Kendine ait bir balkon ya da annelerin evi terk etme hakkı

Can Kılcıoğlu, zor olanı başarıyor "Küçük Balkon"da. Kötü ve üzücü örneklerinin aksine, erkek gözüyle ama titizce işlenmiş, ikna edici bir kadın öyküsü, bir kız kardeşlik anlatısı kuruyor sahnede. Nazlı Senem Ünal, Vildan Atasever ve Deniz Karaoğlu’ndan oluşan sahne üstü üçlüsü çok ikna edici ve bolca güldüren performanslar sunuyor.
Kendine ait bir balkon ya da annelerin evi terk etme hakkı

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

Bir parça katı ve sabit fikirli tınladığının farkında olarak—ama her defasında ne yazık ki yanılmayarak—tekrarlar dururum: Tiyatro ve sinemada erkek yazarların kadın hikayesi anlatmasına mesafeliyim. Erkek yazarların, çoğu zaman tüm iyi niyetlerine rağmen, ciddi anlamda tökezlediği o kadar çok kadın anlatısı izledik ki… (Murat Mahmutyazıcıoğlu ile Reha Erdem’in kaleminden çıkan kadın oyunlarını, filmlerini, karakterlerini hariç tutarak.) 

Az sonra bahsedeceğim oyun da bir erkek yazar-yönetmenin aklından, kaleminden çıkmış bir kız kardeşlik öyküsü, bir kadın oyunu… Ve güzel haber ki neredeyse hiç yalpalamıyor, bilakis kadınların kendilerine ait dünyasına çok isabetli aralıklardan uzatıyor kafasını ve hemen her ayrıntısıyla ikna edici bir hikaye kuruyor önümüze.

2025’in en yeni oyunlarından Küçük Balkon, daha çok sinemacı kimliğiyle tanıdığımız Can Kılcıoğlu’nun yazıp yönettiği; naif, hüznü ve neşesi dengeli şekilde çizilmiş bir kız kardeşlik öyküsü. Alt notalarında ise bir annelik hikayesi gizli. Kılcıoğlu, prömiyer akşamı yaptığı uzunca teşekkür konuşmasında anneanne, teyzeler, anne derken kalabalık bir kadın ahalisi arasında büyüdüğü bilgisini paylaştı seyirciyle. Kadınların dilini ve duygusunu kalpten hissedip falsosuz aktarabilmesinin sırrı hakikaten de burada belki de… (Kendisiyle yaptığımız söyleşide yazdıklarını; feminist gözüne, bakışına güvendiği kadın arkadaşlarına mutlaka okutup onay aldığını da not düşmüştü.)

İki kız kardeş, gerilimli bir karşılaşma

Muşambalarla ve görmüş geçirmiş mobilyalarla dolu bir evin salonunda karşılıyor Küçük Balkon bizi. Tek perdelik, 85 dakikalık oyunun tamamı da bu sahnede, özenle hazırlanmış aynı tasarımın içinde geçecek. 

Yeşil kadife döşemeli kanepede bağdaş kurmuş, dinlediği mantraları tekrarlayarak sakinleşmeye çalışan genç kadın; Nehir. Tiyatro sahnesinde ilk defa izlediğimiz Nazlı Senem Ünal’ın, birazdan daha yakından tanışacağımız Nehir’e hem fiziken hem mizaç olarak ne kadar cuk oturduğunu hızla fark edeceğiz.

Nazlı Senem Ünal, Nehir rolünde (solda), Damla rolünde ise Vildan Atasever (sağda) var.

Çalan kapıdan giren erkek oyuncuyu tiyatro takipçileri yakından tanıyor: Nehir’in bir flört uygulamasından eşleştiği Burak rolünde, Deniz Karaoğlu giriyor evin salonuna. Nehir’le Burak yarı ateşli yarı acemice birbirlerine yakınlaşadursun az sonra biri daha girecek içeri. Tiyatro sahnelerinde ilk kez gördüğümüz, sinema tarihimize ise ismini genç yaşlarından itibaren yazdıran Vildan Atasever, Nehir’in ablası Damla olarak evdeki gitgide tuhaflaşacak akşama dahil oluyor…

Oyun; sorumsuz, özgürlüğüne, kendi hayatına düşkün gibi görünen küçük kız kardeşle gereğinden fazla sorumluluk sahibi, yer yer sıkıcı, sert abla arasında senelere yayılmış gergin ilişkiyi ufak ufak çözüyor önümüzde. Can Kılcıoğlu, sık görüşmeyen bu iki kız kardeşin gerilimli başlayıp yumuşacık bir noktaya evrilecek beklenmedik karşılaşmasını; aralarına ikisinin de tanımadığı genç bir adamı, üçüncü kişi olarak sokarak son derece dinamik akan bir hat kurmayı başarmış. Küçük Balkon seyirciyi kanımca en çok bu dinamik, teklemeyen ve çokça güldüren, başarılı bir matematikle kurulmuş ama bir o kadar da doğal diyalog akışıyla yakalıyor.

