

Kültür ve sanat dünyasının ışığı: TEPTA
“ Mimarlık tarihi, ışık mücadelesinin tarihidir. ” diyor değerli mimar Le Corbusier.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Geçtiğimiz hafta sonu, filmler izlemek üzere huzurlu bir sahildeydim: Trafikten dolayı filmlere yetişme derdinin olmadığı, film gösterimleri arasında denize girmenin sıradanlaştığı, katılımcılarının aynı sofrada buluşmayı rekabetin önüne koyduğu o yaz festivallerinden birinde.
Kaş Uluslararası Kısa Film Festivali, 2-5 Haziran tarihleri arasında ilk kez düzenlendi — son olmayacağı da şimdiden belli. Orada olamayan İstanbullu sinema severler için festivalin Ulusal Yarışma ve Ulusal Öğrenci Film Yarışması'ndaki finalist filmlerin tümü 20 ve 22 Haziran'da, Uluslararası Yarışma bölümündeki finalist filmlerin tümü 21 Haziran'da Kadıköy Sineması'nda gösterilecek. Tıpkı Kaş olduğu gibi tümü ücretsiz gerçekleşecek ve gösterimlere finalistlerin bazıları da konuk olacak.

Kaş Kısa Film Festivali'nde ödül alan filmlerden bazıları Incipience, Black Rainbow, Yaşayacak Yer Yok, Aynı Gecenin Laciverti, Bir Annenin Sonatı, Mesafeler, Susam ve Büyük İstanbul Depresyonu oldu
Fotoğraf: Anka Dijital
Festivalin Ulusal Yarışma bölümünde En İyi Film seçilen Büyük İstanbul Depresyonu'nun başrol oyuncularından Kübra Balcan ve Uluslararası Su Altı Filmleri Yarışması'nda En İyi Film seçilen Incipience'ın yönetmeni Yaroslav Bulavin'le filmlerini ve festivali konuştuk:

Ulusal Yarışma'da En İyi Oyunculuk ödülünü rol arkadaşı Nazlı Bulum'la paylaşan Kübra Balcan, En İyi Film ödülünü, yönetmen Zeynep Dilan Süren adına kabul ediyor
Kübra, Nazlı’yla (Bulum) Büyük İstanbul Depresyonu’nun çok öncesinde tanışıyor olmanız filmdeki iki karakterin kimyasını ve filmi nasıl etkiledi?
Kübra Balcan: Nazlı’yla yakın arkadaşız. Aynı okulda olmamıza rağmen beraber hiçbir projede çalışmamıştık; denk gelmemişti. Ama sanırım sevdiği ve mesleki olarak yakın gördüğü insanla çalışabilmek herkesin hayalidir. O yüzden bu işin yeri ayrı bende.
Nazlı bu iş için uzun zamandır çalışıyordu ve bir gün arayıp onlara bir okuma provasında eşlik edip edemeyeceğimi sordu. Gittim; iki karakteri de çok sevmiştim. Sonrasında beraber çalışmaya başladık. Ayşe ve Didem’in ilişkisindeki yakınlığa benzer bir yakınlığımız vardı elbette ama durumlar farklıydı.
Çalışma süresi kısa olduğundan birbirimizi tanımamız süreçte birçok şeyi hızlandırmış olabilir. Dilan’ın senaryosu ikimizden de ayrı bir persona çıkarmıştı. Yarattığı dünyaya düşmüş gibi olduk ve hiç bize ait olmayan ritimler ve kimya çıkıverdi birden. Didem ve Ayşe'yi çok farklı iki tip gibi gözüküp birbirlerine çok benzeyen iki karakter olarak görüyorum. Maddenin hâlleri gibi… Duruma göre kimi daha katı, kimi daha akışkan olabiliyor. Filmde ikisi arasındaki ilişkinin şefkate bağlı, değişken yapılı bir ilişki olduğunu düşünüyorum.
Büyük İstanbul Depresyonu’na konu olan dertler, kaygılar ve korkular İstanbul’da yaşayan biri olarak senin için ne kadar tanıdıktı ve filmden sonra hayatımıza giren pandemi ve yeni ekonomik kaygıların ardından İstanbul’da yaşayan gençler bu filmde daha fazla ne bulacak?
Büyük İstanbul Depresyonu benim mezuniyetten sonraki seneme denk geldi ve tam da o durumun içindeydim. Mezuniyetten sonra insana gelen o bunalım hâli… Her şeyin muğlak olması insanı yapabileceği şeylerden de şüphe ettiriyor ve kitlenmiş bir halde duvara bakarken buluyorsunuz kendinizi.
Buna ek olarak o dönem Balat'ta bir evde yaşıyordum ve deprem korkum başlamıştı. Rüyamda İstanbul’da bilindik AVM ya da yapıların altında kalırken görüyordum kendimi. Didem’in anlattığı fantezinin bir başka örneğiydi. Duygu olarak belki karşı tarafından.
Bu işe başladığımız zaman İstanbul’da daha çok hissedilen bu şehir buhranı ve günlük yoğun kaygılar maalesef şimdi Türkiye’nin her yerinde fazlasıyla hissediliyor. Filmi yaparken daha çok mezun ve genç işsiz neslin kaygıları üzerinden ele alırken şimdi her yaştan ve gruptan insanın kaygısı katbekat artmış durumda. Bu maalesef ki aramızdaki ilişkiye ve toplum yapısına büyük zarar veriyor.
Didem ve Ayşe, depresyonun iki ayrı yakası gibi. Depresyona kendini bırakanlar ve düşmemek için tırmananlar olarak görüyorum ben. Sanırım izleyenler bu depresyonun hangi tarafında olduğunu ya da iki tarafa da sahip olup hangi durumda değiştiklerini görüceklerdir. Ya da yalnız olmadıklarını…

