Kendi gök kubbemizi yıkmak: Selimiye'de planlanan ihya mı, imha mı?

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” diye nitelediği, 2011 yılından bu tarafa UNESCO’nun Kültür Mirası listesinde yer alan Selimiye Camii “aslına dönüş” iddiasıyla planlanan restorasyon çalışmaları nedeniyle gündemde. Proje, “tarihî katmanların bütünlüğünü tahrip edeceği” gerekçesiyle eleştirilirken düzenlemeyi savunanların iddiası, “caminin 16. yüzyıldaki hâline geri döneceği.”
Tarihçilerden politikacılara farklı kesimlerden tepki toplayan restorasyon için yürütmeyi durdurma kararı çıksa da numuneler alındı. Projeyi Aposto için yorumlayan Prof. Dr. Hasan Fırat Diker “Son yıllarda ihya adı altında pek çok rekonstrüksiyon yapılıyor. Selimiye Cami’nde yaşanan da bunun bir parçası, hatta sonucu” diyor.
“Beyaz sıva” son dönemdeki restorasyonlarda en çok anılan ve korkulan malzemelerden biri. İstanbul’da Kapalı Çarşı, Edirne Eski Cami, Malatya’da bulunan Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı, Çorum Ulu Cami, Arapkir Taşköprü, Manisa Ulu Cami, Malatya’daki Suceyin Taş Köprüsü, Kastamonu’ndaki Nasrullah Camii, Şahkulu Sultan Dergahı tarihleri beyaz sıvayla örtülmüş yerlerden bazıları. Bu kez ise Edirne’de bulunan Selimiye Camii ile anılıyor.

Mimar Sinan’ın 80 yaşında yaptığı "ustalık eseri" Selimiye Camii, 2021 yılından bu yana restorasyonda. 2025 yılında bitirilmesi planlanan çalışmayı gündeme getiren ise ana kubbedeki kalem işi süslemelerin ve hat eserlerinin değiştirilmesinin planlanması. Bu değişiklik, caminin bugüne gelen bilindik üslubunun değişmesi anlamına geldiği gibi, uzmanlarca “tarihi tahrifat” olarak da niteleniyor.
126 hattat ortak bir açıklama yayımlayarak projeye ilişkin itirazlarını dile getirdi. Buna karşılık restorasyonu savunanlar “16. yüzyıl özgünlüğüne dönüleceği” iddiasında. Uygulamayı hayata geçirmek isteyen heyetin başında bulunan Uğur Derman, Anadolu Ajansı’na verdiği röportajda, değişikliği şöyle gerekçelendiriyor:
“19. asrın başlarında, herhalde Osmanlı'nın mali sıkıntılarının olduğu bir devirde, İstanbul gibi hüsnühattın çok geçerli olduğu yerden gelen hattatları -mesela bir (Mustafa) Rakım emsali olmayan bir kimse, Hattat Sami Efendi gibi- zevatı bir tarafa bırakıp Edirne'de mahalli yazı yazan, yani kendilerine hattat denmeyecek seviyede olan kimselerle 19. asrın başında Selimiye Camisi'nin doldurulması beni çok rahatsız eder. Bunların bir an evvel kalkmasını temenni ederim.”

Selimiye Camii Tetkik ve Tahkik Heyeti
Yine heyette bulunan Sadettin Ökten de planlanan projeye yönelik eleştirileri şu sözlerle cevaplıyor:
“Seküler ve modernist bir zihin Selimiye'ye bakıyor. Gördüğü şey tarihi bir eserdir. Daha ayrıntıya inersek Osmanlı mimarlık tarihinin çok katmanlı önemli bir belgesidir. Bu zihin için bir antik Yunan tapınağı, bir Roma amfitiyatrosu, Petra'daki kalıntılar, gotik bir katedral aynı anlamda ele alınır. Hepsi tarihi eserdir. Mimarlık tarihi için çok katmanlı önemli vesikalardır. Seküler modernist zihin, Selimiye'yi bu kategoride ele alır ve böyle değerlendirir. Bu yaklaşım seküler modernist zihin için tutarlıdır ve hiçbir mahzur ihtiva etmez. Bu yaklaşım İslam medeniyet tasavvuruna mensup bir birey için fevkalade yanlış ve eksik bakış açısıdır.”
