

Dijital Türkiye Platformu ve KPMG ‘Dijitalleşme Yolunda Türkiye 2021’ raporunda dijitalleşme trendlerini inceliyor. Dijital Türkiye Platformu KPMG Türkiye tarafından yayımlanan ‘ Dijitalleşme Yolunda Türkiye 2021’ raporu, ‘Akıllı Otomasyon’ başlığı altında teknolojinin iş hayatı ve günlük yaşama katkısının en güncel örneklerini inceliyor. KPMG’nin yaptığı bir araştırmaya göre kurumların %94’ü yapay zeka kullanımının kuruluşlar arası rekabette çok önemli bir yeri olduğunu düşünürken %60’tan fazlası Akıllı Otomasyon teknolojilerini aktif kullandığını ifade ediyor. Ayrıca şirketlerin dijital stratejilerini oluştururken iş ve teknoloji odaklı dönüşümü bir arada düşünmesi, iş süreci ve uygulama modernizasyonu, düzenleme ve uyumluluk gereksinimlerini karşılaması, bilgi güvenliği ve etik konusunda gerekli tedbirleri yerinde ve zamanında alması, hem iş liderliğinde hem de teknoloji liderliğinde bütünsel bakış açısı ortaya koyması gerektiğinin altı çiziliyor. İş hayatında akıllı otomasyon kullanımın öncüsü RPA ; çağrı merkezleri, muhasebe ve kalite kontrol gibi bölümlerde karşılaşılan, sürekli tekrar edilen ve basit kurallara dayalı işlerdeki kuralların robotlara öğretilmesini ve uygulanmasını kapsarken çalışanların basit ve tekrarlanan işler yerine değer katabilecekleri işlere daha fazla vakit ayırabilmesini sağlıyor. RPA robotlarının yapay zeka teknolojisiyle buluşmasından ortaya çıkan Akıllı Otomasyon Robotları ; doğal dil işleme, derin öğrenme ve yapay zeka gibi gelişmiş öğrenme algoritmaları kullanarak, geçmiş veriyi analiz edebiliyor, yeni girdilerle kendilerini geliştirebiliyor. Bilgi işlem hizmetlerinin internet üzerinden sağlanarak daha hızlı yenilik, esnek kaynaklar ve ekonomik ölçeklendirme sunulması olan Bulut Teknolojileri ; kuruluşlara, BT kaynaklarının hacmini, bunlara erişimi gerektiğinde daha esnek ve gerçek zamanlı olarak ayarlayabilme; yeni çözümleri uygulamak için gereken zamanı da en aza indirebilme imkânı sunar. 2022'ye kadar genel bulut hizmetleri pazar gelirinin yaklaşık 362,3 milyar ABD dolarını aşması bekleniyor. Akıllı şehirlerin temel bileşenini oluşturan nesnelerin interneti teknolojisi(IoT) ; şehrin toplu taşıma, yeşil alanlar, yaya ve araç yolları, aydınlatmalar, hizmet altyapısı, hava durumu gibi birçok kamusal parçasını dijital veri toplama araçlarıyla birbirine entegre eder. Toplanan veriler analiz edilerek gündelik hayat kolaylaştırılır, aksamalar giderilir.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Uluslararası Para Fonu (IMF), Covid-19 salgını ile mücadele etmek ve küresel ekonomide ortaya çıkan ödemeler dengesi sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak amacıyla üye ülkelere toplam 650 milyar dolarlık SDR tahsisi gerçekleştirdiğini açıkladı.
• SDR nedir? Özel çekme hakları olarak adlandırılan SDR, 1969'ta IMF tarafından üye ülkelerin ihtiyaçlarına destek olmak için yaratılan faizli uluslararası bir rezerv para birimidir. Günümüzde 1 SDR, yaklaşık 1,42 dolara denk geliyor.
• Ne işe yarar? SDR tahsisi, merkez bankalarının brüt rezervlerini artırıyor. Bir merkez bankası, rezerv paraya ihtiyacı olması durumunda elindeki SDR karşılığında farklı ülkelerin merkez bankalarından rezerv para olarak kabul edilen para birimlerinden alabiliyor. Alınan rezerv para, belirli bir sürenin ardından faiziyle birlikte geri verilirken karşı taraf da SDR’ları iade ediyor.
• Tarihteki SDR tahsisleri: IMF, bugüne kadar 1970-72, 1979-80 ve son olarak 2009 yılındaki küresel kriz zamanında olmak üzere toplam 318 milyar dolarlık üç SDR tahsisi gerçekleştirdi. 23 Ağustos 2021’de gerçekleştirilen 650 milyar dolarlık SDR tahsisi, tarihteki en yüksek tahsis olma özelliği taşıyor.
• Nasıl dağıtılıyor? SDR tahsisleri, 190 üye ülkeye IMF sermayesindeki payları oranında dağıtılıyor. IMF, tahsisin yaklaşık 275 milyar dolarlık (193 milyar SDR) kısmının gelişmekte olan ve düşük gelirli ülkelere gitmesini planlıyor. En çok SDR tahsis edilen ülkeler arasında 112,6 milyar dolar ile ABD, 41,8 milyar dolar ile Japonya ve 41,3 milyar dolar ile Çin yer alıyor.
• Türkiye’nin payı: 1947 yılında IMF’e üye olan Türkiye’nin sermayedeki payı, %0,98. Bu da Türkiye’ye yaklaşık 6,4 milyon dolar (4,659 milyon SDR) tahsis edildiği anlamına geliyor.
• IMF’in açıklamaları: IMF Başkanı Kristalina Georgieva, tahsisin küresel ekonomik sisteme ilave likidite olanağı sağlayacağının, ülkelerin döviz rezervlerini artıracağının ve daha pahalı iç veya dış borçlara olan bağımlılıklarını azaltacağının taahhüdünü verdi. Öte yandan, SDR tahsislerinin 2021’in sonuna kadar her ülkede nüfusun en az %40’ının ve 2022’nin yarısına kadar en az %60’ının aşılanması hedefine de destek olacağı düşünülüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
NEREDE YAYIMLANDI?
IMF, 190 üye ülkenin döviz rezervlerini artırmak amacıyla 650 milyar dolarlık SDR tahsisi gerçekleştirdi. Zafer Havalimanı, satışa çıkarıldı. Hangi şirketler, çalışanlarına aşıyı zorunlu kıldı?
30 Ağu 2021