Uluslararası Su Altı Filmleri Yarışması'nda En İyi Film seçilen Incipience'ın yönetmeni Yaroslav Bulavin, ödülünü festival direktörü Seren Topaloğlu'ndan alıyor
Fotoğraf: Anka Dijital
Yaroslav, Incipience'ı tek başına ve hiçbir görsel efekt kullanmadan çekmişsin. Bunun filme ve yapım sürecine getirdiklerinden biraz söz edebilir misin?
Yaroslav Bulavin: Tek başına çekim yapmanın en iyi yanı sınırsız zamanın olması ve hiçbir planlamaya ihtiyaç duymaman. Sadece deneyip sonuçlarına bakabiliyor ve istediğin gibi düzeltebiliyorsun. Bir prodüksiyonun parçası olduğunda zamanlama, senaryo, bütçe, lokasyon, takvim, yapımcılar gibi birçok sınırın varken tek başına olduğunda sadece sen, kameran ve çevrendeki dünya kalıyor.
Bir ekibe bağlı olduğunda kaynakları doğru ve etkili kullanman gerekiyor; risk alamıyorsun. Çünkü risk zaman, zaman da para demek… Tek başına çekim yapmak kendine 10 gün boyunca yaptığın vasat çekimleri reddetme ve 11. gününde bir başyapıt çekebilme lüksünü veriyor. Geçmişte ekip ve büyük bütçeler gerektiren şeyleri (örn. yüksek hızlı çekim) tek başıma yapabildiğim bu modern çağda yaşamayı bu yüzden seviyorum.
Kaş Uluslararası Kısa Film Festivali'nin Su Altı Filmleri Yarışması, Türkiye'de bir ilkti. Bir su altı film yapımcısı, fotoğrafçı ve dalgıç olarak Kaş hakkında ne düşündün?
Dün en sevdiğim serbest dalış takımının (Molchanovs Okulu) haziran sonunda Kaş'a gideceğini okudum. Bu bir kalite göstergesi. Hiç bu kadar temiz ve ılık suya sahip bir yerde bulunmamıştım. Kendimi serbest dalış cennetinde hissettim.
Kaş, su altı film yarışması için en uygun yer bence. Öte yandan tüplü dalışı çok sevmiyorum. Bence tüplü dalış anca ilginç su altı canlılarının olduğu resifler gibi çok etkileyici noktalarda anlam kazanıyor. Kaş'ta ilginç bir su altı doğası yok; görebileceğiniz gemi ya da uçak batıkları bana ilginç gelmiyor. Burası şnorkelle yüzmek ya da serbest dalış için daha çok tercih edebileceğim bir yer — çünkü onsuz yapabileceğiniz bir yerde tüplü teçhizat takmak için hiçbir sebep yok!
Kısa Pas
Kaş Kısa Film Festivali'nin ödül kazanan yönetmen ve oyuncularından, kendilerine ilham veren ve sevdikleri kısa filmler önermelerini, hem bize hem okurlarımıza birer kısa pas atmalarını istedik.
- Kübra Balcan: Özcan Alper'den bir çocukluk aşkını anlatan Moto Guzzi (2010) ve Timothy Reckart'tan kısa animasyon Head Over Heels (2012).
- Yaroslav Bulavin: Guillaume Néry'den, içerdiği metaforlar ve sembollerle alışılmış su altı filmlerinin dışına çıkan One Breath Around the World (2019).
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Adamlar incelemesi; The Smile'ın yeni albümü A Light for Attracting Attention; Kaş Uluslararası Kısa Film Festivali çıktıları.
10 Haz 2022

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