Camiye ilahi kelamı duymak için gittiğini vurgulayan Ökten, tevhide ve sünnete götürmeyen her türlü unsurun kaldırılması gerektiğini de savunuyor:
"İslam Medeniyeti noktasından bakıldığında, bu tezyinatın teşekkürlerle tarihe intikal ettirilmesi, onun yerine bizim Sinan camilerinde gördüğümüz ve üstatlarınca malum olan bir tezyinatın yapılması icap eder. Çünkü belli ki bu tezyinat, Sultan Mecid zamanındaki sıkıntılı dönemlerde ortaya çıkan bir resimdir. Sultan Mecid'in tercüme-i hali ve icraatı malumdur. Böyle bir dönem geçirmişiz. Selimiye'yi tarihi bir eser olarak 4. belki 5. safhada görürüz. Öncelikle bizim için orası Mescid-i Nebevi'nin Edirne'deki iz düşümüdür. Tevhidin ve sünnetin sembolüdür. Tevhide ve sünnete götürmeyen her türlü unsurun, oradan edepli şekilde kaldırılması icap eder."
Buna karşılık itirazların kapsamı, heyetin yetkinliğinden tarihin tahrif edilmesine kadar uzanan farklı niteliklerde. Prof. Dr. İlber Ortaylı, X hesabında 126 hattatın ortak açıklamasına yer vererek, şu ifadelere dikkat çekti:
“Edirne Selimiye Camii’ndeki Hasan Çelebi’ye ait Karahisari ekolündeki yazılar kesinlikle muhafaza edilmelidir. Edirne Selimiye Camii’nin hiçbir yerine günümüz hattatlarından herhangi birisinin yazısı kesinlikle yazılmamalı, 450 yıllık bu tarihi mirasta, yaşayan bir hattatın imzasına yer verilmemelidir.”
Ortaylı’nın “Yaşayan bir hattatın imzasına yer verilmemelidir” sözleriyle işaret ettiği bir diğer tartışmalı durum da hattat Hüseyin Kutlu’nun imzası. Proje ekibinde yer alan Hüseyin Kutlu’nun daha önce de restorasyonunu yaptığı tarihî eserlerde imzasını kullandığı biliniyor; tartışmayla gündeme gelen bir diğer konu da bu.
Üç başvuru, üç ret, bir mucize
Selimiye Camii’ndeki restorasyon 2021 yılında başladı. Bilim Kurulu’ndan Prof. Dr. Can Binan, 2023 yılında verdiği röportajda çalışmanın aşamalarını şöyle anlatıyordu:
“Tamiratlar sırasında yapılan uygulamaların izleri de ortaya çıkıyor. Ve katman katman geriye doğru yapının üzerinde mesela bir kalem işinin, bir hattın 16. yüzyıla doğru geri gittikçe nasıl farklılaşarak o katmanlarla karşımıza çıktığını görüyoruz. Dolayısıyla otuz santime otuz santimlik bir karenin içinde siz, birden bire, eğer görebilirseniz dört yüz yıllık bir geçmişi görebiliyorsunuz.”
Caminin restorasyon aşamaları, haberlerden takip edilebiliyor. Ana kubbenin güçlendirilmesinin ardından, ana kubbe âleminin montajı da tamamlanmış. 19 Haziran 2023 tarihinde, Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü 9434 sayılı kararınca kubbe hat-tezyinat uygulaması başlıyor.
2025 yılı itibarıyla restorasyonu biten Selimiye Camii için bugünkü tartışmayı başlatan süreç ise “Selimiye Cami Tetkik ve Tahkik Heyeti” adına yapılan başvuruyla başlıyor. Projeye dahil olmayan heyet, Fatih Sultan Mehmed Vakıf Üniversitesi’nden aldığı yetkilendirme yazısıyla, 2024 Şubat ayında, 2024 Mayıs ayında ve 2025 Ocak ayında üç ayrı başvuru yapıyor.

Bulgar askerlerinin Edirne'yi ele geçirmelerinin ardından Selimiye'nin kubbesini hayranlıkla izlediklerini gösteren gravür, 1916.
