Kayıp adaları anmak üzerine
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
Yazın İstanbul’daki kalanlar için adalara gidebilmek güzel. En azından sunulan bir imkân. Herkesin sevdiği bir başka, amacına göre de tercihler değişebiliyor. Bunlardan iki tanesini ise hiç bilemiyoruz, onlar sadece kimi notlar kaldı. Bu hafta büyük İstanbul depremlerinden birinin ardından sırrı çözülemeyen Vordonos adalarının etrafındaki bir hikâyeden bahsedelim.
- Vordonos Adaları: İstanbul’un, “Bostancı Çöken Ada, Höreke ya da Manastır Kayalıkları” adıyla da bilinen Prens adalarından Vordonos, 11. yüzyılda yaşanan bir deprem sonrasında batar. Bunun bilgisi yüzyıllar sonra Fener Rum Patrikhanesi kayıtlarında ortaya çıkar. İddialara göre sular altına gömülmeden önce Avrupa’da bilinen adada manastır eğitimi ön plana çıkmaktadır. Hatta bu eğitimlerin okültizm çalışmalarına kaydığı ve bununla ilgili literatürün de bulunduğu söylenir. 2016 yılında UNESCO listesine girmesi ve deniz turizmine açılması için Maltepe Belediyesi’nin teşvikiyle kazı çalışmaları başladı.
- Photios: Adanın simgesi hâline gelen manastırla beraber anılan ilk isim Photios’tur. Photios’un kardeşi imparatoriçenin kız kardeşi İrine ile evlenince kendisi de Konstantinopolis Patriği olur. Patrik olabilmek için yapılan numaraların sonunda kendisinden önceki patrik Ignatios'u bugün Küçükyalı'da bulunan bir manastıra sürgüne gönderir. Tek yaşanan sürgün bu değildir patriklik makamı için, çünkü papa Ignatios'a görevini iade eder ve Photios da sürgüne gönderilir. Photios'un tarihteki yeri de tam olarak buradadır: Papa I. Nikolas’ın yanında yer almaması ve makamını kabul etmemesi sebebiyle aforoz ederek Katolik ve Ortodoks kiliselerini bölünmesinde rol oynar. Bu esnada olayların Vordonisi'de geçtiği iddia edilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto İstanbulİstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Haftalık dinleme, izleme ve okuma önerileri barındırır, sizi birileriyle tanıştırır. İhtiyaç hâlinde göz atın!
19 Tem 2020

YAZARLAR

Ege Dikencik
1990'da Bursa'da doğdum. Bursa Erkek Lisesi ve İTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü'nden mezun oldum. Beş sene süren profesyonel spor hayatım ve birkaç sene zorlanarak gittiğim şan dersleri hayatıma nasıl şekil vermem gerektiğiyle ilgili çok şey öğretti. İstanbul'a geldiğimden beri birçok farklı işi ucundan deneyimledim ve harika insanlarla tanıştım. Şimdilik öğretim hayatıma yüksek lisansa kadar ara verdim; 'eğitim' hayatım ise tam hızıyla devam ediyor.

Aposto İstanbul
İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul’da gezerken bazen bir sarnıcın önünden geçeriz, bazen bir sur parçasının yanından. Bazen eski bir kilisenin, bazen bir saray kalıntısının, bazen de adını bilmediğimiz bir sütunun önünde dururuz. Çoğu zaman fark etmeyiz; fark ettiğimizde de bu kalıntıları ayrı ayrı görürüz. Ayasofya bir yerde durur, Kariye başka bir yerde. Oysa bütün bunlar aynı büyük hikayenin parçalarıdır: İstanbul’un bin yılı aşan Roma / Doğu Roma başkentliği.

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.




