Büyük Şehirler Nereye Gidiyor?


N Kolay, İstanbul Film Festivali’nin yanında
İstanbul’da Nisan ayı bir başka… İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Film Festivali, şehri 1984’ten bu yana her Nisan ayında anlatmaya değer hikâyelerle, seyretmeye değer görüntülerle zenginleştiriyor. Bu yıl…
Daha fazlasını öğren →
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İstanbul gibi vakaların hızla yayıldığı şehirlerin tam kapanması gündemde. Kulağımda bir bunu söyleyen haberler var bir de Sezen Aksu’dan “Hadi Bakalım”. Ben, bu bir hikâyeyse burada bir kum tanesi görevi görürken dünyanın geri kalanında büyük şehirlerin pandemiyle beraber kalıcı çözümler bulması gerekiyor. Örneğin, büyük şehirler toplu ulaşımı kullanan yolcu sayılarının ve gelirinin azalmasıyla zor duruma düşüyor. Ama sadece bu da değil; şehirlerin kentsel donatıları, yeşil alanları ve sosyal hizmetler açısından yeterlilikleri sosyoekonomik açıdan adaletsizlikleri daha da belirginleştiriyor.
Paris - 15 Dakikalık Şehir: Büyük şehirlerin adaptasyon için daha önceki stratejik planlarının izinden giderek oradaki uygulamalara öncelik vermesi gerekiyor. Hemen aklıma gelenlerden biri Paris’e ait. Yerel yönetim geçtiğimiz yıl dikkat çeken bir proje örneği üzerine çalıştığını duyurdu: 15 Dakikalık Şehir (15-Minute City). Proje, her yerleşim yerinin yayan veya bisikletle 15 dakikalık mesafelerde ulaşabileceği donatıları ve sosyal hizmet alanlarını tamamlayacağı anlamına geliyor. Ayrıca bu kişilerin ikamet ettiği semtlerde daha çok zaman geçirmesi ve onunla tanışması anlamına geliyor. Bu gerçekleşirken semtin gerçek bir yerlisi olunuyor. Ayrıca proje uygulamalarıyla merkezlerin yüklendiği kalabalığı da hafifletmesi bekleniyor. Yani herkes yürüyerek mahallesinin olanaklarından faydalanabilecek. Kimi şehirlerde yürüyüş veya bisikletle tepilecek yolun zamanı değişiyor, bu da sloganlara yansıyor. Örneğin, Melbourne uzun zamanlı bir proje olarak 15 değil de 20 Dakikalık Şehir olmayı hedefliyor. Milano, Madrid, Edinburgh ve Seattle ise Paris’in izinden gideceğini açıkladı.
Melbourne'ün pilot uygulamaları için yol haritasıKaynak: planmelbourne.vic.gov.au
Nasıl? Uygulama, iklim kriziyle mücadelede şehirlerin uyumlanması için çalışan C40 Şehirleri isimli komite özelinde de bir çözüm olarak gösteriliyor. Bilmeyenler için belirtmek gerekir: İstanbul da bu komitedeki şehirlerden biri. Uygulamalar şehirlerin önceliği ve bütçelerine göre değişmekle beraber bisiklet yollarının yapılması ve taze meyve-sebzeye ulaşılabilmesi için marketlere yer açılmasıyla başlıyor. Yeşil alanlar ve sağlık birimleri de hemen arkasından geliyor. Kültür sanat yapılarının da göz önünde bulundurulduğu planlar, affordable housing denilen herkesin bütçesine uygun, karşılanabilir konutların inşasını da kapsıyor. Bizim en sık karşılaştığımız örneklerinden biri TOKİ.
Kimse göz ardı edilmiyor: Dijitalleşmeye ihtiyaç duyan akıllı şehir uygulamaları, analog çalışanları acele bir öğrenimin kucağına bıraksa da buna değiyor. Çünkü bir türlü öncelik bulamayan bar, restoran gibi işletmeleri de önemsiyor. Geçtiğimiz haziran ayında, New York’taki 6 bin 500 restoran, kimi kaldırım ve sokakların işgaline müsaade ederek açık alan kullanımını teşvik eden kararlara binaen yetkili birimlere başvurdu.
Peki, İstanbul? Bu “gözel şehrin” C40 gibi komitelere sunduğu bir çalışması var mı emin değiliz çünkü herhangi bir makalede ismi geçmiyor. Fakat yerel medyada başlıklar altında bulabileceğimiz bazı rakamlar var. Benim için dikkat çekenlerden bir tanesi yatırımın yapıldığını bildiğimiz toplu taşıma rakamları üzerine. İstanbul Planlama Ajansı’nın resmî dergisinin ilk sayısında verilen bilgilere göre, İstanbul’da aralık ayındaki günlük yolculuk sayısı ortalama 2.642.102. Bu rakamın sadece bir ay öncesinin ortalamasından yüzde 23 az olduğunu belirtelim. Hava kirliliğini artıran özel araç kullanımı hızla artarken yeni toplu taşıma rotalarının açılmasına ve mevcut toplu taşıma araçlarının kimi saatlerde doluymuşçasına çalışmasına ihtiyacımız var. Yani, biraz zarar etmeye devam edilse de bu toplum sağlığına yapılan bir yatırım olarak geri dönüyor. Ayrıca yeşil alanların iyileştirilmesi ve sağlık hizmet binalarının artırılması veya hâlihazırda kullanılanların teknik iyileştirmelere tabi olması gerekiyor ki bu da yine duyurularda karşımıza çıkan haberlerde bulunuyor. Fakat İstanbul gibi kalabalıklara ev sahipliği yapan bir şehrin “kaç dakikalık mesafelerde birer bütün olacağı” konusu henüz ajandalardan basına yansımıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
"Burası çok gürültülü. Daha sakin bir yere geçelim mi?" İstanbul gündemi: Gürültü kirliliği, şehirde yalnızlık, 15 dakikalık şehirler.
11 Nis 2021

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ara Güler’in objektifinden kalan İstanbul’u bütünüyle geri getirmek mümkün değil. Sokaklar değişti, bazı yapılar ortadan kalktı, kıyılar başka işlevler kazandı. Ara Güler’in ölümünün 8. yılında fotoğraflarına yeniden bakmak, yalnızca eski günleri anmak için değil, yaşadığımız kenti sorgulamak için de bir fırsat.

Bir zamanlar iyi geldiği için adı "terapi" konan bölgelere sahip bu şehir, bugünlerde çoğumuzun psikolojisinin bozulmasının sebeplerinden biri hâline gelmiş gibi. Belki de sorun İstanbul’un yalnızca çok kalabalık olması değildir. Belki sorun, İstanbul’un bize kendimiz için giderek daha az yer bırakması. Belki mesele yalnızca trafik değil, gürültü değil, nüfus değil, beton değil. Bütün bunların arasında kendimize ait küçücük bir alan bulamamak.

Dört yıllık tadilatın ardından yeniden açılan Eski Şark Eserleri Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin geniş koleksiyonundaki hikayelerin peşine düşmek için İstanbullulara bahane oldu. Dört bin yıllık bir aşk şiirinden Assur’un süslü cinlerine, Midillili bir köpeğin mezartaşından müze bahçesindeki altı Bizans, üstü Osmanlı çeşmesine, bu kez hemen akla gelen başyapıtlarla değil, ilk bakışta gözden kaçabilecek ilginç hikayeler eşliğinde geziyoruz müzeyi.

İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.




