‘İyi bir komşu’ SAHA Derneği gibi olabilir

SAHA Studio, 9. dönem sanatçılarının çalışmalarını 25-28 Haziran’da İMÇ’deki mekanında izleyiciyle buluşturdu. Bu vesileyle derneğin direktörlüğünü yürüten Serra Yentürk ile SAHA’nın çağdaş sanat alanındaki destekleri, kurduğu bağlar ve yarattığı karşılaşmalar üzerine konuştuk.
‘İyi bir komşu’ SAHA Derneği gibi olabilir

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İMÇ 5. Blok’un arka merdivenlerinden çıkarken aklımda, 2000’lerin başında Bursa’da bir tekstil fabrikası var. Büyük yumoş makineleri, rengarenk bobinler, paketlenip bir köşeye atılmış beşli yumaklar ve kartelalar arasında gezinen küçük bedenim, bir hafta sonu macerası için babasının peşine takılmış. 

  • İMÇ’nin kendi içinde bir düzene sahip renkli dünyasında geçmişi adımlayıp, SAHA Studio’nun kapısından girdiğimde Mathilde Melek An’ın anılarıyla yüz yüze geliyorum. 2000’lerin başında babasının İMÇ kompleksinin 4. Blok’unda konumlandırdığı tekstil şirketinin arşivleri, Mathilde’in sayfalarını çevirdiği kumaş bir kartelaya işlenmiş. Çocukluklarımız karşılaştığında bir kez daha kendime tekrar ediyorum: Sanatın gücü bu, duygudaşlık.

SAHA Studio, 9. dönem sanatçılarının çalışmalarını 25-28 Haziran’da İMÇ’deki mekanında izleyiciyle buluşturdu. Ocak-Haziran arasındaki altı aylık süreçte SAHA Studio’nun konuğu olan beş sanatçı, Mert Acar, Mathilde Melek An, Nejbir Erkol, Merve Tuna ve Sevil Tunaboylu, dört gün boyunca izleyicilere çalışmalarını anlattı, üretim süreçlerini paylaştı.

Mathilde Melek An, Merve Tuna, Nejbir Erkol, Mert Acar ve Sevil Tunaboylu

Sevil Tunaboylu’nun göçle aktarılan zaanatin izini, zamanında Üsküp’ten Türkiye’ye göç eden ailesinin geçmişinde aradığı çalışmaları, Selanik göçmeni anneannemin, bir mevlit hocası olarak bu topraklara taşıdığı hoşgörülü yaklaşımını anımsatıyor. 

Merve Tuna, 2021’den bu yana, insanın dil öncesi dönemini somutlaştırmak üzerine çalışıyor ve bunu kendi üretimlerinin yanında biriktirdiği objeleri kullanarak da yapıyor. The Fleeting Subject isimli çalışması, izleyenin zihni için kurgulanmış bir oyun alanını anımsatıyor.

SAHA Studio 9. Dönem | Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

Mert Acar, kentin dışında kalan peyzaja odaklandığı Toz, Kök, Beton isimli çalışmasında araziyi parçalara bölen, oradan oraya taşınan yarım kalmış yapılara odaklanıyor. Mekanı katılaştıran, kente yeni bir katman koyan ve altında kalanı yok eden beton fikri, kirpileri, kırlangıç yuvaları ve yıllanmış ağaçlarıyla 30 yıllık bir sitenin bahçesindeki ekosistemin kentsel dönüşümden nasıl etkileneceği sorusunu tekrar sorduruyor. Avcılar’ın yıkıntılarla kesilen süreksiz peyzajı, kent içindeki parçalanmış araziler üzerine de düşündürüyor. 

Son olarak Nejbir Erkol’un I’ve made a mistake and yet I made something isimli yerleştirmesi, Almanya’da bir sınır karakolunda yaşadıkları ve ardından sınır dışı edilme hikayesini sanatçının bir sınır kentinde doğup büyümesiyle bağdaştırıyor.

Sanatı yanlış anlama korkusu

Güncel sanat, sanatçının kendi ağzından hikayesini dinleyince zihinde kendine bir yer buluyor. Dışarıdan bakan için bembeyaz bir perdenin arkasında soğuk ve steril bir hayal dünyası sunuyormuş gibi görünen güncel sanat, sanatçıyla ilk temasta yerini sıcak bir ortak zemin ve engelsiz anlam arayışına bırakıyor. 

