

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Atmosferdeki gazların oranları yeryüzünün ortalama sıcaklığını belirleyen en önemli faktördür. Bu gazların hiçbiri olmasa gezegenimizin ortalama yüzey sıcaklığı -18 derece olurdu. Buzul Çağının ortasında atmosferdeki karbondioksit oranı milyonda 180 (ppm) ve ortalama sıcaklık da bugünkünden 6 derece daha düşüktü. Buzul Çağının sonunda karbondioksit oranı 280 ppm’e yükseldi, sıcaklık ise Sanayi Devrimi öncesi ortalamasına ulaştı. Yani insanlığın tarıma başlayıp geliştiği binlerce yıl boyunca sıcaklık aşağı yukarı sabit, karbondioksit seviyesi de 280 ppm civarındaydı. Sonra kömür yakarak hayatımızı çok daha kolaylaştıracağımızı düşündüğümüz için hızla fosil yakıtlar dediğimiz kömür, petrol ve doğal gaz yakarak atmosfere fazladan karbondioksit salmaya başladık.
Atmosfere saldığımız bu fazla karbondioksitin bir kısmını doğa gene de emerek atmosferden uzaklaştırdı ama biz işi abarttığımızda doğa da atmosferi temizlemekte yetersiz kalmaya başladı. Bu nokta yaklaşık 1970’lerin başına denk geliyor. O günden bu güne de atmosferi hızla ısıtıyoruz. Şimdi kabaca şöyle bir hesap yapalım: 180 ppm ile 280 ppm arasındaki değişim Buzul Çağı iklimi ile 1900’lerin başındaki iklim arasındaki farkı yaratıyorsa, “380 ppm seviyesine geldiğimizde de sıcaklık yaklaşık 6℃ artmış olacaktır” diye düşünebiliriz. Doğanın atmosferden bizim yaydığımız karbondioksiti temizleyebilme yetisini aştığımız anda artık başımızı belaya soktuğumuzu kesinlikle biliyoruz. Bilemediğimiz bu sorunun büyüklüğünün ne boyutta olacağı. Bugün atmosferdeki karbondioksit oranı 425 ppm civarında ve her geçen sene 2 - 3 ppm artıyor. Başımıza büyük bir felaket gelmediği müddetçe de biz doğayı itelemeye devam ediyoruz.
Atmosferdeki karbondioksit oranı yaklaşık 350 ppm seviyesini aştıktan sonra artık hepimiz tehlikedeyiz.
Bilim insanları bu tehlikenin farkında olduklarından insanları sürekli uyarmaya çalışıyorlar. Bu seviye 450 ppm’i aşacak olursa büyük felaketler üst üste yaşanmaya başlayacak. Böyle gidersek 450 ppm seviyesini aşmamıza da 10 seneden az bir zaman kaldı, o nedenle yaşantımızı hemen değiştirmek zorundayız, 2030 veya 2040 değil, hemen.
“Yaşantımızı hemen değiştirmek” ne anlama geliyor?
Bireysel açıdan baktığımızda hepimizin belirli bir bütçesi var. Bu bütçenin belirli bir kısmı beslenmeye, bir kısmı barınmaya, bir kısmı ısınmaya, bir kısmı da satın aldıklarımıza gidiyor. İşte bu dengenin hızla değişmesi gerekiyor. İçinde yaşadığımız ekonomik düzenin getirdiği bu denge bizi sürekli olarak belirli bir yaşam biçimine yöneltiyor ve işte o yaşam biçimi atmosferdeki karbondioksit oranının her sene 2 - 3 ppm artmasına neden oluyor. Elbette bu şekilde devletler kurallar koyuyorlar ve elbette şirketler bu şekilde üretim yapıyorlar, ama sonuçta tüm bu imkanları bizler kullanıyoruz. Bizler düşünce biçimimizi değiştirmediğimiz müddetçe de mucizevi bir el gelerek devletlerin ya da şirketlerin davranışını değiştirmeyecek, bu değişimi getirebilecek tek güç bizde var, ama bizim de yaptıklarımızın sonucunu ve gücümüzü biliyor olmamız gerekli.
Hayatımız hiç değişmeden kaldığı sürece bu soruna bir çözüm bulabilmemiz mümkün değil. Sadece çözüm bulduğumuzu düşünüyoruz ama büyük resmi çoğunlukla görmüyoruz. Elektrikli araç kullanmak iklim krizi sorununu tek başına çözmeye yetmiyor. Elektrikli araçların geneline baktığımızda geliştirilmeye açık yönleri bulunuyor. Öncelikle çoğu halen bir önceki yüzyılın düşüncesiyle üretildiği için fazla ağırlar. Bu noktada enerji verimliliği halen sorgulanıyor. Elektrikli araç yerine toptan başka bir çözüm düşünmek ise şu aşamada endüstrinin pek işine gelmiyor. Kullanılan elektrik her ne kadar büyük oranda yenilenebilir enerji ile elde ediliyorsa olsa da, hepimizin büyük resmi de görmesi gerekiyor.
“Biz şirket olarak 2040 yılında net-sıfır olmayı planlıyoruz” demek, 2040 yılına kadar atmosfere karbondioksit salmaya kesinlikle devam edeceğiz, ondan sonra da bir yolu bularak “belki” atmosfere saldığımız karbondioksit kadar ağaç dikeceğiz anlamına geliyor. İki yönden yanlış, hem 2040’a kadar gezegene zarar vermeye devam edeceğinizi açıkça söylüyorsunuz, hem de net-sıfır diyorsunuz, yani, “ben karbondioksit salmaya devam edeceğim, ama bunun yanında da ağaç dikeceğim” düşüncesindesiniz. O zamana kadar iklim krizi diktiğiniz ağaçları sulayacak kadar su bırakmayacak, bunu hesaba katmıyorsunuz.
Bu listeyi epeyce uzatmak mümkün ama sanırım siz konuyu anladınız. Tehlike sınırını 1970’lerin başında aştık, şimdi hemen frene basmak yerine kendimizi kandırmaya devam ediyoruz. Artık seçimi de geride bıraktık, şimdi gerçek soruna odaklanmamızın vaktidir, zaman iyice geçmeden.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
50. Yılda Çevre Günü, Güzelliğin Görünmeyen Yüzü, İklim ve Alerji
09 Haz 2023

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR


