İstanbul’dan evrensel sahnelere: The Flabbies’le sohbet

2015'te iki çocukluk arkadaşı, Oğuz Kont ve Sarp Dağlar Şahin tarafından kurulan The Flabbies'le 20 Şubat'taki Blind İstanbul konserlerinden önce grubun son albümü ALIVE, trio formata geçişin etkileri ve müzikal yolculuklarını konuştuk.
İstanbul’dan evrensel sahnelere: The Flabbies’le sohbet

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

The Flabbies, 2015 yılında İstanbul’da iki çocukluk arkadaşı Oğuz Kont ve Sarp Dağlar Şahin tarafından kuruldu. Uzun yıllar birlikte farklı projelerde yer alan ikili, ilk teklileri Gentrification’ı ve ardından üç şarkılık bir EP yayınlayarak müzikal yolculuklarına başladı. Zamanla duo, Can Sürmen’in davullardaki katılımıyla trio formata geçiş yaptı.

20 Şubat’ta (bugün) Blind İstanbul’da verecekleri konser öncesi The Flabbies ekibiyle grubun müzikal yolculuğu, İstanbul ve Türkiye müzik sahnesinin etkisi, canlı performanslar ve şarkı yazımı üzerine konuştuk. Aşağıda pandemi sürecinde müziklerini ve performanslarını nasıl adapte ettiklerini, "yabancı bir grup" olarak algılanmanın müziğe ve grup kimliğine etkilerini, üretkenliklerini nasıl sürdürdüklerini ve müziklerinin farklı kültürlerdeki insanlarla nasıl bir bağ kurduğunu merak ediyoruz. 

Fotoğraf(lar): Mete Kaan Özdilek

Grubun son albümü ALIVE’ın canlı performanslardaki sunumu, trio formata geçişin etkileri ve yer alsalardı hangi indie film soundtrack’lerinde yer alırlardı gibi soruların cevapları, bugünün konusu.

The Flabbies olarak müzikal yolculuğunuzda İstanbul ve Türkiye’deki müzik sahnesinin üzerinizdeki etkisi neydi? Canlı performanslarınıza bu etki nasıl yansıyor?

İstanbul ve Türkiye’deki müzik sahnesinin bizim üzerimizde olumlu ve motive edici etkisi olduğunu söylemek isterdik fakat tam aksi bir durum söz konusu. Müzik sektöründe hem bireysel hem kolektif düzeylerde yeterince engellerle karşılaşıyorken bir de sektörün içinden "Sizin de işiniz zor bu tarz müzikle" cümlelerini duymak yıpratıcı oluyor. Biz bu sebeple her konserde dinleyicimize ayrı bir deneyim sunarak enstrümantal müzikte canlı performansın ne kadar etkili olabildiğini göstermeye çalışıyoruz.

Canlı performanslarınız, şarkılarınızı yazarken nasıl bir etki yaratıyor? Sahnedeyken yeni fikirler buluyor musunuz?

Biz her konsere yeni bir şov olarak bakıyoruz. Dolayısıyla üretim sürecinde konsere gelenlerin maksimum seviyede eğlenebileceği ve dış dünyadan soyutlanabileceği bir atmosfer yaratmaya çalışıyoruz. Sahnede yeni bir şey düşünmek yerine hazırladığımız şova odaklanarak en iyi performansı aktarmaya çalışıyoruz. Bu süreçte ürettiğimiz sound konusunda canlı performanslar bize ilham veriyor tabii.

Yeni albümünüz ALIVE’ın canlı performanslarınızda dinleyicilere sunumu nasıl olacak? 

İkinci stüdyo albümümüz ALIVE çıktığı günden beri şarkılar canlı performansta bambaşka bir noktaya geldi. Bizce parçalar kaydedildikten sonra da yaşamaya devam ettiği için parçaların üzerinde devamlı çalışıp onları var olduğundan daha üst bir noktada konumlandırmaya çalışıyoruz. Bu sebeple canlı performanslarımız sound olarak stüdyoda kaydettiğimiz albümlerden çok daha farklı bir noktada mesela. O yüzden dinleyicilerimizi özellikle konserlere davet ediyoruz, parçaların yolculuğuna birlikte çıkabilmek ve o evrimi birlikte deneyimleyebilmek için.