Bunu düşünürken, sözleştiğimiz üzere mekanın önünde Serra Yentürk’le buluşuyoruz. Kendisi 2022-2024 arasında SAHA Studio Koordinatörü olarak başladığı SAHA’da, 2024’ten bu yana direktör. Büfeden ikimize birer soda ısmarlıyor ve İMÇ’nin kaotik atmosferinin de katkısıyla ortamı ısıtıveriyor. Sohbete, güncel sanatı yanlış anlamlandırma korkusunun basın ve genel izleyicinin mesafelenmesinde etken olup olmadığını konuşarak başlıyoruz. 

“SAHA Studio, sanatçıların izleyiciyle aynı düzlemde buluşmasını sağlayan yerlerden biri” diyor Serra:

“Herhangi bir mesafe kurmuyor. Basının da izleyicinin de işlerle ve sanatçılarla ilgili bilgisi olsun veya olmasın, dönem ortası ve sonundaki buluşmalarda sanatçılarla buluşup sorularını yönlendirebileceği hem sanatçılarla hem de onların perspektifinden meseleleriyle diyalog kurabileceği, yeni tanışmalara kapı açan bir platform.”

Mert Acar’ın, çalışmasını kurgularken kaygılarından birini “İnsanların bu çalışmalardan anlam çıkarması gerekiyor” şeklinde açıklaması da meseleyi özetleyen ve kolaylaştıran bir yaklaşım olarak yerine oturuyor. Bu yazının uzun girişini, bir izleyici veya sanatın tüketicisi olarak, beş sanatçının çalışmalarının kendi anlam dünyamda nasıl karşılık bulduğunu yazacak şekilde, o anda kurguluyorum.

Adı üzerinde: Stüdyo

Biz bir müze ya da galeride gördüğümüz anlamda sergi hazırlayan bir kurum değiliz, SAHA Studio’nun dönem sonu sunumlarına da birer sergi olarak bakmıyoruz” diyor Serra devamında. SAHA Studio programının güncel sanat alanındaki rolü, bu sohbette cevabını bulmak istediğim en büyük merakım. 

SAHA Studio 9. Dönem | Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

SAHA Studio’da sanatçılara bir üretim fonu sağlıyoruz ve üretimlerini geliştirmeleri için elimizdeki teknik altyapı ve bağlantı desteğini sunuyoruz. Ama bir iş tamamlamak zorunda değiller; programın odağı sanatçıların araştırmalarını genişlettikleri ve somutlaştırdıkları sürecin kendisi ve etkileşim. Bu, ucu açık bir araştırma da olabilir, ileride tamamlanacak bir araştırma da.

Bir üniversitenin stüdyosunda çalışır gibi. Nitekim sohbetin devamında Serra, İMÇ’nin de bir üniversite kampüsü gibi hissettirmeye başladığını söylüyor.

SAHA’nın misyonu, Türkiye’de güncel görsel sanatlar alanında, ekosistemin aktörlerine projeleri ve profesyonel gelişimleri için katkı sağlamak, yeni eserlerin üretimine destek vermek ve uluslararası sanat dünyasıyla kalıcı bağlar kurmayı kolaylaştırmak. Derneğin kuruluşunda, ülkemizde 2000’lerin ilk on yılında atılım gösteren ve yurt dışından bakışların çevrilmeye başlandığı güncel sanat alanının, çoğunlukla tüketim odaklı gelişmeye eğilimli olduğu, herhangi düzenli ve stratejik bir destek yapısının eksikliğinin çekildiği fikri var. SAHA, bu ihtiyaçtan hareketle sanatın tüketimine değil üretimine kaynak yaratmaya çalışıyor. O yüzden bir stüdyo ortamı bizim için anlamlı.

Fakat son dönemde sesi giderek yükselen bir talep de var: Sanat fonlarının eşit ve adil paylaşımı. Kaynakların aynı çevrede, güvenli bir alanda hapsedilmesine yönelik bir sistem eleştirisi giderek sesini yükseltiyor. Serra, SAHA Studio’nun bu duruma kulak vererek kendini yeniden yapılandırdığını anlatıyor.