Restorasyon sürerken Bilim Kurulu’na, Koruma Bölge Kurulu’na ve Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne yapılan bu başvurular, “yeterli belge ve bilimsel veri sunulamadığı” gerekçesiyle reddediliyor. Bu retlere karşılık, 29 Temmuz 2025’te Koruma Bölge Kurulu’ndan çıkan kararla süreç değişiyor. Karar, zaten bu başvurular sırasında süren ve aslında bitirilmiş olan kubbe hat ve tezyinatlarının yeniden değerlendirilmesini ve tartışma yaratan düzenlemenin hayata geçirilmesini onaylıyor.
- “Selimiye Camii Tetkik ve Tahkik Heyeti”, Selimiye Camii’nin kubbesinde bir üslup bütünlüğü olmadığı, Mimar Sinan’ın sadeliğini yansıtmadığı, 16. yüzyıldaki aslına göre bir restorasyon yapılması gerektiği iddiasında.
Heyette yer alan isimlerden mimar ve nakkaş Semih İrteş, konuya ilişkin fikirlerini 2023’ün Kasım ayında Nigarhane Dergisi’nde yayımlanan “Edirne Selimiye Camii Kalemişleri ve Restorasyonu Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklı makalesinde özetliyor:
“Restorasyon sürecinde dönem eki adı altında bize ait olmayan nakışların uygulanması hususunda ısrar edilmemesi ve üslup birlikteliği gösteren söz konusu örnekler dikkate alınarak kubbeye özgün nakışların tatbik edilmesi, ecdadın bize miras bıraktığı bu kadim eserlerimize gereken saygıyı gösterdiğimizin bir nişanesi olacaktır.”
Korumacıların görevi tasarım değildir
Aposto’ya konuşan Fatih Sultan Mehmed Vakıf Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Fırat Diker, Selimiye Camii’nde yaşananların bir sonuç olduğunu anlatıyor:
“Son yıllarda ihya adı altında pek çok rekonstrüksiyon yapılıyor. Selimiye Camii’nde yaşanan da bunun bir parçası, hatta sonucu gibi. O kadar çok rekonstrüksiyon yapıldı ki bu tutum çok meşru ve olağan bir şeymiş gibi algılanmaya başlandı. Oysa doğanın ve tarihin ortak noktası, yeniden üretilememektir. O yüzden eşsiz bir değere sahiptirler. Bir öğrencim danışmanlığımla üç büyük Mimar Sinan eseri, Şehzade, Süleymaniye ve Selimiye camilerinin kubbelerindeki kalem işi bezemelerinin tarihsel evrimi üzerine bir yüksek lisans tezi çalıştı. Bu eserlerde görsel veriler ışığında en fazla 200 yıl geriye gidilebiliyor.”
Tarihî eserlerde malzeme ömrünün de belirleyici olduğunu ifade eden Diker, restorasyonlarda bu kaidelere dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor:
“1752’de yaşanan depremde Selimiye Camii’nin kubbesi hasar görüyor. Kubbe içindeki çatlaklara müdahale etmek için yapılan sıva raspasıyla özgün kalem işleri de yok edilmiş olmalıdır. Ayrıca kubbe bezemelerinde yapılan kalem işlerinin kullanılan boyanın ömrüyle kaim olduğu düşünülürse yapı taşı kadar uzun ömürlü olmayan boyaların, dönemin bezeme üslubuna göre sürekli yenilendiği değerlendirilebilir.
Zaten bu durumda, pek çok cami ilk özgün bezemesinden günümüze boyanın ömrü nispetinde uzaklaşmıştır. Bu sonraki nesiller için bir özgürlük olarak da nitelenebilir ya da boya ömrünün teknik özelliklerine bağlı olarak her dönemin beğenisine göre bezemeyi güncelleme hakkını kendinde görmesi gibi yorumlanabilir. Süslemeler zamanın ruhuna göre değişmiştir. Osmanlı’da da bu böyle olmuş. Güncellenen bezemeler adeta dönemin modasına göre yapılara giydirilmiş kisveler gibi de görülebilir.”