Kendimi kız kardeşlerin değil annenin yanında buldum!

Oyun, komedi aksını en çok Burak’ın yer yer patavatsız ama çoğu zaman zekice lafları üzerinden kuruyor. Sadece lafları da değil, Deniz Karaoğlu’nun sahnede finale kadar eksilmeyen varlığı, Küçük Balkon’u hakikaten de çok eğlenceli kılan, seyirciye sık sık kahkaha attıran belirgin bir katkı sunuyor. Hikayenin ana taşıyıcısı olmadığı hâlde sadece repliklerinin mizahıyla değil, bazen sessizce yaptığı tek bir omuz hareketiyle bile tüm salonu kahkahaya boğabiliyor Karaoğlu. 

  • Aralarındaki hem çocukluktan gelen ortak bir gerilim hattı bulunan hem de annelerinin mevcut durumundan kaynaklı, kanlı canlı ciddi bir problem olan Damla ile Nehir’in öyküsünde derinleşiyoruz oyun boyu. Bu esnada Burak’ın oyundaki ağırlık noktası da bir şekilde hiç eksilmiyor.

Nehir ile Damla, hem hiç benzemiyor birbirine hem de her kardeş gibi ortak bir geçmişin ayrılmaz iki parçasılar. Ne kadar uzaklaşsalar da birbirlerini bir şekilde tamamlayan iki kadın onlar. Ortak paydaları olan anne-babayı hiç görmüyoruz ama kızların anlattıklarından görmüş, konuşmuş kadar oluyoruz ikisiyle de. Özellikle de anneyle… Zira bu oyun, her ne kadar iki kız kardeşin hikayesi gibi görünse de bir yanıyla da bir annelik deneyimi oyunu. 



Kızlarının tabiriyle onları “sığdıramadığı” o küçük balkonda, o annenin, yalnız başına çekilecek iki nefes sigaraya ne kadar ihtiyacı olduğunu, bir gün hiçbir şey söylemeden paltosunu, çantasını alıp, çocuklarına 10 sene gibi gelen birkaç saatliğine ortadan kaybolmasının aslında hiç de "tuhaf" olmadığını düşündürüyor oyun… En azından annelik deneyimi olan kadınlara hissettirecektir bunu. Ya da belki bazen çok fazla şey beklediğimiz annelerimize başka bir gözle bakmamıza vesile olur. Beni en çok, sahnede hiç görmediğimiz anne üzerinden yakalıyor Küçük Balkon. Enteresan bir şekilde, yazar/yönetmen mevzuya esasen kızların açısından baksa da ben tüm bu anlatıda annenin yanında buluyorum kendimi…

Çok ikna edici üç performans

Prömiyer gösteriminde izlediğim hâlde üç oyuncu da son derece rahat, birbirlerinin enerjilerini tanımış, çözmüş biçimde oynuyordu. Açılışı da yapan Nazlı Senem Ünal, ilk sahnelerdeki hafif gergin tonunu üzerinden çok hızlı atıyor; Vildan Atasever ise tam da tahmin ettiğim gibi sesinden yüzüne öyle doğal oynuyor ki Damla’da. Oyundan çıktığımda üçünü de ayrı ayrı karakterleriyle kabul etmiş; sanki Nehir, Damla ve Burak’ı farklı durumlarda neler yapabileceklerini bilecek kadar iyi tanımıştım. Bunu Can Kılcıoğlu’nun titiz kalemi kadar üç oyuncunun da ikna edici performanslarına bağlıyorum.


Küçük Balkon sizi bir uçtan bir uca alıp savuracak ya da ne bileyim, aile, kardeşlik meselelerine dair çok derin sulara çekecek bir oyun değil. Belki daha sert detaylar, daha travmatik bir çocukluk geçmişi mevzubahis edilebilirdi. Ama tiyatro bazen de budur; bizi küçücük bir yaşam kesitine, minik bir kalp sızısına dahil olmaya davet eder. Ve sizi metninden sahne tasarımına, oyunculuklarından rejisine öyküsüne gerçekten dahil etmeyi başarabiliyorsa o iş tamamdır. 

Küçük Balkon, beni tüm ayrıntılarına sinen naif ve içten bütünlüğüyle kendine ikna etti. Belki kız kardeşinizi ya da annenizi alır gidersiniz… Ha, flört uygulamasından tanıştığınız çocukla/kızla giderseniz herkesten fazla güleceğiniz de garanti!


