İş dünyasında kadınlar: Eşitlik mücadelesi ve çözüm yolları


Metro Türkiye ile “Mutfağımızda Eşitlik Var” Metro Türkiye, ‘Mutfağımızda Eşitlik Var’ diyerek, iş yaşamında cinsiyet eşitliğini destekleyen uygulamalarına devam ediyor. 4 .500 çalışanının 1.400’den fazlası kadın olan şirket, üst düzey kadın yönetici oranıyla perakende sektörüne örnek teşkil ediyor. Şirket içerisinde toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini artırmak için eğitimler ve projeler gerçekleştiriyor. “Mutfağımızda Eşitlik Var” inisiyatifiyle kadınların karşılaştıkları engelleri aşmaları ve liderlik rollerinde daha fazla yer almaları destekleniyor. Kadın çalışanların potansiyellerini keşfetmelerine yardımcı olan “Kadın Liderlik Programı” ve yetkinliklerini artırmaları için kurulan “Ticarette Kadınlar” topluluğu faaliyetlerini sürdürüyor. Metro Türkiye, BM Kadını Güçlendirme İlkeleri (WEPS) doğrultusunda çalışıyor ve kadın liderlerin gelişimini destekleyen LEAD Network’e üyeliği bulunuyor. Kadın emeğinin ekonomiye ve sosyal hayata katılımına verdiği önemle 50’ye yakın kadın girişimci ve kooperatifle iş birliği yaparak bölgesel kalkınmaya katkı sağlıyor. Ayrıca, kadın şeflerin sektörde daha fazla yer almasını destekleyerek projelerinde onlara öncelik veriyor. Gastronometro’da dünyaca ünlü kadın şefleri ağırlayarak sektör paydaşları ve genç şeflerle buluşturuyor. Metro Türkiye'yle buradan tanışabilir, kariyer fırsatlarını ve çalışmalarını buradan inceleyebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
Yazı: Selen Okay Akçalı | Yanındayız Derneği
Kadınlar, iş dünyasında var olabilmek için sayısız engelle mücadele ediyor. Tarih boyunca kadınlar, toplumun onlara biçtiği rollerin dışına çıkmaya çalıştıkça, ya dirençle karşılaştılar ya da sürekli kendilerini kanıtlamak zorunda kaldılar. Günümüzde kadınlar eğitimde, iş hayatında ve liderlik pozisyonlarında daha fazla yer alsalar da, eşitlik mücadelesi hâlâ devam ediyor. Pandemi, ekonomik krizler ve sağ siyasetin yükselişi gibi küresel gelişmeler, kadınların kazandıkları hakları tehdit ederken, iş hayatındaki cinsiyet eşitsizliğini daha da belirgin hâle getiriyor. Peki, iş dünyasında kadınların önündeki temel engeller neler ve bu engeller nasıl aşılabilir?
Toplumsal cinsiyet rolleri ve stereotipler, kadınların iş hayatındaki görünmez duvarlarını inşa eden en temel unsurlardan biri. Kadınların belirli mesleklerde yoğunlaşması, liderlik rollerinde ise daha az yer almaları, büyük ölçüde bu rollerin bir yansıması. Kadınlar güçlü, kararlı ve iddialı olduklarında, toplumun onlara yüklediği "uyumlu ve fedakar" kalıbına sığmadıkları için eleştirilirken, aynı özellikler erkeklerde "liderlik yeteneği" olarak görülüyor. Bu durum, kadınların üst düzey yönetici pozisyonlarına ulaşmasını zorlaştıran cam tavan etkisini daha da pekiştiriyor.
Ancak kadınların kariyerlerinde karşılaştıkları engeller yalnızca işyerinde başlamıyor. İş-aile dengesi de kadınların işgücüne katılımını doğrudan etkileyen bir faktör. Çocuk bakımı, yaşlı ve hasta bakımı gibi sorumluluklar büyük oranda kadınların omuzlarına yükleniyor. İşyerlerinde esneklik eksikliği, kadınların profesyonel yaşamları ile kişisel sorumluluklarını dengelemelerini daha da güçleştiriyor. Birçok kadın, ailevi yükümlülükleri nedeniyle kariyerlerinde geri adım atmak zorunda kalıyor veya daha az talep gören, düşük ücretli işlere yöneliyor.