YAZARLAR

Nurefşan Kutlu
Business Editor

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir insanın “Ne iş yapıyorsun?” sorusuna iki cümleyle cevap verip daha fazlasını anlatma ihtiyacı duymamasıyla bir markanın neyi söyleyip neyi geride bırakacağını bilmesi, aynı olgunluk eşiğine işaret ediyor. Sadelik; hiçbir şey bilmemenin getirdiği bir sığlıktan değil, aksine çok şey bilip hepsinin ağırlığını tarttıktan sonra lüzumsuz olanları arkada bırakabilme cesaretinden geçiyor.

Nike’ın marka adı, onlarca yıldır “spor” kelimesiyle neredeyse eş anlamlıydı. Bu başarı, şirketi uzun yıllar borsanın favorileri arasında tuttu. Fakat son birkaç yılda ivme şaşırtıcı bir hızla tersine döndü ve şirket, yaklaşık 18 yılın ardından S&P 100 endeksine veda etmek zorunda kaldı. Peki ne oldu da dünyanın en güçlü spor markalarından biri, bu denli hızlı bir düşüşe sürüklendi?

Reklamcılık artık dikkat ekonomisinden niyet ekonomisine geçiş yapıyor. ChatGPT’nin test ettiği Sponsorlu Ajanlar, markaların tüketicinin karar verme konuşmasına doğrudan katılmasını sağlayan yeni bir katman açıyor. Kişiselleştirilmiş iknanın birim maliyeti neredeyse sıfıra inerken mesele, anlatının nerede durduğu ve kimin adına konuştuğunun her aşamada görünür olup olmamasında düğümleniyor.

Arama deneyimimizin yapısal olarak değişmeye başladığı aşikar. Artık sadece bilgi aramıyoruz, aynı zamanda alım kararlarımızı da yapay zekaya danışıyoruz. Ancak yeni denklem yalnızca GEO’dan ibaret değil: Araştırmalar, tüketicilerin yapay zeka önerilerinde hâlâ bağımsız insan deneyimine ve güvenilir üçüncü taraflara ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Markalar için de esas mesele, algoritmada görünmek kadar, algoritmanın güvendiği üçüncü taraf dünyasında sahici, tutarlı ve organik bir yer edinebilmekte yatıyor.

Matcha, protein barlar, iki malzemeli Japon cheesecake’i, Gigi Hadid makarnası, çiğ köfte suşi… Yiyecek trendleri, artık sosyal medyanın etkisiyle çok daha hızlı yayılıyor. Tedarik zincirleri ise bu hıza ayak uydurmakta zorlanıyor. Talep, dijital hızda büyürken çiftlikler ve fabrikalardaki tarım ve gıda üretimi, fiziksel sınırlar içinde kalıyor.