Elimizde kalanı yaşatmakla yükümlüyüz
“Restorasyonda neler gözetilmelidir?” sorusunu yanıtlayan Prof. Dr. Diker, “farazi yaklaşımların kabul edilemeyeceğini” söylüyor:
“Bizim tâbi olduğumuz uluslararası koruma kriterleri var. Farazi, hipotetik bir yaklaşım benimsenip tarihî bir eseri ona göre uyarlamak söz konusu olamaz. Biz elimizde kalan, koruyabildiğimiz tarihi yaşatmakla yükümlüyüz. Ben de Mimar Sinan’ın üslubunun daha sade olabileceği konusunda hemfikirim ama bu bir varsayımdan öteye geçemez. Bunun için elde varlığını sürdürebilmiş fiziksel bir kanıt olması gerekir. Aksi takdirde bir varsayım üzerinden yola çıkarak olanı yok sayan bir geriye gitme düşüncesi makul bir yaklaşım değil.
Korumacıların görevi tasarım yapmak değildir, adı üzerinde korumacılık elde kalabilmiş ne varsa ona sahip çıkıp korumaya çalışmaktır. Camilerin özgün özelliklerinden peyderpey uzaklaştıklarını biliyoruz. Ancak, tarih yeniden üretilemez.”

Kastamonu Nasrullah Camii'nin rekonstrüksiyon öncesi ve sonrası hâli.
Selimiye Camii’nden önce yürütülen projelere de dikkat çeken Prof. Dr. Diker, rekonstrüksiyon uygulamalarının sorgulanması gerektiği fikrinde:
“Rekonstrüksiyon düşüncesi öyle çok uygulanabilir hâle geldi ki adeta meşruiyet kazandı. İnsanların tarihî eser üretmek gibi yanlış bir kanıya varmalarına sebebiyet verdi. Bu yüzden, sadece Selimiye Camii’ne odaklanılmasını da doğru bulmuyorum. Yok olup gitmiş pek çok yapı, ihya adı altından yeniden yapıldı. Bu konunun çok daha önceden tartışılmaya başlanması gerekiyordu.
Mesela Edirne Sarayı rekonstrüksiyonu. Bu konu, kamuoyunda doğru dürüst tartışılmadı bile. İlk yapıldıkları özgün hâllerini kaybetmiş olsalar bile bizlerin bugüne farklı dönemlerden geçerek intikal etmiş tarihî eserleri korumak gibi bir yükümlülüğümüz var. Tarihî eser üzerinde tasarım yapma insiyatifimiz olmadığını bilmemiz gerekiyor.
Tarihte 'keşke' olmaz ki. Keşke olmasa dediğimiz binlerce şey olabilir. Ama bizden önce yapılmış müdahalelere mani olma lüksümüz yok. Osmanlıların dahi gütmediği bir çaba bu. Selimiye ya da başka bir cami için özgün bezemeyi geri getirme çabası söz konusu değil. Her dönem koruyabileceğini korurken kendi zevki ve beğenisi doğrultusunda bezemeleri güncelleme yoluyla ileriye taşımaya devam etmiş.
Bugün koruma ilkeleri doğrultusunda kabul etmeyeceğimiz bu tutum, günümüze önceki dönemlerin tabakalaşması hâlinde kültürel bir zenginlik olarak intikal etmiş.”
Mostar’ı restore etmek zorunluluktu
Çıkan tartışmaları “Koruma adına yapılan eylemlerin toplumsal huzuru bozmaması gerektiğini, mutabakatın daha önemli olduğunu düşünüyorum. İdeal anlamda mimarlık bir uzlaşı sanatıdır. Onu bezemeye, güzelleştirmeye yönelik faaliyetler de öyle” sözleriyle yorumlayan Prof. Dr. Diker, belli ihtiyaçlarda belli projelerin gündeme geldiğini hatırlatıyor:
“Yaşamadığımız dönemlere duyulan özlem de bana ilginç geliyor. Sonuçta içinde yaşamadığımız ve asla bilemeyeceğimiz bir dönem nasıl güncelimizin gerçekliğinin önüne geçebilir? Halihazırda elimizde olanın kıymetini bilmek müşterek bir tutum olmalı. Tarihî eserlerin anı değerleri de vardır. İnsanın yüzündeki çizgilerin onun yaşanmışlığını göstermesi gibi, tarihî eserler de anılarını, yaşanmışlıklarını yüzeylerinde barındırır.
Son dönemlerde, fiziksel varlığı sona ermiş pek çok yapı yeniden ayağa kaldırıldığından rekonstrüksiyon fikri kimilerine göre meşruiyet kazandı. Oysa yok olmuş yapıları yeniden ayağa kaldırmak gibi bir misyonumuz olmamalı. Bunun sonu da, gereği de yok. Elimizde ziyadesiyle korumakla yükümlü olduğumuz ve ilgiye muhtaç eski eser var. Asıl odağımız bunlar olmalı. Biz elimizde olanı korumakla mükellefiz.
Olanın vadesinin sınırlılığı birilerini tatmin etmiyorsa da bunun için yapılabilecek bir şey yok. Bunun yolu kalem işlerini hipotetik bir şekilde düzenlemekten mi geçiyor? Bu tutum seçmeci bir keyfiyet içeriyor.
Kronolojik bir tartışma yaratmak başka pek çok tartışmayı gündeme getirir. Topkapı Sarayı müzeleştirildikten sonra zamanın idaresinin burayı klasik Osmanlı görünümüyle öne çıkarma çıkarma çabası yüzünden, sonraki pek çok dönem izi görmezden gelindi. Mesela bazı Barok dönem kalem işleri. Tarih sahnesinden çekilmiş dönemlerin izlerini çağrıştırdıklarından ötürü sorgulayıp yargılayamayız. Onların da bize kendini beğendirmek gibi bir durumu yok.
Rekonstrüksiyonun bile kendi içinde bağlamları vardır. 2. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’daki kültür varlıklarının neredeyse yarısı yok oldu. Yıkılmış bu yapılar, savaş sonrası sosyal rehabilitasyon gereği ayağa kaldırıldı. Mostar Köprüsü’nün yeniden yapılması, orada o kültürün devamlılığını göstermek adına da önemliydi, bir yükümlülüktü. Bizde böyle bir durum söz konusu değil, ondan ötürü rehabilitasyona dayalı bir rekonstrüksiyon ihtiyacı da söz konusu değil.”
Yazılar titizlikle restore edildi
Hat sanatı tarihi ile ilgili çalışmalarıyla bilinen ve restorasyonu yakından takip eden Oktay Türkoğlu, çalışmaların kalem işleri, tezyinat işleri ve hatları için hattatlardan, ihtisas sahibi kişilerden oluşan bir bilim heyetiyle yürütüldüğüne dikkat çekiyor. İş ilerlerken ortaya çıkan durumu “Adeta paralel bir bilim kurulu gibi organize oluyorlar” sözleriyle niteleyen Türkoğlu, kubbenin aslına uygun şekilde restore edildiği görüşünde:
“Onların görüşü şu, ‘Bugünkü Selimiye Camii’nin kubbe tezyinatı Mimar Sinan devrine ait değildir.’ Tezyinatı bu görüşe göre hazırlıyorlar. Yazısını da hattat Hüseyin Kutlu hazırlıyor. İtirazlarının temelinde 16. yüzyılda Mimar Sinan’ın öyle bir tercih yapmayacağı, kubbeyi görsel olarak çok kalabalık bulmaları ve eseri barok olarak nitelemeleri yatıyor. Fakat gözden kaçırdıkları nokta kesinlikle ama kesinlikle kubbenin ana yüzeyindeki tezyinat barok değil. Barok kubbeyi çevreyen pencere dizisinde bulunuyor, o da ağır bir barok örneği değil.
Kubbe bezemesinin değiştirilmemesi yönünde rapor yayımlayan İCOMOS Türkiye, tezyinatı 1752’deki depremden sonrasına tarihlendirse de restorasyon çıktılarının mevcut tezyinatı Selimiye’nin yapıldığı tarihten bu yana kimi kısmi değişikliklerle günümüze ulaştığını gösteriyor. Bu verilerin de restorasyon sonrasında kamuoyuyla bütün ayrıntılarıyla paylaşılması planlanıyor.”
Türkoğlu, Mimar Sinan eserlerindeki sadelik arayışına da itiraz ediyor:
“İrteş’e göre, başka Mimar Sinan eserlerine bakınca oradaki yalınlık ve sadeliği Selimiye Camii’nde görmemek, bu eserin orijinal olmadığını gösteriyor ama Bilim Kurulu’nun görüşü şu: Mimar Sinan bu camiyi yaparken Edirne’de bulunan Üç Şerefeli Cami’ye mimari göndermeler yapmış. Taç kapısı, minarelerinde olan bu göndermeler, kubbe süslemelerinde de sürüyor.