Bilinçaltı önyargılar ve işe alım süreçlerinde yaşanan ayrımcılıklar, kadınların yetkinlikleri ne kadar güçlü olursa olsun, onlara eşit fırsatlar sunulmamasına neden oluyor. Kadınların işgücüne dahil edilmesi konusundaki korumacı yaklaşımlar bile bu ayrımcılığı besliyor. "Kadınların evde çok fazla işi var, işte yeterince verimli olamazlar" veya "Annelik öncelikli olmalı" gibi kalıplaşmış düşünceler, kadınların işe alım süreçlerinde geride kalmasına yol açıyor. Hamilelik, doğum izni ve çocuk bakımı gibi doğal süreçler bile işverenler tarafından "yük" olarak görülüyor.
Ücret eşitsizliği, kadınların iş hayatında karşılaştıkları en somut adaletsizliklerden biri olmaya devam ediyor. Kadınlar, aynı işi yapmalarına rağmen erkek meslektaşlarına kıyasla daha düşük maaş alıyor ve terfi fırsatlarından daha az yararlanıyor. Ayrıca, sektörel dağılım da bu eşitsizliği derinleştiriyor. Kadınlar genellikle daha düşük maaşlı sektörlerde yoğunlaşırken, yüksek maaş getiren sektörlerde erkeklerin oranı daha fazla. Ekonomik kriz ve işten çıkarmalar söz konusu olduğunda da öncelikle kadınlar işgücünden çekiliyor.
Cam tavan ve kırık basamak engeli
Kadınların eğitim ve meslek seçimleri üzerindeki toplumsal baskılar, onların iş dünyasında yükselmelerini daha baştan sınırlandırıyor. Mühendislik, bilişim, finans gibi erkek egemen alanlara kadınların daha az yönlendirilmesi, kariyer seçeneklerini kısıtlıyor. Cam tavan kavramı, kadınların en üst düzey yönetim rollerine ulaşmasını engelleyen sistematik bariyerleri tanımlarken, cam uçurum sendromu ise kadınların özellikle kriz dönemlerinde başarısızlığa mahkûm edildikleri üst düzey pozisyonlara getirilmesini ifade ediyor. Bu tür yapısal engeller, kadınların kariyerlerinde sürdürülebilir başarı elde etmelerini zorlaştırıyor.
Kırık basamak engelini de göz ardı etmemek gerekir; bu tabir, kadınların ilk kez yöneticiliğe terfi ettirilmesi noktasında görülen “uçurumu” tarif ediyor. İlk aşama müdürlüğe terfi ettirilen erkeklerin sayısı daha fazla. Cam tavana ulaşmadan önce, merdivenin en başındaki ‘kırık basamağın’ aşılması, kadınların önündeki en kritik engellerden biri olarak öne çıkıyor.
İş dünyasında kadınların karşılaştığı bir diğer önemli engel ise profesyonel ağlara erişimde yaşadıkları dezavantaj. İş dünyasında güçlü ağlar kurmak, terfi süreçlerinde ve yeni iş fırsatlarında kritik bir faktör. Ancak erkek egemen sektörlerde kadınların bu ağlara erişimi sınırlı kalabiliyor. Erkekler arasında kurulan iş ilişkileri, kadınların iş dünyasında ilerlemesini zorlaştırıyor. Mentorluk eksikliği de bu sorunu derinleştiren unsurlar arasında. Kadınlar, kariyer gelişimlerinde yol gösterici mentor ve destekleyici liderlerden yeterince faydalanamıyor.
Cinsiyet temelli şiddet ve taciz ise kadınların iş hayatında karşılaştıkları en ciddi tehditlerden biri. İşyerlerinde cinsel taciz ve psikolojik baskılar, çoğu zaman görmezden geliniyor ya da kadınların kariyerleri pahasına susmaları bekleniyor. Kadınlar, maruz kaldıkları tacizi dile getirdiklerinde "abartmakla" suçlanabiliyor ve profesyonel itibarları zarar görebiliyor. Bu durum, kadınların kendilerini güvende hissetmeden çalışmak zorunda kaldıkları toksik iş ortamlarını sürdürüyor.
TÜİK verilerine göre, kayıt dışı çalışma kadınlar arasında daha yaygın bir sorun olarak öne çıkıyor. Bu durumun temel sebeplerinden biri, köyden kente göç eden kadınların kayıtlı iş imkânlarına erişimde yaşadığı zorluklar. Kent yoksulluğuyla mücadele etmek zorunda kalan kadınlar, sosyal güvenceden yoksun, düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Öte yandan, birçok işveren de işletme maliyetlerini düşürmek adına kadın işgücünü kayıt dışı istihdam etmeyi tercih ediyor.
Araştırmalar, genç kadınların işyerinde yaş ayrımcılığına daha fazla maruz kaldığını gösteriyor. Yaş temelli haksız muamele genellikle yaşlı yetişkinlere yönelik bir sorun olarak algılansa da, gençler de bu ayrımcılıktan ciddi şekilde etkileniyor. Özellikle genç kadınların yaklaşık yarısı, yaşlarının kariyerlerini olumsuz yönde etkilediğini belirtiyor.
Öte yandan, yeni nesil erkeklerin cinsiyet eşitliği konusuna ilgisinin azaldığına dair bulgular dikkat çekiyor. Z kuşağı erkekleri, toplumsal cinsiyet eşitliğini kendilerinden önceki nesillere kıyasla daha az önemsiyor ve bu konuda değişim için aktif bir baskı oluşturma eğiliminde değiller.

