İstanbul çağdaş sanatında şehir ve dönüşüm


Samsung
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Küreselleşmenin getirdiği ve bir önceki yüzyıla göre bambaşka idealler sunan sosyo-ekonomik politikalar, 20. yüzyılda şehirleri endüstrileşme bağlamından farklı şekillerde öne çıkardı. Yüzyıllardır dünyanın önemli şehirlerinden biri olmuş İstanbul da bu dönüşümden payına düşeni aldı. Peki çağdaş sanatçılar bu dönüşümü nasıl okuyor?
İletişim ve ulaşım teknolojilerinin ışık hızıyla geliştiği bir dönemde insan hareketliliği -pandemi sekteye uğratsa da- çok daha karmaşık bir hâle geldi ve bu da şehirleri kültür ve turizm açısından birbirleriyle yarışır duruma soktu. Bu rekabetten bahsetmemin sebebi, rekabetin bu dönüşümün en önemli katalizörlerinden biri olması. Tüketilebilir birer meta olarak yeniden organize edilen şehirler, bu organizasyon sırasında yaşanan politik çatışmalar, bu alanlara yapılan kitlesel akınlar ve bunların sonucunda mega dönüşüm projeleri, soylulaşan mahalleler ve çehresi değişen bir şehir… Şehirde dramatik bir biçimde yaşanan sosyal, kültürel ve mekânsal dönüşüm sürecinde pek çok sanatçı bu alana dokunarak üretiyor. Bundan hareketle İstanbul’da süregelen kentsel ve kültürel dönüşümü ve bu dönüşüm sürecinde akıllardan silinmemesi gerektiğini düşündüğüm toplumsal anılarımızı konu eden beğendiğim işleri sizinle paylaşmak istiyorum. Yerim şimdilik iki sanatçı ve iki işi paylaşmaya yetti; ama yenilerini gördükçe ya da arşivleri alt üst ettikçe yeniden yazacağım.
Gülsün Karamustafa: 1970’lerden bu yana üretim yapan bir sanatçı. Sinemadan resme, enstalasyon çalışmalarından fotoğrafa farklı pratikler aracılığıyla özellikle “göç, kimlik ve bellek” kavramları üzerine düşündürüyor beni. Bu kavramların şehirdeki dönüşümü gözlemlemek, anlamak ve ortaya koymak için ne kadar önemli olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Gülsün Karamustafa’yla ilk kez 2005 yılında ürettiği Meydanın Belleği çalışmasıyla tanımıştım, tabii üretildiği yıldan çok sonra. Çalışma, 1928’de Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın Taksim Meydanı’na dikilmesiyle birlikte meydanın ve dolayısıyla şehrin belleğini bize meydana yakın oturan bir ailenin oturma odasından aktaran bir video film aslında. Videoda tanıklık ettiğimiz görüntüler anıtın dikilişinden sonra 6-7 Eylül 1955’e, oradan 27 Mayıs’a, 1 Mayıs 1977’ye ve Tarlabaşı Bulvarı’nı yapabilmek için yapılan istimlakte yıkılan tarihî evlere uzanıyor.
Zeynep Dadak: Son işi olan Ah Gözel İstanbul’u aslında çok yakın bir dönemde fark ettim, farklı işleri ve çokça ödülü varmış. Şu an hâlâ New York Üniversitesi Sinema Çalışmaları Bölümü’nde doktora çalışmalarını yapıyor. Ah Gözel İstanbul ise yukarıda bahsettiğim küreselleşme bağlamından çok öncelere götürüyor izleyeni. 17. yüzyılda yaşayan seyyah Yeremya Çelebi Kömürciyan’ın 17. Asırda İstanbul Tarihi adlı 350 yıllık eserini bir rehber olarak alıp şehri uçtan uca yürüyoruz filmde. Aslında türü kurmaca belgesel olarak adlandırılıyor. İki yıl boyunca kitabı satır satır okumuş, şehri semt semt gezmiş Dadak. Ve beni “O dönemden bu döneme ne kaldı ki?” diye sorguladığım bir anda en çok düşündüren sanatçının şu açıklaması oldu: “Şehre 15. yüzyılda gelen Ermeni nüfusunun yerleştiği ilk yer olan Kumkapı’nın bugün hâlâ capcanlı bir göçmen semti olmasının şaşkınlığından, Yedikule Bostanları’nın asla kaybolmayan büyülü atmosferine, Kömürciyan’ın mezarını ararken Hrant Dink’in mezarıyla karşılaşmanın acısından, geçirdiği tüm yıkımlara rağmen İstanbul’u yeniden bir su şehri olarak hayal edebilmenin coşkusuna, pek çok farklı duygudan geçtim.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Çağdaş sanatın gözünde şehrin dönüşümü, fabrikadan alışveriş merkezi, sokak yemekleri, İstanbul'un yüzleri
24 Oca 2021

YAZARLAR

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Bir devleti, kendi çağında kendine verdiği adla mı anmalıyız, yoksa sonradan yakıştırılan adla da anabilir miyiz? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yok. Ancak şunu bilmeden sağlıklı bir tartışma yürütülemez: Bizans, Doğu Roma’nın kendine verdiği bir ad değildir. Bu da bizi daha büyük bir soruya götürür: Tarihi kim anlatıyor, hangi kelimelerle ve neden?

Kar-kış demeden güne Boğaz'ın soğuk sularına atlayarak başlayan İstanbulluların sayısı her geçen gün artıyor. Sarayburnu'ndan Suadiye'ye, oradan Bebek'e, şehrin farklı noktalarından denize giren bu cevval yüzücüler arasında Kapalıçarşı esnafından eski bankacılara, lisanslı sporculardan hiç yüzme bilmeyenlere pek çok farklı profil var. Ortak noktaları ise üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede denize sırtlarını dönmeyi reddetmeleri...



