoluşsal sorununu nasıl dışarıda tutabilirdi ki?
Bir eleştiri olarak "ulusçu, eril ve antroposentrik": Pozitiflik atfedilebilecek temsiller bir yana, bazı eleştirmenler, türün bazen ulusçu, eril ve antroposentrik eğilimlere sahip olduğunu belirtiyor. Bu eleştirel bakış açısı, iklim-kurgunun sadece geleceği değil, mevcut toplumsal yapımızı ve değerlerimizi de sorgulaması gerektiğini vurguluyor. Dr. Magdalena Zofia Maczynska’nın çalışmalarının da işaret ettiği gibi, bu türün medeniyetin çöküşüne ve "vahşi"liğe dönüşe dair kültürel korkuları yansıttığı görülüyor.

Görsel: Ben Giles, Kaynak: The New York Times
Sentez: Kıyamet sonrası gelecek tasvirleri, çok da uzak değilmiş
İklim-kurgu, bir zamanlar kıyamet-sonrası, uzak gelecek tasvirlerine odaklanıyordu. Şimdilerde bu durumun ötesine geçerek iklim değişikliğinin varlığını nasıl yansıttığına dair bir anlatı oluşturuyor. Bu dönüşüm, iklim değişikliğinin uzak bir tehdit olmaktan çıkıp güncel ve her alana yayılmış bir zorluk hâline geldiği gerçeğini yansıtıyor. Durum, yiyecek fiyatlarından sosyal ilişkilere kadar her şeyi etkiliyor.
İklim-kurgu, insanlığın ortak geleceğine dair endişeleri ve umutları yansıtan bir edebî alan olarak ortaya çıkıyor. Dolayısıyla da türün iklim değişikliğiyle ilgili potansiyel gelecekleri görselleştirmeye ve konunun aciliyetini anlamaya yardımcı olduğu düşünülüyor. İklim-kurgu bu doğasıyla edebî bir tür olmanın ötesinde ekolojik kriz karşısında toplumsal bir bilinç ve eylem çağrısını da temsil ediyor. Bu bağlamda, iklim-kurgu eserleri, geleceğimizi şekillendirecek kararlarımız üzerinde düşünmek için bize değerli bir perspektif sunuyor.
İklim-kurgunun gittikçe popülerleşmesi: Margaret Atwood, Paolo Bacigalupi ve Ian McEwan gibi yazarların da etkisiyle ekolojik değişiklik ve sonuçlarıyla ilgili temaları ele alan bir roman türünün 21. yüzyılda gittikçe popülerleşmesi çok da şaşırtıcı değil. İklim-kurgunun artan etkisi, bu türün gerçek dünyadaki eylemlere ilham ve teşvik kaynağı olup olamayacağıyla ilgili tartışmalara yol açıyor.
Bütün bunları göz önüne alınca iklim-kurgunun "daha iyi" gezegensel gelecekler üzerine düşünmek için hayati bir rol üstlenebileceğini düşünebiliriz. Kısacası tür, iklim krizi hakkındaki umutları ve korkuları keşfetmek için güçlü bir temsil alanı sunmakla kalmayıp ilerlemenin yolunu çizen çeşitli seslere de mekan açıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
İklim-kurgu (cli-fi), özellikle son 10 yıldır ekolojik krizlerin etrafında şekillenen hikayelerle dikkat çekiyor.
17 Kas 2023

YAZARLAR

Alara Demirel
ANGST editörü

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Ekonomik baskılar ve belirsizlik, liderliği giderek operasyonel hedeflere ve bütçe takibine indirgiyor. Oysa teknolojik dönüşümden iklim krizine uzanan çok katmanlı bir dünyada stratejik öngörüden zihniyet değişimine, insan odaklı yaklaşımlardan değişim öncülüğüne uzanan yeni liderlik anlayışı, bugünü yönetmenin ötesinde geleceği okuyabilmeyi gerektiriyor. Peki liderler bu dönüşüme nasıl hazırlanabilir?

İnsanların hikayelerini çoğu zaman başarıları, kazandıkları ödüller ve kariyerlerindeki dönüm noktaları üzerinden anlatıyoruz. Peki sahip oldukları imkanlarla başkalarının hayatında neyi değiştirdiler? "Etki Alanı" yazı dizisinin ilk bölümünde doğduğu bölgede binlerce insana geçim kapısı açan ve milyonlarca çocuğa kitap ulaştıran bir program başlatan country müziğin en tanınmış isimlerinden Dolly Parton var.

İstanbul’da dere yatakları yıllar içinde beton, yol, sanayi tesisleri ve konutlarla kuşatılırken kentin doğal su yolları giderek daraldı. İmar kararları, plansız yapılaşma ve altyapı yetersizlikleri, şiddetli yağışları sel felaketine dönüştüren riskleri büyüttü. İstanbul’un kayıp dereleri, kentin doğayla kurduğu ilişkinin nasıl değiştiğini ve yağmur suyunun önündeki engellerin nasıl biriktiğini gözler önüne seriyor…

Deniz kabuğunun derinliklerinde yankısını dinleyen özne, kendi sesiyle birlikte dışarıdaki dünyanın çok sesli çağrısını da işitmeye başladığında, artık ne tamamen içeridedir ne de tamamen dışarıda... Kabuk, hapishanesi olmaktan çıkar, bir köprü hâline gelir. Ve bu köprüden geçenler, içeride biriktirdikleri yankıyı yanlarında götürerek, onu müşterek bir dünyanın inşasında kullanmayı öğrenirler.

Yıllar geçtikçe sorumluluklar, kariyer, statü ve güvenlik uğruna bir zamanlar karşı çıktığımız düzenin parçası olurken verdiğimiz tavizler giderek alışkanlıklara, alışkanlıklar da karakterimize dönüşebiliyor. Gündüz Vassaf’tan Étienne de La Boétie’ye, Žižek’ten Byung-Chul Han’a uzanan düşünsel bir hat üzerinden, düzenin dışına çıkamasak bile ona bütünüyle teslim olmadan kendimize ait özgürlük alanları yaratmanın önemi üzerine...