Yasal düzenlemeler güçlendirilmeli
Tüm bu sorunlara karşı atılabilecek adımlar yalnızca kadınlar tarafından değil, kurumlar ve devlet politikaları aracılığıyla da desteklenmeli. İşyerlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi gerekiyor. Şirketler, işe alım ve terfi süreçlerini daha şeffaf hâle getirerek ve düzenli ölçümleme yaparak cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırabilir. Kadınlara yönelik ücret eşitsizliğini gidermek için maaş politikalarının gözden geçirilmesi şart. İş-aile dengesini sağlayacak kreş ve bakım hizmetleri sunulmalı, ebeveyn izinleri kadın ve erkekler için eşit hâle getirilmeli.
Kadınların iş dünyasında güçlenebilmesi için mentorluk programları yaygınlaştırılmalı, kadın girişimciler desteklenmeli ve profesyonel ağlar oluşturulmalı. Medyanın toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik eden bir dil kullanması, kadın liderlerin görünürlüğünü artırarak toplumsal dönüşüme katkı sağlayabilir.
Kurumların kültürlerini saygı ve kapsayıcılık temelinde inşa etmesi büyük önem taşıyor. Araştırmalar, kadınların liderlik potansiyelinin sıklıkla göz ardı edildiğini ve sistematik olarak reddedildiğini ortaya koyuyor. Bu durum, iş dünyasında kadınların ilerlemesini engelleyen en büyük yapısal sorunlardan biri olarak öne çıkıyor.
Kadınların sosyal hakları konusunda bilinçlendirilmesi kadar, erkeklerin de bu dönüşüm sürecine aktif olarak katılması gerekiyor. Erkeklerin zihin dönüşümünü tetikleyecek ve eyleme geçmelerini sağlayacak eğitim ve atölyelere dahil edilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasında kritik bir rol oynuyor. Bu noktada, Yanındayız Berber Dükkanı sohbetleri ve Söylemini Değiştir eğitimleri, erkekler arasında farkındalık yaratmayı amaçlayan, doğrudan erkekler arası diyaloğu teşvik eden interaktif atölye örnekleri olarak dikkat çekiyor.
Aynı zamanda erkeklerin de bu sürece aktif olarak katılımını teşvik etmek, çoğunluğu erkeklerden oluşan üst düzey yöneticilerin, kadınların iş hayatındaki gelişimlerini desteklemesini sağlamak önemli adımlardan biri. Cinsiyet eşitliği yalnızca kadınların mücadelesi değil, tüm toplumun ortak sorumluluğu. Gerçek değişim, erkeklerin de bu sürece dahil olmasıyla hatta değişimin öncüsü olmalarıyla mümkün olacak.
Günümüzde politik trendler her ne kadar çeşitlilik ve kapsayıcılık uygulamalarını yavaşlatma eğiliminde olursa olsun, 1997-2012 yılları arasında doğan Z kuşağına mensup çalışanların kendi değerleriyle örtüşen kurumlarda çalışmak istediklerini ortaya koyan çok sayıda anket var. Çeşitlilik programlarında değişiklik yapacağını duyuran şirketler genç personeli işe almakta zorlanıp rekabet avantajlarını kaybedebilirler. İngiltere 30% Club Baskanı Pavita Cooper, “En iyi yetenekler için verilen savaş bitmiş değil ve onlar için önemli olan da bu” diyerek konunun önemini vurguluyor.
Kurumlar ve hükümet politikaları bir yana, dönüşümün anahtarı ve belki de en zorlu kısmı bireylerde. Cinsiyetçi şaka ve söylemlerden uzak durmak, savunulan değerleri günlük davranışlara yansıtmak, babalık ve erkekliği yeniden tanımlamak veya işyerindeki kutlamalarda pasta ve çay servisini gönüllü olarak üstlenmek bile bu dönüşümde küçük ama etkili bir adım olabilir. Toplumsal cinsiyet eşitliği, ancak farklı bir erkeklik anlayışıyla mümkün olabilir.
Kadın ve erkeğin toplumdaki, iş hayatındaki, evde ve aile içindeki rolü, karşılıklı ilişkileri üzerine düşünmek ve bireysel tutumlarımızı gözden geçirmek, bu dönüşümün temel taşlarını oluşturuyor. Yanındayız Skorun Kaç? Testi, toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki farkındalığınızı ölçerek kişisel eylem planınızı oluşturmanız için bir başlangıç noktası sunuyor. Sizleri de bu dönüşüme katılmaya davet ediyoruz.
🔗 Yanındayız Skorun Kaç? Testi
Selen Okay Akçalı
Selen Okay Akçalı kimdir?
Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan bir sivil toplum gönüllüsü ve teknoloji girişimcisi olan Selen Okay Akçalı, Türkiye’de erkeklerin toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesine dahil olmasını sağlayan ilk ve tek kuruluş olan Yanındayız Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanıdır. Endüstri Mühendisi olan Akçalı, kariyerini telekomünikasyon ve perakende sektörlerinde sürdürdükten sonra, iş dünyasında toplumsal cinsiyet eşitliği konusuna giderek daha fazla ilgi duymuş ve modern iş yaşamında kadınların rolü üzerine araştırmalar yapmaya başladı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Paretoİş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü geride bıraktık. Pareto'nun bu sayısında kadınların iş dünyasındaki eşitlik mücadelesini, karşılaştıkları sorunlar ile çözüm yollarını, KAGİDER ve Yanındayız Derneği gözünden sizlere aktarıyoruz.
09 Mar 2025