“Geliştirmek istediği bir projesi olanların başvurabilmesi çok önemli. Programın ilk döneminde, o zaman için pek çok kurumun da yaptığı gibi, bir nominasyon yöntemiyle ilerleniyordu. Her dönem Türkiye’deki bağımsız inisiyatifler, bağımsız küratörler gibi iş birliği yaptığımız bir gruptan adayları isteniyordu. Ardından seçici kurul, önerileri inceleyerek programa davet edilecek sanatçıları seçiyordu. Her seçici kurul bir yıl görev alıyor, o bir yıl içindeki iki döneme 10 sanatçıya davet götürüyor ve onların dönem boyunca danışmanlığını yapıyordu. 7. dönemi bitirdikten sonra bu sistemin yaratıyor olabileceği ‘kapalı devre’ algısını değiştirmeyi hedefledik. Çünkü SAHA’nın kuruluşundan o güne geçen sürede alana dahil olan yeni kuşakla beraber, ekonomik şartlar gereği sanatçıların kendi atölyelerini kurma imkanı giderek kısıtlı hâle geldi.

Bu durumları da göz önünde bulundurarak açık çağrı yöntemine geçtik. Önce, 7. dönemin her birinden birer sanatçının yer aldığı bir ön jüri kuruldu. Açık çağrıya başvurular yapıldıktan sonra koşulları sağlayanların bilgileri bu jüriye aktarılıyor. Jüri, program deneyimleri ve kimlerin bu süreçten faydalanacağına yönelik kendi tespitleri doğrusunda bir oylama yapıyor. 7 sanatçıdan dördü veya üzerinin olumlu görüşünü alanlar ikinci aşamada eskiden olduğu gibi seçici danışma kurulu dediğimiz, artık daha da aktif bir mentorluk süreci üstlenen üç kişi tarafından inceleniyor; bir kısa liste çıkarıp teker teker görüşmeler yaparak beş kişiyi belirliyor.”

Açık çağrı yöntemi, SAHA Studio için program sürecini de daha etkili yönetmeyi mümkün kılmış. Nitekim artık sanatçılar bir proje fikriyle başvurabildiklerinden, seçildikten sonraki altı aylık süreci tamamen projelerine odaklanmaya ayırabiliyorlar. 

Böylelikle sanatçılar, yapmak istedikleri araştırma ve üretimler için daha spesifik geribildirimler alabiliyor; konu ve bağlamlarıyla ilgili kişi ve kurumlarla biraraya getirilebiliyor. Bu sayede daha etkin bir destek sağlayabiliyoruz.


Stüdyo Alanı | Merve Kılıçer (7. Dönem)

Öte yandan, kısıtlı çevrelerden bahsetmişken SAHA Studio’nun İstanbul dışına ne kadar açılabildiği de önemli bir konu olarak öne çıkıyor. Sanat piyasasının merkezinin İstanbul olduğu bir gerçek ancak sanatsal üretim söz konusu olduğunda Türkiye’nin her yerinden bahsetmek mümkün. SAHA da stüdyo programının her döneminde iki sanatçıya kadar şehir dışından konuk etme misyonunu sürdürüyor. Açık çağrı yönteminin de İstanbul dışından başvurulara yansıdığını söylüyor Serra. “Bu 9. dönemde SAHA Studio’ya katılan sanatçıların üçü daha önce hiç SAHA desteği almamış, ikisi şehir dışından gelen sanatçılar” diye ekliyor. İMÇ’ye taşınmalarıyla da örtüşüyor bu durum.

“Bu yer değişikliğinin gündeme geldiği günlerde, o dönem 5. dönem sanatçılarımızdan Can Küçük, İMÇ’de Nancy Atakan ve Volkan Aslan’ın kurduğu 5533’ün program yürütücülüğünü üstleniyordu. Onun önerisiyle buraya geldiğimizde doğru yerde olduğumuzu hissettik. İstanbul’daki yaşamın canlılığını ve çeşitliliğini yansıtan bir esnaf, malzeme arzı ve zanaat atölyelerinin sunduğu zengin üretim ortamı içinde, sanatın farklı alanlarında üretim yapan veya bu üretimlere yer verenlerle göz göze, omuz omuza olabileceğimiz bir zemin sağladı.

