

Kültür ve sanat dünyasının ışığı: TEPTA “ Mimarlık tarihi, ışık mücadelesinin tarihidir. ” diyor değerli mimar Le Corbusier. Tek bir mimari detayın aydınlatmasından kompleks yapılara, özel ihtiyaçlardan kentsel aydınlatmaya kadar geniş çaplı projelere imza atarak tarihin aydınlatma mücadelesinde yer alan TEPTA , 1991’den bu yana insanın dokunduğu her alana ışık getiriyor. Neden TEPTA? TEPTA’nın markalarının sanat alanındaki aydınlatma armatürlerine ayırdığı ar-ge gücü, onların sürekli olarak teknik bakımdan üstün ve yenilikçi armatürler sunmasına imkân veriyor. Bu teknolojileri sanatla ilgili çeşitli ortamlarda deneyimletebilmek adına TEPTA, kuruluşundan bu yana İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin aydınlatma sponsorluğunu üstleniyor ve ARTER, Sakıp Sabancı Müzesi (SMM), Odunpazarı Modern Müze (OMM) gibi Türkiye’nin önemli sanat mekânlarını aydınlatıyor. İKSV tarafından organize edilen Venedik Bienali Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nunda sunulan eserleri iki kez aydınlatan marka, İstanbul Bienali ile eş zamanlı olarak açılan sergilerin, Contemporary İstanbul’da ve özel galerilerde açılan sayısız serginin aydınlatmalarını dönemsel olarak ve destek amaçlı üstleniyor. Sergiler haricinde, SAHA Studio ve Bursa’nın yeni sanat mekânı olan İMALAT-HANE gibi sanatçılar ve küratörler için etkileşim ve üretim imkânı yaratan mekânların kalıcı sponsoru olan TEPTA, DOT Ormanda’yı ve TRT’de yayınlanan ve sanatçı Günseli Kato tarafından hazırlanıp sunulan programı aydınlatıyor. Bunlara ek olarak; Türkiye’ye yeniden kazandırılan Atatürk Kültür Merkezi (AKM) projesinin aydınlatma çözüm ortağı olmaktan gurur duyuyor. 30. yılında TEPTA; Turan Farajova tarafından yazılan ve Serdar Kılıç’ın fotoğraflarıyla hayata geçen İstanbul Apartmanları kitabına basım desteği vererek başladığı kutlamalarını, SAHA Studio’da gerçekleştirdiği söyleşi ve Kurşunlu Han’da ArtHan Gallery ile birlikte özel olarak tasarladığı bir deneyim etkinliğiyle sürdürdü. TEPTA’nın Kurşunlu Han’da gerçekleştirdiği etkinliğin videosunu bu bağlantı üzerinden izleyebilir, farklı konularda, farklı mekânlarda, farklı konuklarla devam edecek etkinliklerini buradan takip edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Geçtiğimiz hafta sonu, filmler izlemek üzere huzurlu bir sahildeydim: Trafikten dolayı filmlere yetişme derdinin olmadığı, film gösterimleri arasında denize girmenin sıradanlaştığı, katılımcılarının aynı sofrada buluşmayı rekabetin önüne koyduğu o yaz festivallerinden birinde.
Kaş Uluslararası Kısa Film Festivali, 2-5 Haziran tarihleri arasında ilk kez düzenlendi — son olmayacağı da şimdiden belli. Orada olamayan İstanbullu sinema severler için festivalin Ulusal Yarışma ve Ulusal Öğrenci Film Yarışması'ndaki finalist filmlerin tümü 20 ve 22 Haziran'da, Uluslararası Yarışma bölümündeki finalist filmlerin tümü 21 Haziran'da Kadıköy Sineması'nda gösterilecek. Tıpkı Kaş olduğu gibi tümü ücretsiz gerçekleşecek ve gösterimlere finalistlerin bazıları da konuk olacak.

Kaş Kısa Film Festivali'nde ödül alan filmlerden bazıları Incipience, Black Rainbow, Yaşayacak Yer Yok, Aynı Gecenin Laciverti, Bir Annenin Sonatı, Mesafeler, Susam ve Büyük İstanbul Depresyonu oldu
Fotoğraf: Anka Dijital
Festivalin Ulusal Yarışma bölümünde En İyi Film seçilen Büyük İstanbul Depresyonu'nun başrol oyuncularından Kübra Balcan ve Uluslararası Su Altı Filmleri Yarışması'nda En İyi Film seçilen Incipience'ın yönetmeni Yaroslav Bulavin'le filmlerini ve festivali konuştuk:

Ulusal Yarışma'da En İyi Oyunculuk ödülünü rol arkadaşı Nazlı Bulum'la paylaşan Kübra Balcan, En İyi Film ödülünü, yönetmen Zeynep Dilan Süren adına kabul ediyor
Kübra, Nazlı’yla (Bulum) Büyük İstanbul Depresyonu’nun çok öncesinde tanışıyor olmanız filmdeki iki karakterin kimyasını ve filmi nasıl etkiledi?
Kübra Balcan: Nazlı’yla yakın arkadaşız. Aynı okulda olmamıza rağmen beraber hiçbir projede çalışmamıştık; denk gelmemişti. Ama sanırım sevdiği ve mesleki olarak yakın gördüğü insanla çalışabilmek herkesin hayalidir. O yüzden bu işin yeri ayrı bende.
Nazlı bu iş için uzun zamandır çalışıyordu ve bir gün arayıp onlara bir okuma provasında eşlik edip edemeyeceğimi sordu. Gittim; iki karakteri de çok sevmiştim. Sonrasında beraber çalışmaya başladık. Ayşe ve Didem’in ilişkisindeki yakınlığa benzer bir yakınlığımız vardı elbette ama durumlar farklıydı.
Çalışma süresi kısa olduğundan birbirimizi tanımamız süreçte birçok şeyi hızlandırmış olabilir. Dilan’ın senaryosu ikimizden de ayrı bir persona çıkarmıştı. Yarattığı dünyaya düşmüş gibi olduk ve hiç bize ait olmayan ritimler ve kimya çıkıverdi birden. Didem ve Ayşe'yi çok farklı iki tip gibi gözüküp birbirlerine çok benzeyen iki karakter olarak görüyorum. Maddenin hâlleri gibi… Duruma göre kimi daha katı, kimi daha akışkan olabiliyor. Filmde ikisi arasındaki ilişkinin şefkate bağlı, değişken yapılı bir ilişki olduğunu düşünüyorum.
Büyük İstanbul Depresyonu’na konu olan dertler, kaygılar ve korkular İstanbul’da yaşayan biri olarak senin için ne kadar tanıdıktı ve filmden sonra hayatımıza giren pandemi ve yeni ekonomik kaygıların ardından İstanbul’da yaşayan gençler bu filmde daha fazla ne bulacak?
Büyük İstanbul Depresyonu benim mezuniyetten sonraki seneme denk geldi ve tam da o durumun içindeydim. Mezuniyetten sonra insana gelen o bunalım hâli… Her şeyin muğlak olması insanı yapabileceği şeylerden de şüphe ettiriyor ve kitlenmiş bir halde duvara bakarken buluyorsunuz kendinizi.
Buna ek olarak o dönem Balat'ta bir evde yaşıyordum ve deprem korkum başlamıştı. Rüyamda İstanbul’da bilindik AVM ya da yapıların altında kalırken görüyordum kendimi. Didem’in anlattığı fantezinin bir başka örneğiydi. Duygu olarak belki karşı tarafından.
Bu işe başladığımız zaman İstanbul’da daha çok hissedilen bu şehir buhranı ve günlük yoğun kaygılar maalesef şimdi Türkiye’nin her yerinde fazlasıyla hissediliyor. Filmi yaparken daha çok mezun ve genç işsiz neslin kaygıları üzerinden ele alırken şimdi her yaştan ve gruptan insanın kaygısı katbekat artmış durumda. Bu maalesef ki aramızdaki ilişkiye ve toplum yapısına büyük zarar veriyor.
Didem ve Ayşe, depresyonun iki ayrı yakası gibi. Depresyona kendini bırakanlar ve düşmemek için tırmananlar olarak görüyorum ben. Sanırım izleyenler bu depresyonun hangi tarafında olduğunu ya da iki tarafa da sahip olup hangi durumda değiştiklerini görüceklerdir. Ya da yalnız olmadıklarını…

Uluslararası Su Altı Filmleri Yarışması'nda En İyi Film seçilen Incipience'ın yönetmeni Yaroslav Bulavin, ödülünü festival direktörü Seren Topaloğlu'ndan alıyor
Fotoğraf: Anka Dijital
Yaroslav, Incipience'ı tek başına ve hiçbir görsel efekt kullanmadan çekmişsin. Bunun filme ve yapım sürecine getirdiklerinden biraz söz edebilir misin?
Yaroslav Bulavin: Tek başına çekim yapmanın en iyi yanı sınırsız zamanın olması ve hiçbir planlamaya ihtiyaç duymaman. Sadece deneyip sonuçlarına bakabiliyor ve istediğin gibi düzeltebiliyorsun. Bir prodüksiyonun parçası olduğunda zamanlama, senaryo, bütçe, lokasyon, takvim, yapımcılar gibi birçok sınırın varken tek başına olduğunda sadece sen, kameran ve çevrendeki dünya kalıyor.
Bir ekibe bağlı olduğunda kaynakları doğru ve etkili kullanman gerekiyor; risk alamıyorsun. Çünkü risk zaman, zaman da para demek… Tek başına çekim yapmak kendine 10 gün boyunca yaptığın vasat çekimleri reddetme ve 11. gününde bir başyapıt çekebilme lüksünü veriyor. Geçmişte ekip ve büyük bütçeler gerektiren şeyleri (örn. yüksek hızlı çekim) tek başıma yapabildiğim bu modern çağda yaşamayı bu yüzden seviyorum.
Kaş Uluslararası Kısa Film Festivali'nin Su Altı Filmleri Yarışması, Türkiye'de bir ilkti. Bir su altı film yapımcısı, fotoğrafçı ve dalgıç olarak Kaş hakkında ne düşündün?
Dün en sevdiğim serbest dalış takımının (Molchanovs Okulu) haziran sonunda Kaş'a gideceğini okudum. Bu bir kalite göstergesi. Hiç bu kadar temiz ve ılık suya sahip bir yerde bulunmamıştım. Kendimi serbest dalış cennetinde hissettim.
Kaş, su altı film yarışması için en uygun yer bence. Öte yandan tüplü dalışı çok sevmiyorum. Bence tüplü dalış anca ilginç su altı canlılarının olduğu resifler gibi çok etkileyici noktalarda anlam kazanıyor. Kaş'ta ilginç bir su altı doğası yok; görebileceğiniz gemi ya da uçak batıkları bana ilginç gelmiyor. Burası şnorkelle yüzmek ya da serbest dalış için daha çok tercih edebileceğim bir yer — çünkü onsuz yapabileceğiniz bir yerde tüplü teçhizat takmak için hiçbir sebep yok!
Kısa Pas
Kaş Kısa Film Festivali'nin ödül kazanan yönetmen ve oyuncularından, kendilerine ilham veren ve sevdikleri kısa filmler önermelerini, hem bize hem okurlarımıza birer kısa pas atmalarını istedik.
- Kübra Balcan: Özcan Alper'den bir çocukluk aşkını anlatan Moto Guzzi (2010) ve Timothy Reckart'tan kısa animasyon Head Over Heels (2012).
- Yaroslav Bulavin: Guillaume Néry'den, içerdiği metaforlar ve sembollerle alışılmış su altı filmlerinin dışına çıkan One Breath Around the World (2019).
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Adamlar incelemesi; The Smile'ın yeni albümü A Light for Attracting Attention; Kaş Uluslararası Kısa Film Festivali çıktıları.
10 Haz 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