YAZARLAR

Pareto
İş dünyasından içgörü, sektör analizleri ve gelecek öngörüleri her pazartesi ve perşembe e-posta kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR
Almanya merkezli yemek teslimatı platformu Delivery Hero, yakın zamanda Uber'in satın alma teklifini kabul ettiğini duyurdu. Masaya konulan 14,8 milyar dolarlık teklif, ilk bakışta şirketin son yıllarda büyük bir atılım yaptığı teslimat pazarındaki yeni bir satın alım gibi görünse de aslında Uber’in yıllardır adım adım ördüğü çok daha büyük bir dönüşümün son halkasıydı.

Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren yeni kurallara göre, tekstil sektöründeki devasa israfı önlemek amacıyla büyük moda markaları bundan böyle satılamayan giysi ve ayakkabıları imha edemeyecek. Her yıl Avrupa’da satılamayan tekstil ürünlerinin yüzde 9’u çeşitli yöntemlerle imha ediliyordu. Satılmayan ürünleri için önce indirimli satışlar, alternatif satış kanalları ve farklı pazarlar kullanılacak, şirketler ürünleri hayır kurumlarına veya sosyal girişimlere bağışlayabilecek.

Gün bittiğinde o yapılacaklar listesindeki bütün tikleri atmış olmak profesyonel hayatın gereği olabilir. Müşterinizin, yöneticinizin memnuniyeti elbette önemli… Ancak bir şekilde kendi düşüncelerinizle baş başa kalma lüksünü bulabildiğiniz bir an olursa kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: "Bugün sadece önüme yığılan işleri mi erittim, yoksa ortaya gerçekten bana ait bir şeyler koyabildim mi?"

Polaroid, üst üste ikinci yaz kampanyasını da yapay zeka karşıtı hissiyata ayırdı. Markanın sahillerdeki billboardlara yerleştirdiği reklamları "Veri merkezleri hepsini içip bitirmeden gidip denize atla" diyor; "yapay zekanın parmaklarımızın arasındaki kumu üretip üretemeyeceğini" sorguluyordu. Peki teknoloji liderlerinin kendilerini "tastewashing" ile yeniden paketlemeye çalıştığı bir dönemde markaların yapay zekayla mesafesi nasıl inandırıcı olur?

Ticaret Bakanlığı, yerli üretimi desteklemek ve cari açığı azaltmak amacıyla pek çok ithal üründe ek gümrük vergisi oranlarını artırdı. Her ne kadar bu düzenlemeler iç pazarda Çin ürünlerinin oluşturduğu haksız rekabetten kaynaklanan dezavantajları gidermeye yönelik olsa da, tüketiciye etkisinin zam olarak yansıyacağı beklentisi hâkim. Kur baskısıyla ithalatın üretmeye göre daha avantajlı olduğu Türkiye’de alınan bu kararların enflasyonla mücadeleye, cari açığın düşürülmesine ve yerli üretime etkileri ne olacak?