Mimari miras açısından çok özel ve özgün bu çarşı kompleksinin Türkiye’nin modern ve güncel sanatında da ciddi bir yeri var. İMÇ, İstanbul’un kentsel modernleşme sürecinde Doğan Tekeli ve Sami Sisa’nın projesinin daha ilk safhalarında sanatla iç içe bir yer olarak düşünülmüş; altı bloğa yayılan bir aks boyunca Kuzgun Acar, Yavuz Görey, Füreya Koral, Ali Teoman Germaner, Eren Eyüboğlu ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kamusal alanda eserleri yer alıyor. Burası her dönemin izini taşıyor, nitekim 80’li yıllardan başlayarak müzik sektörünün merkezine dönüşmüş. Ardından, 2000’lerde 2007’de 10. İstanbul Bienali’ne ev sahipliği yapan İMÇ, az önce değindiğim, aynı yıl açılan 5533 ve bugün aynı bloğu paylaşan İmalathane, Non Sight, Yüzonbir gibi yeni seslere yer açan mekanlarıyla, görsel sanatlar, performans, müzik gibi sanat kollarıyla yaşamaya devam ediyor.”

SAHA Studio’nun yanı sıra proje desteklerinde de SAHA'nın önceliği başvuruyu doğrudan sanat kurumları ve organizasyonlardan almak. Kurumlar, Türkiye’den davet ettiği isimler için SAHA'ya başvuruyor. En temel kriter ise kâr amacının güdülmemesi.

Aksi türlüsü bizim kendi elimizle işaret ettiğimiz birilerine destek demek olur. Halbuki SAHA olarak, sanatçıların ve sanat profesyonellerinin projeleri için, başvuruyu doğrudan onları davet eden sanat kurumları ve organizasyonlarından alıyor, desteğimizi doğrudan onlara ileterek uzun süreli kurumsal ağlar kurmayı önemsiyoruz. Yurt dışında, sanatçı ve küratörlerin gelişimine yönelik işbirlikleri geliştirdiğimiz misafir programlarımızda da gerek açık çağrı gerek nominasyon ile aynı şekilde sürece destek verdikten sonra, davet edilecek kişiyi belirlemede kararı kendilerine bırakıyoruz. Bu prensip, destek verdiğimiz sanat üreticilerinin az da olsa bürokratik formalitelerle zaman kaybetmeden ve destek sağlayan bu kolektif yapıya karşı herhangi bir borçluluk duymadan salt projelerine odaklanabilmelerini sağlamayı hedefliyor.

SAHA Derneği birçok anlamda “iyi bir komşu”

2017’de düzenlenen 15. İstanbul Bienali basitçe “İyi bir komşu kimdir?” sorusunu soruyor, farklı boyutlardaki komşuluk ilişkilerine odaklanıyordu. Bienalden ilhamla, SAHA Derneği’nin İMÇ’deki mekanında çevresiyle kurduğu, sanat alanında aktörler arasında sağladığı ilişkiler ve yurt içi ile yurt dışı arasında kurduğu bağlara uzanan iyi bir komşuluk hâli olduğunu söyleyebiliriz.

“Biz yurt dışından gelen kâr amacı gütmeyen kurum ve organizasyonlarının hibe destek başvurularına yanıt veren bir kurum olmanın ötesinde, tüm dünyadan kurum ve küratörlerin Türkiye’den güncel sanat sahasının zenginliği ve derinliğiyle daha yakından ilişkilenebilmesi için proaktif bir rol üstleniyor, her yıl birçok konuk ağırlıyoruz. Küratöryel Program kapsamında konuklar buraya geldikleri zaman, kendi ağımızı ve lokal bilgimizi paylaşıyor, yaptıkları araştırmaya uygun kişi ve kurumlarla buluşmalarını kolaylaştırıyoruz. SAHA Studio’yu da bu ziyaret programının içine almaya gayret ediyoruz. Uluslararası kurumlarla deneyimi olan profesyonellerin hazır buradayken sanatçılara geribildirim sağlamalarını çok önemsiyoruz.”

Serra yeni bir işbirliğinin de haberini veriyor.

“Türkiye’deki toplumsal, sanatsal ve profesyonel dinamikler etrafında pratiğini ilerletmiş çok değerli küratörlerimiz ve sanat profesyonellerimiz var. Onların yurt dışındaki pratikleri gözlemlemeleri, kendi profesyonel gelişimlerini sürdürmeleri ve bir taraftan da onların da kurumlara çok katkı sunabileceğine inanıyoruz.

Bu anlamda yeni bir işbirliğimiz Hamburger Bahnhof ile. Sevgili Ulya Soley, burada 3 sene boyunca 'SAHA Küratörü' olarak görev yapacak. Almanya’da bu işbirliğini başlatmak bize çok anlamlı geldi çünkü Berlin, Türkiye diasporasının dünyada en öne çıktığı şehirlerden biri. Bu anlamda Ulya’nın orada geliştireceği programlar da orası için çok anlamlı olacak. Benzer bir projeyi New York’ta önemli bir kurumla geliştirmek için çalışıyoruz.”

SAHA’nın kendisi bir fırsatken, bir yandan başka fırsatları da kovalıyor. Bir yandan her şey planlıyken bir yandan da tesadüflerin doğal akışında. İstanbul’un Unkapanı’ndan dünyaya uzanan ipliklerin düğüm noktası gibi.

“Bütün tanışmaları çok anlamlı buluyoruz. Konuk küratörlerin bugün tanıştıkları bir sanatçıyla aralarında geçen samimi bir diyalog, onun işini dinlemeye ayıracakları bir saat, bundan üç sene sonra bambaşka bir sergi veya işbirliğiyle sonuçlanabilir. Dolayısıyla kısa ve uzun vadede imkanlarımızı ve ağımızı olabildiğince etkin kullanmak istiyoruz.”

SAHA’nın İMÇ’deki komşuluğu imeceye de dayanıyor. Serra birliktelik ve dayanışma hâlinden, bu hâlin zenginleştirici yanından bahsediyor.

“Burada çok farklı mesleklerden ve arka plandan insanlarla yan yana durmayı, onlarla beraber düşünmeyi, konuşmayı, günümüzü ve meselelerimizi paylaşmayı zenginleştirici bir şey olarak görüyoruz. Buranın kendi içinde bir ekosistemi var ve buna çok baskın olmadan dahil olmak, iyi komşuluk ilişkileri kurmak bizim için önemli. Sanat alanından diğer kurum ve sanatçı atölyeleri, farklı sektörlerden esnaf komşular ve civarımızdaki tüm gündelik akışıyla, anlamlı bir bütünün içinde yer aldığımızı düşünüyoruz.”

DES 544 sergisinden. İMALAT-HANE 

İMÇ’de sadece SAHA yok. Bağımsız sanat inisiyatifi 5533, İMALAT-HANE’nin proje alanı, sanat için bir mekan olarak YÜZONBİR ve Non Space de burada. SAHA’nın, görünürlüğü artırmak, bağ kurmak, etkileşime alan açmak gibi misyonları, buradaki komşuculuğunda da büyük rol oynuyor.

“Etkinliklerimizi beraber duyurabiliyoruz, ihtiyaçlarımızı, malzemelerimizi, atölye imkanlarımızı birbirimizle paylaşıyoruz. Beraber öğrendiğimiz, sorguladığımız, düşündüğümüz için, bu mimarinin de yarattığı duyguyla burası bana bir üniversite kampüsü gibi gelmeye başladı ve bu çok sevdiğim bir analoji.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Seren Erciyas

Kültür-sanat editörü

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Ötekilerin Arkeolojisi: İsmail Gezgin ile kadim çağlardan bugüne zamanın labirentlerinde

Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Soner Can

·

24 Tem 2026

Ötekilerin Arkeolojisi: İsmail Gezgin ile kadim çağlardan bugüne zamanın labirentlerinde
DuendeDuende

HİKAYE

Yıldız Tozu | Isabelle Huppert'in düşünce laboratuvarı

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Mehmet Sindel

·

24 Tem 2026

Yıldız Tozu | Isabelle Huppert'in düşünce laboratuvarı
DuendeDuende

HİKAYE

The Odyssey: Dönecek ev yok

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Aslı Ildır

·

22 Tem 2026

The Odyssey: Dönecek ev yok
DuendeDuende

HİKAYE

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Eda Solmaz

·

20 Tem 2026

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?
DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?