Yani kurula göre Mimar Sinan, Edirne’ye mahsus sanatın devamını Selimiye Camii’nde uygulamış. ‘Sinan Camileri böyle olur’ çok basmakalıp bir yargı. Aksine, Bilim Kurulu’nun görüşüyle düşünmek Mimar Sinan’ın bulunduğu konuma göre tasarladığı eserlerle özgün bir tavır aldığını, daha büyük bir deha olduğunu gösterir.”
Selimiye Camii Tetkik ve Tahkik Heyeti'nde yer alan Uğur Derman’ın hatlara ilişkin eleştirilerini de değerlendiren Türkoğlu, yazıların neden kötü olduğuna dikkat edilmesi gerektiği fikrinde:
“Uğur Derman Hoca, yıllardır Selimiye Camii’ndeki yazıların kötü yazılar olduğunu yazıyor. Bunlar hakikaten kötü yazılar, ama niçin kötü? Yazılar Ahmet Şemseddin Karahisârî’nin talebesi Hasan Çelebi’ye yazdırılıyor. Cami zamanla tadilata ihtiyaç duydukça farklı hattatlar da çalışıyor. 1803’teki tamir sırasında Edirneli Mustafa Nakşî isimli bir hattat hatları elden geçiriyor.
Mustafa Nakşî işini çok iyi çok titiz şekilde yerine getirmiş. 1883’teki restorasyonda Hayri isimli bir hattat yazıları elden geçiriyor. O, Mustafa Nakşî gibi titiz ve iyi bir iş çıkaramamış, yazılar ciddi anlamda bozulmuş. Cumhuriyet devrindeki restorasyonlar ve bilhassa en son 1985 yılındaki restorasyonlarda da bilinçsizce yazılar elden geçirilince 16. yüzyılda Hasan Çelebi’nin üslubundan neredeyse hiçbir kalmamış.
2021’de başlayan restorasyonda bunların hepsi tescil (tecdid/restore) edilmiş, yer yer Hasan Çelebi’nin yazdığı katmana ulaşılmış. Günümüzde çalışılırken 16. yüzyılda ne şekilde yazıldıysa o şekilde restore edildi. Gelip görse Uğur Derman da bunu kabul eder. Hüseyin Kutlu, Karahisarî üslubuyla yazdığını söylüyor ama maalesef boyutları itibarıyla, kubbe çapına uygunluk itibarıyla ve yazının istifi itibarıyla aynı değil. Üslubu da günümüzden izler taşıyor.
16. yüzyılda konulduğu düşünülen 8 madalyon da siliniyor. Çok bozulan noktalar var. Bu madalyondaki yazılar ise restorasyonda görev yapan seçkin hattatlar tarafından eski fotoğraflardan yararlanarak ve 16. asırdaki Karahisarî üslubunu merkeze alarak yeniden yazıldı.”
Mimar Sinan’ın dostu Sai Mustafa Çelebi'nin Tezkiretü’l-bünyân eserini hatırlatan Türkoğlu, “Bunlar da kubbe tezyinatının Sinan çağından kalma olduğunun delili. Bir de şu noktayı unutmamak gerekiyor, kubbe tamamen bitti. Caminin sadece peyzaj düzenlemeleri kaldı. Kubbenin tamamen silinmesi, yeniden yapılması, iskelenin kurulması ayrı bir para, ayrı bir kamu israfı.”
Tartışmaların ardından 26 Eylül’de yürütmeyi durdurma kararı çıktı, Selimiye Camii Tetkik ve Tahkik Heyeti'ne iddialarını gerekçelendirmeleri için 30 günlük süre verildi. Selimiye Camii’nin kubbesi tartışması henüz bitmiş değil.
Ancak en azından Yahya Kemal Beyatlı’nın tahayyülünde “Kendi gök kubbemiz” dediği yerlerden birinin Selimiye Cami’nin şu anki hâli olduğunu biliyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ayça Örer
Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.