Not almalı: No Yapım&ESTA ortak yapımı Küçük Balkon, 29 Ocak Çarşamba 20.30’da Fişekhane’de, 5 Şubat Çarşamba 20.30’da Watergarden Performans Merkezi’nde izlenebilir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Aposto İstanbul

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

YAZARLAR

Bahar Çuhadar

Tiyatro eleştirmeni ve gazeteci. Gazeteci olmaya 9 yaşında, okuduğu Körfez Savaşı haberlerini defterine baştan yazarken karar verdi. İkonik savaş muhabirlerine özenerek 'dış haberci' olma planlarıyla İstanbul Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler okudu. Üniversitenin köklü tiyatro kulübü İstanbul İktisat Sahnesi'nde tiyatroyla tanıştı. Dünyada olan bitene sahneden bakmanın tadını, dramaturjinin gücünü keşfedince kültür sanat ve tiyatro haberciliğine yöneldi. Dünya, Radikal ve Hürriyet gazetelerinin kültür sanat sayfaları ve hafta sonu ilavelerinde muhabir ve editör olarak çalıştı. 2011'den beri düzenli olarak haftalık tiyatro eleştirileri kaleme alıyor. Tiyatro Eleştirmenleri Birliği üyesi. Türkiye'yi gönüllü olarak terk eden yeni nesil göçmenleri anlattığı 'Yeni Ülke Yeni Hayat' adlı kitabın yazarı.

Aposto İstanbul

İstanbul'dan ve dünyadan seçilmiş etkinlikler, kültür-sanat ajandası, şehir gündemi, tematik rehberler ve şehrin sınırlarından taşmaya değecek davetler her hafta e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?

Kadıköy değişiyor ama bu sadece yapısal bir dönüşüm değil. Bu, bir mahallenin değişen yaşam kültürünün, aşınan kent belleğinin ve yaşadığı çevre üzerinde söz sahibi olmak isteyen sakinlerinin hikayesi aynı zamanda. Caferağa Mahallesi Muhtarı Hanife Dağıstanlı, son 15 yılda semtin geçirdiği dönüşümü kent belleği, kamusal alan ve aidiyet üzerinden değerlendiriyor.

Zeynep Sipahi

·

22 Tem 2026

Kent hakkı ve bellek: Kadıköy değişiyor, peki kimin için?
Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü

Sirkeci’de, İstanbul’un en yoğun geçiş noktalarından birinde yükselen Sanasaryan Han, bugün "lüks otel" olarak işletiliyor. Ancak binanın hikayesi bir otelden çok daha fazlası: Bir Ermeni vakfı, devletleşen bir mülkiyet, siyasi tutukluluk hafızası ve yarım asrı aşan bir hukuk mücadelesi...

Vartan Estukyan

·

17 Tem 2026

Sanasaryan Han: Vakıftan lüks otele uzanan yüz yıllık mülkiyet düğümü
Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu

Bayramda arabasız gezmek, çoğu insana külfet geliyor. Azalan otobüs seferleri, artan yolcu sayısı, belli semtlere gitmenin işkenceye dönüşmesi bayram gezmesinin olmazsa olmazları. Öte yandan ücretsiz bayram otobüsleri, sabahın nurunda kalkıp işe gidenler, bu yüzden şehri ancak bayramdan bayrama keşfedenler, iki kuruş harçlıkla hayatını idame ettirmeye çalışan kadınlar, denizi görmeden büyüyen çocuklar, çocuklarına denizi göstermek için bayramı bekleyen aileler için biraz da.

Ayça Örer

·

29 May 2026

Şehri yaşamanın bedeli: Bayramın ücretsiz otobüslerinde bir İstanbul turu
Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?

İstanbul, bitkileri ve kokularıyla geçmişin ve bugünün birlikte yaşadığı bir hafıza bahçesidir. Kimileri meşhur bir lavanta kolonyasının ferah kokusuyla büyümüştür; kimileri Tokatlıyan Han’ın önünden geçerken tanıdık bir lavanta esintisini bugün hâlâ duyar. Ve bazen, İstanbul sadece kokusuyla hatırlanır.

Gözde Keskin

·

28 Nis 2026

Hafıza bahçesinde bir kent turu: İstanbul'un kokusu nasıl hatırlanır?
Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni

İstanbul'da lale sevgisinin kökenleri çok eski zamanlara kadar uzanıyor. Türklerle birlikte Orta Asya'dan çıkıp Anadolu'ya ve İstanbul'a ulaşan lale, bahçelerimizden evlerdeki vazolara, geleneksel el sanatlarından edebiyata hep baştacı ediliyor. Hazır mevsimi gelmişken lalenin tarihinden bugüne uzanan renkli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Gözde Akyüz

·

19 Nis 2026

Kır çiçeğinden kültür çiçeğine: İstanbul kent yaşamında lalenin serüveni