Grup olarak duo formattan trio formata geçiş yapmanızın canlı performanslarınıza etkisi nedir? Can Sürmen’in katılımıyla sahnede neler değişti?

Can’ın gruba katılması her şeyden önce bizi oldukça pozitif yönde etkiledi. Enerjisi ve tecrübesiyle uzun yıllar hayalini kurduğumuz sahne performansını sergileyebilecek duruma geldik. Sound olarak da daha zenginleştiğimize ve renklerimizin arttığına inanıyoruz.

Pandemi süreci canlı müzik performanslarına büyük bir darbe vurdu. The Flabbies olarak bu süreçte müziğinizi ve performanslarınızı nasıl adapte ettiniz?

Pandemi süreci genel olarak zorluydu. Başlarda herkes gibi biz de ne yapacağımızı uzunca bir süre düşündük ve kısa sürede yeni bir albüm, yeni bir sound’un bize iyi geleceği kararına vardık. Farklı yöntemler ve ufuklara açılma konusunda vizyonumuzu genişlettiğimiz ve ekip üzerine bolca kafa yorduğumuz bir dönem oldu. Ve bu süreçte ALIVE albümünün tohumlarını attık. 

The Flabbies olarak “yabancı bir grup” olarak algılanmanızın müziğinize ve grup kimliğinize etkisi var mı? Müziğinizin farklı kültürlerdeki insanlarla bağ kurmasını sağlayan öğeler neler?

Yabancı bir grup olarak algılanmamız bizim tarafta bolca şakalara mahal veriyor tahmin edileceği üzere. Instagram üzerinden Türkiye’den dinleyicilerimizden İngilizce mesajlar ve istekler aldığımız ve "Biz Türk'üz ya aslında" dediğimiz bolca an oldu. 

Müziğimizin farklı kültürlerdeki insanlarla bağ kurmasının temel sebebi, enstrümantal olması bizce. Ön planda sözlerin olmayışı farklı ülkelerden ve farklı kültürlerden birçok insanı bir araya getiriyor. Etiketlerin ve basmakalıp tür kıstaslarının dışına çıktığımız bir dünyada eklektik ve bağımsız olmak insanlarda rezone ediyor bizce. Bir çizgiye sahip olup eriyen potada buluşmak bu yine de ve insanlar bundan zevk alıyor, böyle olunca müziğiniz sınır tanımaz bir hâle geliyor.

Müzikal üretkenliğinizi ve yaratıcılığınızı nasıl sürdürüyorsunuz? Yeni şarkılar yazma ve albümler hazırlama sürecinizde sizi en çok ne motive ediyor?

Enstrümantal müzik yapmanın en güzel yanı bu. Günlük hayatlarımızda yaşadıklarımız bizi üretmeye sevk ediyor. Bunları sözlü anlatmak yerine hislerimizle ortaya koyuyoruz. 

Yeni şarkı yazma sürecinde bol bol sohbet ediyoruz ve ortak bir histe buluşuyoruz. Bunun sonucunda şarkılar kendiliğinden geliyor.

Şarkılarınız beni bir indie filmin soundtrack’indeymişim gibi hissettiriyor. 2010’ların modasının yeniden canlandığı bir dönemdeyiz, o yüzden soracağım: Şarkılarınızı bir film müziği gibi düşündüğünüzde, hangi indie filmin soundtrack’inde yer almak isterdiniz?

Sean Baker’ın Florida Project filminde ilk albümümüzden parçalarla yer almak ya da Her filminde bir şarkımızı duymak güzel olabilirdi.

🎫 Editörün notu: The Flabbies, 20 Şubat’ta Blind İstanbul’da. Detaylı bilgi burada.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Alara Demirel

ANGST editörü

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?
Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni